Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2080
 

Bab-ı Esrar

Bab-ı Esrar
 

Bab-ı Esrar kitap kapağı


Kendisini henüz küçük bir çocukken terkedip ortadan kaybolan Poyraz isimli mevlevi bir Türk baba ile İngiliz annenin, sigorta eksperliği yapan ve karnında iki aylık bir bebek taşıyan kızları Karen Kimya, yanan bir otelin soruşturmasını yapmak üzere İngiltere’den Konya’ya gelir. Havaalanından otele giderken, arabanın tekerleği patlar. Karen Kimya, arabanın şöförlüğünü yapan ve aynı zamanda şirketin Türkiye'deki sigorta acentası olan Mennan’ın tekerleği tamir etmesini beklerken, birisi yanaşıp kendisine bir yüzük verir. Olayların gelişmesi ile birlikte, yüzüğü kendisine veren kişinin Şems-i Tebrizi olduğunu anlaşılır. Olayların gelişmesi ile çocukluğundan beri kendisine arkadaşlık yapan hayali arkadaşı Sunny’nin aslında Şems olduğu ortaya çıkar.

Bakışlarım yeniden Mevlana’nın yeşil türbesinin ardındaki kızıllığa kaydı. Güneş hızla yükseliyordu, çok sürmez sarışın ışıkları türbenin yeşil kıvrımlarında gezmeye başlardı. Bulutların ardındaki güneşe bakarken Sunny’i  hatırladım. Hayali çocukluk arkadaşım... Sarı, kıvırcık saçlar, boncuk gibi iri mavi gözler...

Karen, kimi zaman Şems’in suretine bürünür Mevlana ile konuşur, kimi zaman Şems’in öldürülmesini seyreder. Sıradışı, fantastik ve karışık olaylar, Ahmet Ümit’in usta kaleminde anlaşılır ve okuyucunun kafasında hiçbir soru işareti bırakmadan son bulur. Kitabın sonuna gelindiğinde, tüm sorular sorulmuş ve tüm cevaplar verilmiştir.

Ahmet Ümit’in, “Sultanı Öldürmek” adlı eserinin ardından okuduğum ikinci kitabı oldu Bab-ı Esrar. Açıkcası Sultanı Öldürmek’teki kadar doyurucu, sürükleyici olmaması, az da olsa hayal kırıklığına uğrattı beni. Hayal kırıklığımın sebebi romanın başarısız olması değil, beklediğim kadar iyi bulamamaktı sadece.Yazar, “Bab-ı Esrar” isimli eserinde; alışık tarzından ödün vermemiş; hiçbir detayı atlamamış, iç içine geçmiş hikayelerin üzerinden ustalıkla gelmiş. İlginçtir, kitabın son bölümünü okurken gözümden bir damla yaş süzülmesini engelleyemedim.

Topluma mal olmuş kişileri roman kahramanı yapmak ancak usta yazarların üstesinden gelebileceği, cesaret edebileceği bir iştir. Romandaki kahramanların Şems-i Tebrizi ve Mevlana olmasına bakıp, Elif Şafak’ın “Aşk” isimli romanı ile karşılaştırmak anlamsız olur. Tamamen farklı amaçlarla yazılmış eserler ve ikisi de yeterince başarılı.

Kitabın bazı bölümleri, korku filmi sahneleri gibi ama okuyucuyu ürkütmüyor. Karen’in babası Poyraz’ın arkadaşı İzzet Efendi ile ilgili bölümlerde gözümün önüne Kurtlar Vadisi Pusu’daki Polat Alemdar’ın babası geldi nedense. Roman, bir gün olur da filmi çevrilmeye kalkılırsa, İzzet Efendi rolüne kendisi çok yakışırdı.

Belki de beni anlayacaktı. Ya anlamazsa, ya çocuğu istemezse? Bilmiyordum, ne yapacağımı bilmiyordum. Aklım bu karmaşık sorunla uğraşırken, sanki çabuk yürürsem çözümü daha kolay bulabilirmişim gibi adımlarım kendiliğinden hızlanmıştı.

Ahmet Ümit’in kitaplarını okurken, kendisinin roman yazma konusunda hiç zorlanmadığı hissini uyandırıyor. İçinde doğal bir yeteneği olmayan kişinin, bu kadar zor konuları ustalıkla ve şeffaf bir şekilde sunması çok mümkün değil. Cümleler, nasıl yazsam daha etkili olur diye uzun uzun düşünülmüş gibi değil, sanki aklına ilk geleni yazmış Ahmet Ümit.

Kitabı okuduktan sonra, Konya’ya giderek, Mevlana ve Şems’i türbelerini görmek, bu iki önemli şahsiyetin ilk karşılaştıkları yer olan Merecel Bahreyn'i görmeyi istemeniz kuvvetle muhtemeldir.

Allah, Hazreti Adem’in burnuna yaşam nefesini verirken, kendi ruhundan bir parçayı da onun canına katmıştır. Yani Allah aynı zamanda içimizdedir. Ama nefsimizin istekleri bizi yanlış yola sürükler, yemeye, uykuya, şehvete duyduğumuz açlık, kabaran benliğimiz o kutsal parçayı ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki, çoğu insan kendi içindeki bu cevherin faarkına bile varmaz. İşte bu parçayı fark ederzk aramaya başlayan kişiye aşık deriz. Aramanın kendisine de aşk. Yani aslolan aramaktır. Lakin arayış tek başına olmaz; bize bir öğretmen, bir mürşit başka bir deyişle bir maşuk gerekir. Çünkü kimse o kıldan ince, kılıçtan keskin sevda köprüsünden tek başına geçemez. Ama bir kez geçti mi artık maşuka da ihtiyaç kalmaz. Aşık da, maşuk da, seven de sevilen de sadece o kişi olur. Tıpkı Cenabı Hak gibi.”

Yazar, kitabın son sayfalarına Bab-ı Esrar’ı yazarken yararlandığı kaynakları koymuş. Kaynakça şeklinde, faydalanılan eserlerin belirtilmiş olması güzel bir alışkanlık.

Daha önce hiç Ahmet Ümit okumamış olanlara, ilk olarak dili daha akıcı olan ve daha kolay okuyabilecekleri, olan “Sultanı Öldürmek” adlı eserini okumalarını tavsiye ederim. Ama Bab-ı Esrar’da mutlaka okunması gereken kitaplar arasında.

 

Bab-ı Esrar, Ahmet Ümit, 2008, Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic.A.Ş.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 99
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 2547
Kayıt tarihi
: 28.12.08
 
 

1992 yılından beri yurtdışında yaşıyorum. Moskova Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü mezunuyum. Mosk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster