Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
228
 

Baba Evi (Babalar ve Kızlarına)

Baba Evi (Babalar ve Kızlarına)
 

          Baba yüreğiyle “ Senin duru güzelliğin yeter, makyaja ne gerek var?” derdi hep. Kızı da babacığının sözünü dinler makyaj malzemeleriyle haşır neşir olmazdı. Ama bugün başkaydı Şermin için. İnsan hayatında habire gelin olmuyordu ya hani, aynaya bakarken “Makyaj malzemeleriyle barışmanın hatta boya küplerinin içine düşmenin vakti geldi” diye geçirdi içinden, kendi kendine gülümsedi. Makyajının son rötuşlarının ardından hazırlıklar tamamlandığında çok güzel bir gelin olmuştu. “Bugünlük babamın istediği olmadı, beni görünce yüzü düşecek “ Şermin hayırdır? Boya küpünün içine mi düştün?” diye takılacak ama babam bana kıyamaz, bir günden bir şey olmaz” diye diye kendini teselli etti.

          Arif Bey biriciğini, en kıymetlisini dört gözle bekliyordu. Kim bilir nasıl güzel bir gelin olmuştur diye düşündü. Birazdan gelin almaya geldiklerinde kuş misali uçup gideceğini düşündükçe yüreği daralıyor ama onun mutluluğunu hayal ettikçe içi içine sığmıyor dualar ediyordu. Onun yokluğuna alışmak dayanmak ne zordu. Eşi Elif Hanım’ ın ağladığını görünce boğazına bir yumru oturdu, yutkundu. Bir zaman ayaklarında salladığı, köşe bucak saklambaç oynadığı, gözünden sakındığı, herkesten kıskandığı, yere göğe sığdıramadığı gidiyordu işte. Gözünün ucundaki yaş akmasın diye bir ara dayandı. Misafirlerle oyalandı. Kapı çalınıp Şermin’ i beyazlar içinde görünce “ Kim demiş erkekler ağlamaz diye”  deyip muslukları açtı. Kendini tutabilmesi imkansızdı. Şermin’ in de annesiyle babasından farkı yoktu hem ağlarım hem giderim misali şaşkındı. Gözünün ucunda biriken yanaklarıyla buluşmasın, makyajı bulaşmasın diye telaşlıydı. Yukarı doğru bakıyor, yelpazeyle yüzünü yelleyip aktı akacak gözyaşlarını kurutmaya çalışıyordu. Annesiyle babasını kocaman öptü öptü. Misafirlerle ilgilenmek biraz da odasıyla vedalaşmak üzere yanlarından ayrıldı. Çünkü biraz daha bir arada kalsalar hıçkırıklara boğulacaktı. 

          Merdivenlerden üst kata odasına çıkarken babasıyla oynadığı kovalamacaları hatırladı. Annesinin öperek kucağında taşıyıp yatağına yatırdığı anları anımsadı. Nasıl tatlı ne unutulmaz anılardı. “Baba Evi” gibisi var mıydı? Ama Ahmet’ ine de kıyamadı inşallah onunla da sıcacık yuvası ne güzel bir evi olacaktı. Gelindi ya duyguları karmakarışıktı. Ne serden geçebiliyordu ne yârdan. Odasının gıcırdayan kapısını paldır küldür son kez açtı e evlenince hanım hanımcık olacaktı ya böyle açmak yakışmazdı. Kendi kendine güldü, güldü. Aslında niyeti kapıyı paldır küldür açıp yatağına boylu boyunca uzanıp uzun uzun ağlamaktı ama dayandı. Kırk yılda bir yaptığı, hele bir de ahım şahım emek verilen gelin makyajı mı aksındı? Annesinin duvarlardaki fotoğraflarına dokundu yerinden çıkarıp bağrına bastı. Babasının gülen fotoğrafına bir öpücük kondurdu. Baba evinden ayrılmak ne zordu. Bazen atışmaları tatlı tartışmaları olurdu, biliyordu onları bile mumla arayacaktı. Dolabını açtığı anlardaki lavanta kokusunu hiç unutmayacaktı. Karşısından çekilemediği aynasını şimdi kim çatlatacaktı? Penceresinin önünden denize baktı ah o deniz manzarasından nasıl kopacaktı? Mutfağa geçtiğinde gözleri daldı. Onsuz yemekler ardından ne tatsız, tuzsuz olacaktı. Annesinin özene bezene yaptığı, sevgisini kattığı en sevmediği yemeğe bile hasret kalacaktı. Kahvaltılardaki kahkahaları kulaklarında çınlayacaktı. Daha neler neler ama zaman daralmıştı. Kapının çalınması ve korna seslerinin yakınlaşmasıyla ayrılık vaktinin geldiğini anladı. Usulca misafirlerle birlikte aşağıya indi. Gelini almaya gelmişlerdi.

          Herkesle vedalaştı önce ağlamamayı başardı. En sevdiği bir türlü atmaya kıyamadığı, kulbu kırık kupasıyla kana kana bir su içti. En zor ayrılığa sıra gelmişti. Kapıdaki Hanımeli’ nin  kokusunu ciğerlerine kadar çekti derin bir nefes aldı. Çalan davul zurna sesinden bir an uzaklaşarak döndü evine baktı. Bahçesindeki salıncağına, pencerelere bile el salladı. O an gelmişti. Annesine sarılıp doya doya öptü ayrılamadı. Babası arkasını dönerek gözyaşlarını sakladı. Sıra ona gelmişti ağlamamalıydı da olmadı. Kolay mıydı? Uğurböceği gidiyordu işte. Annesinden zor zahmet ayrılan Şermin ini kucakladı baba yüreği hiç kıyamıyor dayanamıyordu be. Bir sarıldılar. Şermin i babasından ayırabilene aşk olsun. Halası babasını çekiyor amcası Şermin’ i, hadi ama herkes bekliyor. Ellerde mendiller kimse bu sahneye kayıtsız kalamıyor. Arif Bey Şermin’ in ellerini avuçlarına aldı. “Canımın yarısı biricik evladım hep mutlu ol. Dualarımız seninle o gülen yüzün hiç solmasın. Önce Allah a sonra Ahmet’ e emanetsin. Ama bil ki bir gün mutsuz olursan bu kapı sana sonuna kadar açık. Korkma annen, baban hep yanında. Baban burada.” Şermin bunları duyunca daha çok ağladı. Gurbete gidiyor olması da ayrı bir yangındı. Senede ya iki bilemedin üç olsun gelip görebilmesi. Ama hayat dünyanın kanunu, yapacak bir şey yoktu. Babasına yeniden sarılınca, annesi onu yeniden kucaklayınca bir an durdu, neredeyse Ahmet’ e dönüp; “ Al misketini, ver bebeklerimi ben oynamayacağım” diyesi geldi. Gelindi ya işte ortayı bulması güçtü. Hem ağlarım hem giderim misali gelin arabasına bindi, gözlerini yumdu. Yeniden açıp aracın dikiz aynasına bakınca gülümsedi. “ Ah be babam hep temiz kalplisin istediğin oldu. Makyajın M si kalmamış. Senin kızınım ya, makyaja ne gerek var? Her sözün kulağımda, sevgin kalbimde nazlı kızını unutma...”

 

SİBEL YILMAZ

          

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sibelciğim! Anlamlı şahane bir öykü kutlarım canım.Selam ve sevgiler sağlıklı mutlu günler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 12.05.2018 6:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 210
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 578
Kayıt tarihi
: 22.02.18
 
 

1978 Bursa doğumlu. Kelimelerin Dansı ve Kırmızı Vosvos kitaplarının yazanı.  Eşi ve kızları olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster