Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '19

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
69
 

Baba Olmak

Hayat güzel ve cömert olduğu gibi, bir o kadar da acımasız ve ders vericidir.

Benim babam işçiydi, 1000 dereceye yakın madeni üfleyerek onu camdan şişe, çeşmi bülbül, sürahi gibi ürünler haline getiren bir cam işçisi, çocukluğu köyde analık elinde geçmiş, 4 kardeşin tek erkek çocuğu olarak çobanlık etmiş, çok zaman aç bırakılmıştı. Gençlik yıllarında dedem ile İstanbul' a göç etmişler. Buradaki yaşamı da pek öyle varlık içinde geçmemiş, Eşekler ile su taşımış, Evde dondurma yapıp satmaya işe çıkmış, sonra İstanbul'daki büyük cam fabrikasında işe girmiş. Hayat işte burda sevmiş, ve hayatta belki de ilk kez istediği olmuş, tabi o kavuşma hikayeside oldukça uzun ve duygusal olmuş ama sevdiği kız ile yani annemiz ile evlenmiş. 4 erkek 1 kız 5 evladı olmuş.

Babam ile o kadar güzel anılarımız var mı? Bahsettiğimiz çocukluk yıllarımız 80 ihtilalinde 6 yaşındaydım ve en büyük oğlu bendim, o zamanlar bir babanın oğluna sarılması, can ciğer kuzu sarması olmaları pek olası şeyler değildi, tabiki çok seviyordu ama o bir babaydı ve belli tabular mesafeler vardı. Tek başına 5 çocuk ile borç harç evde yapmıştı. Zor günlerde ne annem ne biz hiç bunu sorun etmiyorduk. Hatta bizde ilk okul bitince işe başladık. Durumlar öyle gerektiriyordu. Babam futbol oynamamızı istemiyordu aslında çokta iyi oynardım. Ama korkumdan hep gizlice oynardım. Ayakkabı masrafı çıkıyordu iki kez topa vurunca, o zamanlar asfalt yok, üst baş çamur toz olurdu. Çocuk aklı ya işte üst kıyafetleri ters giyer oynar eve giderken tekrar ters giyer içi pis ama dışı temiz olurduk. Hatta babamın imzasını atarak bir kulüpte lisans bile çıkartmıştım. Nasıl da kandırıyordum ama babamı. Arkadaşlarımın top ayakkabıları vardı, ben ise sıradan bir ayakkabı ile oynuyordum ve yedeğim yoktu, yine böyle bir gün oynarken babam ile göz göze geldik, yakalanmıştım, o anı şu an bile hatırlıyorum. O kadar borç içinde adam tek başına çalışıyor, bizi okutuyordu. Nasıl bir dayak bekliyordu beni düşünemiyordum. Babam seslendi buraya gel diye, korku ile gittim. Elini kaldırıp poşeti uzattı ve "Al bakalım beğenecek misin" dedi. şu an bile gözlerim doluyor, poşette top ayakkabısı yani krampon vardı. Babam o kadar borcun içinde ve o kadar top oynamama kızmasına rağmen içinde var olan evlat sevgisine yenilmiş belki evin bir haftalık masrafını harcamıştı.

Ama babalar anlayışsızdı ya bizim için, bir gün babama kızıp 16-17 yaşlarında evden kaçtım. Çok sürmedi ertesi gün evdeydim. ama kaçtığım günün gecesi sanırım hiç uyumamıştı, ben yarın o eve gideceğimi düşünerek uyuyamadığım gibi. Onun neden uyuyamadığını mevsim yaza yakın ve sıcak aylar olmasına rağmen babam yakın bir arkadaşımın evine gidip sabah erkenden "Bu kazağı Celal' e ver, Gece soğuk olur üşür belki" demiş olmasından anladım. Arkadaşım bana kazağı verirken baban çok üzgündü dedi, nasıl olur tam tersi çok kızgın olmalıydı. Ama bunu eve gidince öğrenecektim ve öğrendim de. Eve geldim annem hiç bir şey demedi tek dediği " Utanmadın mı" oldu hatırladığım. Bu söz beni utandırmıştı ama bir o kadar da korkutmuştu. Yemek yedim hemen yattım yorganı da üstüme çekip zaman  geçti babam eve geldi. O yorganın altında nasıl titrediğimi korktuğumu anlatamam. Aslında anlamsız bir korkuydu çocukluktu. Anneme "Geldi mi" diye sordu sesi çok alçaktan gelir gibiydi. annem "Geldi, yemek yedi yattı" diyebildi. Kapı açıldı ama bir süre ses olmadı, ışığı yaktı sanırım 20-30 saniye kadar yattığım yere baktı, mutlu oldu sanırım ve kapıyı kapattı. Bir daha hiç o gün ile ilgili konuşma geçmedi.

Yıllar acımasızdı, ve babam hem mesleğinden, hem de sigara nedeniyle çok erken yaşlarda ciğerlerinden rahatsızlandı. 38 yaşındaydı. önce çalıştığı bölümü değiştirdi sonra emekli oldu, sigarayı, kahvehaneyi bıraktı, emekli olduktan sonraki 20 sene bu hastalık onu yavaş yavaş yedi bitirdi ve son bir yılı KOAH illeti onu iyice aldı bizden, o son bir kaç ay babam ile hayatımı gözden geçirdim. Ona çok demek istediklerim oldu, af dilemek, helallik almak, içimi dökmek. olmadı yapamadım, çünkü babamdan yine korktum, morali bozulur, üzülür, ölümün yaklaştığını hisseder diye düşündüm içime attım. Aslında zaten biliyordu zamanın bittiğini ya ben yine de yapamadım. Şimdi ayda bir kaç kez ziyaretine gidiyorum kabrine 3. senesi oluyor, o zamanlar diyemediklerimi anlatıyorum, konuşuyorum. Ama olmuyor, bu arada babamdan korkumuzun sebebi sesi gürdü belki ama hayatım boyunca bir kez dövmüştü sanırım onda da haklıydı.

Şimdi bende bir babayım, ve bazen anlaşılmaz oluyorum çocuklarıma göre, belki babam gibi zor şartlarımız yok, ama evladı düşünmek, başına bir şey gelecek kaygısı yaşamak, çok kızsam da sonunda içimdeki sevgi yoğunluğumun galip geldiğini gördükçe babamı anlıyorum. Üzüldüğüm, bir gün kendi evlatlarımın da bana eksik kalıp üzülecekleri günlerin olacağını bilmek kolay değil.

Demem o' ki ben Babama eksik kaldım. Bir çok kişide sanırım kalmıştır. Siz kalmayın.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 79
Kayıt tarihi
: 06.09.18
 
 

Gümrükleme hizmeti veren özel şirketin ith.müş.temsilciliğini yapıyorum, mesai dışında vaktimi ai..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster