Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '17

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
133
 

Babaannemin Reçelleri

Babaannemin Reçelleri
 

Bir kaç gün sonra bayram. Ramazan nasıl geldi ve geçiyor anlamadım. Günler su gibi akıp gidiyor. Takriben 10 gün sonra Şeker Bayramı.

Bayram deyince aklıma çocukluğumdaki bayramlar geliyor. Özellikle Kuzguncuk'ta babaannemin evindeki bayramlar.

Ben kendimi bildiğimde babaannemle oturmuyorduk. Yıllar önce annem Kuzguncuk'taki kayınvalde evine gelin gelmiş ama ben bir yaşımda iken Laleli'ye ayrı eve taşınmışlar. Ben babaanne evini gidip gelmelerimden hatırlıyorum. Ama o kadar sık giderdik ve biz çocuklar o kadar çok kalırdık ki o evde bir sürü anı biriktirmişim.

Gelelim Bayramlara. Babaannemin evinde bayram hazırlıkları günler öncesinden başlardı. Babaannemin büyük halam ile oturduğu bu 5 odalı kocaman ev önce güzelce temizlenir paklanırdı. Koca ev dediğime bakmayın. Benim küçük kafamda çok büyük gelen o evi yıllar sonra gördüğümde şaşırmıştım. Çok büyük sandığım ev meğer o kadar büyük değilmiş.

Ev temizlenir paklanır diyorum ama bu temizlik işi bayrama kadar tekrarlanırdı. Çamaşırlar yıkanır, mis gibi keten yatak takımları ütülenir ve yataklara serilirdi. O zamanın şartlarında çamaşır makinesi, termosifon yok. Su mutfakta gaz ocağının üstünde kazan içinde kaynatılır, çamaşır leğende yıkanırdı. Babaannem yaşlı, halam da gezegen bir tip olduğu için büyük çamaşıra çamaşırcı denen kadınlar geiirdi. Bütün yataklara ki her odada karyolalar vardı çarşaflar serilip kışsa yorganlar kaplanır, yazsa pikeler örtülürdü. Oysa bayram ziyaretine gelenler akşam yemekten sonra son vapurla evlerine dönerlerdi. Belli mi olur, belki hava bozar, vapur çalışmaz ve kalırlar diye düşünürdü babaannem. Hatta ben hava bozsun, gelenler kalsın diye dua ettiğini bile sanıyorum.

Bayrama bir kaç gün kala yemek hazırlığı başlardı. Önce zeytinyağlılar pişirilirdi. Babaannemin kalem gibi sardığı yaprak sarmasının lezzeti dile destandı. Fistiği, üzümü, nanesi, baharatları tam tatamatı ile konmuş bu dolmaları yemeye doyamazdık. Tam tatamatı deyimi babaannemin sık kullandığı bir sözdü. Bir şeyi eksik olursa yemeğin çok kızardı.

Dolmalar, tatlılar yapılırken bayramda ikram edilecek reçellere de takviye yapıırdı. Kuzguncuk'taki evde her zaman çeşit çeşit reçel bulunurdu. Kayısı, şeftalı, erik, çilek reçellerinin yanısıra gül reçeli de hiç eksik olmazdı. Reçellik gülü bir Rum bahçıvan vardı o getirirdi sepet içinde. 

Her zaman reçel vardı diyorum ama bayram öncesi bu reçellere mutlaka ilaveler yapıırdı. İncir ve karpuz kabuğu reçeli bunların başında gelirdi.

Neden bu kadar önemliydi reçelller bayramda. Çünkü bayramda reçel ikramı çok makbul bir olaydı. Bayramdan önce büfeden çıkartılıp parlatılmış gümüş takımlar içinde reçel, özellikle karpuz kabuğu veya incir reçeli şeker yerine ikram edilirdi.

Gümüş tepsinin üstünde içinde bakmaya kıyamayacağınız, yemeye doyamayacağınız nefasette bir reçelin olduğu kase, gümüş kahve kaşıklar ve bir su kabı bulunurdu. Kendisine reçel tutulan misafir temiz kaşıklardan birini alır, reçele batırır ve yerdi. Sonra da reçelli kaşığı su dolu kaba bırakırdı. Bu ritüel bütün misafirlerde devam ederdi.

Sanırım o devirlerde çıklata, şekerleme fazla üretilmediği için bu adet vardı. En bilinen tatlı olan lokum da kahvenin yanında ikram edilirdi.

Bayramlarda misafire ikram edilen reçeller içinde en çok karpuz kabuğu reçelini severdim ben. Adeta bir şekerleme tadında olan bu reçelin çok zor ve maşakkatlı şekilde yapıldığını görmüştüm Kuzguncuk'taki evde. 

Karpuzun bayaz ksımının küp küp doğranıp bir gece önceden kireç kaymağına yatırıldığına şahit olmuştum. İlk öğrendiğimde kireç kaymağının kullanılmasından korkmuştum ama ertesi sabah defalarca yıkandığı öğrenince içim rahatlamıştı. Kireç kaymağından çıkartılan ve defalarca yıkanan karpuz kabukları şekerle hazırlanan şerbete atılır ve kaynatılırdı. Şekeri şerbete bir kaç karanfil ve çubuk tarçın da ilave edilirdi. Bu reçele farklı bir rayiha verirmiş.

Dura kalka bir kaç sefer kaynatılan reçel bir sürede güneşte bekletilirdi. O parlak ve saydam şeklini böyle alırmış reçel.

Ben hiç denemedim bu reçelin yapımını. Oysa ki bir çok reçeli çok başarılı yapmayı öğrendim zaman içinde.

Kimbilir babaannemin reçelinin tadını bulamam hüsrana uğrarım diye korkuyorum da ondan mı denemiyorum acaba.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 811
Toplam yorum
: 1052
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1007
Kayıt tarihi
: 26.04.11
 
 

Ben emekli bir iktisatçıyım. 21 yıldır bir sanatçı annesiyim. Küçük kızım klasik müziğe eğilim gö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster