Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '19

 
Kategori
Babalar Günü
Okunma Sayısı
131
 

Babalar Dünyam

     Dayım... Beş yaşında sorgulamaya başladığımda,  kafamda çözemediğim kocaman bir düğüm oluşmuştu. Çizdiğim resimler de sadece annem ve ben vardık, renklerin cümbüşüyle. Ahmet dayım gelince gülerdim, tüm içimle. Bıyıklarına bir türlü kıyamazdı, coğrafya öğretmeni olacaktı. " Dayı bıyıkların canımı acıtıyor"  dediğimde... Dedemin sundurmasında ki aynada,  beni omuzlarına alarak  birlikte traş etmiştik, sevgili kıl yumağını. Ondan çok güzel bir baba olurdu, yaşasaydı. Ölüm hiç yakışmamıştı ona. Sarılıp koklamıştım, çocukluğun verdiği korkusuzlukla.  " Dayı kalksana uyumanın vakti değil, bana kim baba olacak şimdi" diye fısıldadım kulağına.  Sonra, alın bu çocuğu burdan deyişleri hala aklımda. O yirmi dört,  ben beş buçuk yaşında. 

   Dedem... Baba olmanın yakıştığı en değerli insanlardan biri. Yoksulluğun, eşini kaybetmenin acısına tutunarak yaşamaktansa, kendini çalışmaya vermiş, duygusal adamın teki. Gözyaşlarına çocukken şahid olmuştum, anlam verememiştim. Büyüdükçe onda ki teslimiyete hayran kalmıştım. Yedi çocuk, en büyüğü on üç.  Evlen demişler, bu çocuklarla başa çıkamazsın. Hiç evlenmedi, tüm çocukları için çırpındı, didindi. Hepsini meslek sahibi bir birey haline getirdi. Çocuklarının başını okşayamadı ama, onları çok sevdi. Onun başını mı ? Hiç kimse sevemedi. 

  Cahit babam... Anlatılmaz yaşanır, cinsinden bir baba. İlk ve son bisikletimi bana alan kral baba. Büyüdükçe kız çocuklarına bisiklet almazlardı, o zamanlarda. Tüm hikayelerimin baş kahramanı, beni ben yapan suskun adam. ( Babamla iki gün adlı blog yazım onu anlatıyor )

   Allah baba... Gülmeyin sakın,  çocukluk işte. Allah baba diye,  öyle konuşmuşumdur ki kendisiyle. Bazen küsmüş, bazen çok sevmişimdir, hayali karakterimi. Çocukluğumun en sevdiğim iki kelimesi. 

  Erdal babam... Beni görme zahmetinde bulunmasa bile, gidip tanışmak için on üçümde can attığım, beklediğim değeri görmeyince pekte kurcalamadığım, otuz beşimde yanağımı sıkınca çocuklar gibi ağladığım duygum. Dört dil bilmesi, ülkeler, şehirler gezmesi ona beni veremedi. Ama itiraf etmeliyim ki sanatsal yönümü genetikse ona borçluyum :)

  Mustafa babam...Sizin kaynata, kayınpeder dediğiniz benim ona karşı ağzıma almadığım iki kelime. Babalık görmeyen biri ancak bu kadar üst seviyede babalık yapar. (Mustafa babam adlı blog yazım onu anlatıyor)

   Eşim... Babalı filmler ağlattığında beni, omzuma atar elini. Ben senin herşeyim der, yeter bana. Anlatılmaz yaşanır ve yaşıyorum. 

   Baba olabilen tüm gönüllere..

   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Jale Hanım, kıskandım sizi doğrusu! Ne çok babanız varmış böyle, biz bir tanesine sahip değilken! :) İnanın sizin adınıza çok sevindim, özellikle çocukken insanın gerçekten bir babaya ihtiyacı oluyor. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Sağlık ve mutluluklar dilerim.

Dr Atanur Yıldız 
 24.06.2019 5:03
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum..evet çok şanslı hissediyorum kendimi   25.06.2019 0:56
 

Her zamanki gibi çok içten ve ne kadar çok baba tanıyormuşsunuz cinsinden. Dayına çok üzüldüm; Allah rahmet eylesin. Hayat kendi kurallarını koyuyor; nice babalar var ve daha çok kaldırım babaları onlar. Sıcak ve samimi bir yazıydı... Selamlar

ERIC VAN BUYTEN 
 19.06.2019 15:19
Cevap :
Aynen ne çok baba tanıdım şu hayatta..Çok teşekkür ediyorum..  19.06.2019 22:53
 

Babalar her zaman önemlidir, Ölümler bizi onlara daha da yaklaştırıyor sanki, güzel bir yazı olmuş

stilwater 
 17.06.2019 10:31
Cevap :
Teşekkür ediyorum..yaşayan ölüde mevcut bende..saygılar   17.06.2019 13:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 62
Toplam yorum
: 201
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 187
Kayıt tarihi
: 28.04.17
 
 

Lise mezunu bir öğrenme aşığı, fotoğraf meraklısı, yazma sevdalısı, sevgi yanlısı, bir dünya insa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster