Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
480
 

Babalara ayıp etmeyelim!

Babalara ayıp etmeyelim!
 

Gerçek Baba Görev Başında


Bizim toplumumuzda hakkıyla “baba” olmanın “çok baba” bir iş olduğunu düşünüyorum.

Her baba yiğidin harcı değil bence babalık. Araştırdım baktım kafalardaki baba bilgisi çok kıt, tozlu topraklı ve eciş bücüş.

Millet diliyle görecek teknolojiyi yakalamış, biz hala taşdevri kuralları ile homur homur konuşuyoruz çocuklarla.

Hakkıyla babalık yapamayacak olan elini vicdanına koysun ve teeee baştan bıraksın bu işleri.

Her erkek evlenip barklanıp yuva kuracak sonra illa çocuk yapacak diye bir kural da olmasın!

Beklemesin bunu toplum!

Toplu ve seri katliamlar yaşanıyor sonra.

“Nabber Moruk?” dedi slip mayolu, yaşı ortaların üstlerinde gezinen arkadaş, pıtırcık kafalı oğlan çocuğuna.

“Moruk” seslenişinin moda olduğu, o çooook eski devirlerin ruhunu sürdürmek ister gibi bir hali vardı.

Çocuk taş çatlasa 3 yaşındaydı ve keyifle kumdan kale yapıyordu.

Adamın yaşlarında ( ama bu defa yaşı geçik) bayan cevap verdi:

“Naaapsın babası? oğluşun kale yapıyor”

Şezlonga boylu boyunca uzanan slip mayo, oğluşuna bir kez daha “bağırarak” ilgisini ve sevgisini göstermek istedi:

“Hamburger yer misin moruk?”

Pıtırcık kafa, kafasını kaldırmadan, gayet olgun bir şekilde ve usulca: “yirim” dedi.

Kırmızı küreğiyle mavi kovasının poposunu pıtpıtladı ardından.

Yaşı geçik yenge gülümsedi.

Slip mayo yaşını inkar etme telaşının ateşiyle, bir çırpıda kalkıvermek istedi şezlongtan.

Beynin verdiği komutları realize etmekte yaş itibariyle zorlanan beden, aniden ayağa kalkınca sendeleme hareketi yaptı şöyle bi... toparlandı tam derken... kumlara uzandı boyluboyunca... yüzüstü pozisyonda.

Ben denize döndürürken artık başımı....

Ayyy! Orhaaaaaan! Çığlığını attı yenge, oğluş ise sitem etti:

“kayemi yıktın be morrukh!!

Kafalarına çok yanlışlar zerkediliyor erkek çocuklar büyütülürken. Özellikle de annelerin çok hatalı yanlışlarını gözlüyorum.

Çocuğu doğuran ama yetiştirme sorumluluğunu almak istemeyen anneler, öyle bir dağ gibi, taş gibi, aslanlar gibi “baba modeli” yaratıyor ki çocuğun gözünde...

Tamam artık baş sıkışınca o kart sürülüyor masaya, kurmaca bir düzen içinde, anne gün gezmelerini salim kafayla yapabiliyor.

Çocuk açısından ise, o dağı-taşı aşıp, o aslanla kapışıp sağlıklı-medeni bir birey olmak hiç de kolay bir iş değil aslında. Ve derin düşünürsen aslında ne kadar yazık!...

“Aman baban duymasın! Aman babanın haberi olmasın! Ayy, baban duyarsa ne der? Babanı bilmez misin siler seni! Babanı kırma sakın, siler hepimizi!” diye diye... babaya karşı bol korku soslu, sözde saygı oluşturan o dişi kuş anneler, aslında belki de yaşansa mükemmel olacak bir baba-kız, baba-oğul ilişkisini kökünden dinamitlemekteler.

Birileri tutsun ve artık yeter desin bu annelere.

Çünkü yanlış yapıyorlar.

Anne inisiyatif almak istemediği durumlarda, deneyimsizliğini ve cahilliğini örtbas edebilmek amacıyla, direk çocuğun karşına dikilirse ortaklıları bozulur endişesiyle “baba” korkuluğunu dayıyor çocuğun burnuna.

Böylece anne ile çocuklar takım olurken baba ne yazık ki bütün “saygıdeğerliğine” rağmen dışarda kalıyor.

Yıllar boyunca, annenin babadan gizli serzenişleri, mutkafakta-kapı arkalarında yapılan çeşitli çaplardaki baba çekiştirmeleri ve hatta bazı “ay may kumay”lar ise müşfik ve cefakar annelerle çocuklar arasındaki bağları sözde güçlendirirken “baba” içerde herşeylerden habersiz gazetesini oluyor oluyor.

Yazık değil mi bu babalara?

Yazık ve çok ayıp bence.

Hişşşşt! dedi kadın... “ ya baban duyarsa” o fısıltılı sesiyle konuşarak bir yandan gizemi artırıyor bir yandan da kınayıcı bir ifade ile karşısındaki küçük suratı süzüyordu.

Çocuk alık alık baktı annesinin yüzüne.

Bu otorite dehşeti ile ilk karşılaşmasıydı.Bir şey anlamamıştı.

Sapanla da biraz önce tanışmıştı zaten. Lastiği gerip taşı atmak hoşuna gitmişti.

Az kalsın komşuları Neriman teyzenin camını kıracaktı ama kırmamıştı işte allahtan. Gelgelelim Neriman teyzeye komşu oturmasına giden annesi bu durumu görmüş, ayağında terlik, sırtında hırkası sokağa çıkıp, işte şimdi, bu çöp bidonlarının orda, telli duvara sırtını verip sorgu suale çekivermişti kendisini. Annesi son noktayı,

“Sakın baban duymasın!Hemmen git geri ver bu sapanı, paranı da geri almayı unutma!” diyerek koydu.

Baba otoritesine başlangıç. Ünite No:1

“SAKIN BABAN DUYMASIN!”

Çok yoğun bir eğitim-öğretim verecekti bu annemiz sevgili oğluna.

Ve baba gün geçtikçe gözde devleşirken , gitgide uzaklaşan bu devi elinden tutmak, ona sarılarak “ baba seni seviyorum” demek imkansızlaşacaktı çocuk için.

Hem böyle bir şeye kalkışsa annesi

“Hişşt!” diyebilirdi yine...”Babana napıyorsun öyle?! Doğru olmaz!..”

Doğru olan, babaların anneler aracılığıyla değil, kendi sesleriyle konuşmaları olsa gerek.

Çocuklar babalara cıvıltıyla “baba” demeli; kalpler sevinç dolmalı.

Babalık içi doldurulunca hakedilen bir paye bence.

Yoksa “valla benim sperm gitmiş...dönmüş şöyle köşeden... a-ha da yumurtayı buluvermiş....hadi iyisin baba oldun dediler!”

deyince baba olunmuyor.

Toplumda dayatılan bunca olumsuz değer varken “Babalanmak, babalık etmek, en baba bilmem ne olmak” gibi deyimlere de şaşmamak lazım.

Bir de ne demiş atalarımız :

“Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur.”

Yani:Çocuklar ana babalarından ne görürlerse ona özenirler.

Internette konuya ilişkin deriiiiiin araştırmalarımı sürdürürken Fikret Gürsoy isimli şair arkadaşın hayli ilginç bir şiirini buldum. Paylaşarak vedalaşıyorum sizlerle.

Dilerim hepinizin canlı-kanlı-gerçek, sevgili, şefkatli, kolları çocukları taşımaktan upuzuuun olmuş, kucakları sımsıcak, elleri yumuşacık, gözleri şefkatle-anlayışla bakan babalarınız vardır.

Babalarınız başka türdense de dilerim sizler öyle babalar olursunuz ya da çocuğunuzun babası-sevgili eşleriniz böyle “harbiden baba” bir adam olur!

Noel Baba

Daha küçükken, Miladi yılbaşı geldiğinde
Noel Baba, hediye getireceğini, beklediğimde
Noel Babanın hediyesini, özlediğimde
Ortada ne hediye var, ne de Noel Baba var

Noel Baba sahteymiş, iyi ki gerçek bir babam var
Güzel hediyeler ve oyuncaklar, işte bu babamdan var
Sonradan anladım, yıllardan beri, kandırıldığım var
Çocuklarımızı, Noel Babayla, kandırdıklarımız var

Noel Baba diye, gerçek bir baba yok
Hıristiyanlıkta, Noel Babalar daha çok
Artık dostlar, inanın bunlara karnım tok
Noel efsanesine bile, güler balıklardan fok

İşte yine yılbaşı geliyor, Noel Baba çığırtkanlığı ortada
Çocuklarımız, sabaha kadar diyecek, Noel Baba burada
Ama ortada, ne oyuncak var, nede Noel Baba, işte şurada
Ben oyuncak istemem, gerçek babamın sevgisi yanımda

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öncelikle blogunuz hayırlı olsun. Aramıza hoşgeldiniz. Bu yazınıza da bayıldım. Ne güzel bir gözlem yapmışsınız ve çok ustalıklala aktarmışsınız. Kaleminize sağlık.

Devrim Atılkan 
 23.04.2010 13:17
Cevap :
Teşekkür ederim. Selamlar...  23.04.2010 16:51
 

Baba var babacık var, annenin olup anneciklerin de olduğu gibi... Babacık ve annecikler maalesef ana baba olamamış kişiler.Allah onların eline düşürmesin.Gerçek ana ve babalar ise canımız ciğerimiz.Koruyucu meleklerimiz.Asla saygısızlık etmemeliyiz.

DERİN, SADE VE KARIŞIK... 
 22.04.2010 15:52
Cevap :
Size katılıyorum. "Bence Önemli Olan" başlıklı yazımı okudunuz mu?  22.04.2010 17:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 953
Kayıt tarihi
: 11.04.10
 
 

Üniversitede işletme okudum. Kendi işletmemi işletmek dışında çok çeşitli alanlarda çalıştım. Sahne ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster