Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '19

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
63
 

Babam Şerif Akbaş'ın Hikayesi

Birinci Bölüm

Ben, babamın oğluydum. Hayatımdaki tüm başarılarım ve de tüm yenilgilerimle O’nun eseriydim. Yıllar geçtikçe bunu daha iyi anlıyorum. Şu an kırk yaşıma geldim. Bir kırk yıl daha yaşar mıyım bilemiyorum. Bilincim gibi anlatacaklarımda hızla akıyor. Rüzgârda savrulan bir yaprakmışçasına narin ve kırılgan olmama rağmen, insanlara karşı tahammülsüzüm. Biliyorum, iyi biliyorum bu özelliğimi de bir makûs hediye gibi vermiş babam..

Kelimelerin kalpleri gibi bir de büyüsü olduğuna inandım yıllarca. Ama büyüsüyle, tüm etkisiyle kelimelerimi eritircesine esirgedim sevdiklerimden, babamdan. Dışarıdan oldukça basit görünen bir durum. İç dünyamda tarifi imkânsız kanamalara yol açıyordu. Yüreğimin ta en derinliklerindeki fırtınalı vadilerde asla kök salamıyordum. Hem düzene, hem de beli belirsiz gölgelermişçesine yanımdan geçen insanlara yabancılaşıyordum.

Bir ara şöyle düşündüm; babam için abidevi bir put yapmalıyım, sonra vazgeçtim. Çocuklar için ulaşılmaz çorak bir ülke olan babalar, diğer insanlar için öylesine sıradan kişilerdi işte. İçimde kayıp giden büyük bir boşluk var. Bu boşluğu güneşin üzerine doğup battığı hiçbir şeyle dolduramıyorsunuz. Bu biraz da kendim ile hesaplaşmam için yaratılmış bir masal sanki. Babam, gerçekten Tanpınar’ın ifadesiyle masalı olan bir adamdı. Bu ihtiyar adamın hikâyesini anlatmaya başlamadan önce bazı hususları açıklığa kavuşturmam gerekiyor.

Neden babamı yazmaya karar verdim, oradan başlıyayım. Eylül ayının bir günüydü, Sivas’ın kaya gibi sert olan ilçesi Yıldızeli’den gece karanlığa kavuşurken yola çıkmıştım. Kafamda yoz bir duman, pek sahici olmayan ilişkilerim ve sayfalar dolusu karaladığım müsveddeler vardı. Yozgat’ın karanlık ormanlarını geçerken, sonsuz maviliğe kavuşacağım bitişi hayal ediyordum. Böylesine gerçek üstü bir kurguyu ancak büyük hayranlık beslediğim Salvador Dali yapabilirdi çünkü hastalıklı bir yaşantıya/ruha sahiptim o zamanlar. Sonra büyük bir duvara çarptım ve durdum. Dünya durdu.

On dört saat sonra sabah korkulu düşlerimden uyandığımda İstanbul’daydım. Geç kalacağımı düşünerek Sultanahmet’te saklı duran Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü’ndeki dersime yetişmek için yavaş çekimli filmimi biraz daha hızlandırdım. Dünya da hızlandı. Tüm entelektüel maharetimi göstermeme rağmen hatta çay içip sanattan konuşmama rağmen niyeyse her zamankinden daha çok melankoliktim. Artık meydandaki değişik milletlerden yüzler bile çekici gelmiyordu. Eski hipodromun dikkat çekmeyen bir köşesinde bir çalı örüntüsüne isteksizce takıldı gözlerim. İstanbul’da ilk defa sinek kuşlarının yaşadığını fark ettim. Bu kuşları ilkin küçük periler zannetmiştim. İnsan zannı üzere yaşıyor, gerçekten garip. Bu canlıların burada olması ve etrafımda bir hale gibi uçuşmaları. Bir adım daha atsam farklı bir âleme geçecektim.

Cağaloğlu yokuşundan aşağıya doğru inerken, şehrin daha doğrusu doğduğum kentin bu kadar güzel olabileceğini hiç ama hiç düşünmemiştim. Cebimde bozuk paralar ve karnım aç olmasına rağmen bir türlü entelektüel açlığımı dindiremiyordum. Sonra Bağlam Yayınları’ndaki münzevi münevver Sabit Bey’i ziyaret etmek geldi aklıma. Çay içtiğimiz esnada Kemal Tahir, Baykan Sezer, İdris Küçükömer gibi nice aydınlardan uzun uzun konuştum. İsmet Özel’i ve Murat Belge’yi laf arasında tenkit etmeyi de ihmal etmedim. 

Bu konuşma artık yaşlanmış olan Sabit Bey’i bir hayli yormuş olacak, ‘evlat’ dedi ‘çok affedersin mürteciliğinden pek bir şey kaybetmemişsin.’ Birden sebep yokken ağustos ayında babamı kaybettiğimi söyledim. Sahiden babam ölmüştü. Ve babamın hikâyesini O’na anlattım. Belki’de iç dünyamın dehlizlerinde gizli duran gerçeklerimi itiraf ettim. Bu da benim itiraflarım olsun. Sabit Bey, babamın hikâyesini yazmamı tavsiye etti, çünkü bu entelektüel hayaletlerle nekrofili yapmamdan çok daha ilginçti.  (Tefrika Roman, Devam edecek...)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 973
Kayıt tarihi
: 07.12.12
 
 

Beyaz Arif Akbaş, (d.1979 İstanbul) Türk eleştirmen şair/yazar. 2005 yılında Ahmet Yesevi Ünivers..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster