Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '08

 
Kategori
Babalar Günü
Okunma Sayısı
4927
 

Babam ve Bunlar çok güzel hareketler oyunu.

Babam ve Bunlar çok güzel hareketler oyunu.
 

Konuya uygunluğu açısından


Dün akşam BKM sanatçılarının sahnelediği Bunlar çok güzel hareketleri seyrettim.Son skeç sanatçı Ersin’in Babası ile ilişkisini ortaya koyan bir skeçti.Çok da dramatik bir yapısı olmasa da etkilendim.Kendi Babam aklıma geldi.Uzun zamandır aklıma gelmediğini rüyalarıma bile girmediğini anımsadım birden.9 yaşında iken kaybettim babamı.Televizyonu kapattıktan sonra balkona çıktım.Gecenin sessizliği sarmıştı dört bir yanı. Uzaktan ana yoldan geçen üç-beş arabanın gürültüsü ile arada bir havlayan köpek sesleri geliyordu sadece. Sigaramdan derin bir nefes alıp babamı düşündüm.Benim babam okuma yazma bile bilmeyen geçimini çiftçilikle sağlayan badem bıyıklı uzun boylu kara yağız bir adamdı.Daha on dört yaşında dağlarda çobanlık yaparken bacağından sakat kalmış zamanında tedavi edilmediği içinde bu sakatlık en sonunda ölümüne sebep olmuştu.Sıradan bir Anadolu erkeği idi ama çiftçiliği iyi bilirdi.15-20 metreden hangi karpuz yada kavun olmuş hangisi ham anlardı.Daha üzüm bağına girmeden kokusundan üzümler hakkında karar verirdi.Denizli ovasının beyleri babamla ortakçı olmak için yarışırdı adeta.

Babam iyi bir adam mıydı bilemedim hiç.Kış aylarında kumar oynar, düğünlerde Cuma namazından sonra içki sofrasına oturur, Pazartesi sabahı gelin gerdekten çıkana kadar içerler ama düğün meydanına elinde iki bıçak “Sepetçioğlu” yada “Kamalı Zeybek”oynamaya çıktığı zaman düğündeki kadınların birbirlerine ” Koş kız koş Koca Halillerin oğlu oynamaya çıktı” diye seslendiklerini anımsıyorum.Hele kamalı zeybek oynarken sakat bacağına aldırmadan iki ayağı üstünde bir zıplar bir şahin gibi yere çöker sonra iki elini bir kartal gibi açar bir ayağa kalkışı vardır ki sanki Kamalı zeybek o, sanki dağların efesi o sanırsınız.

Babam çobanlığından mı kaldı bilmem ama doğayı, hayvanları çok severdi.Ablam Türkan iki aylık iken rahatsızlanmış ama babam yine hangi kumarda ise evde olmadığından anam doktora götürememiş ve babam eve geldikten 5 dakika sonra son nefesini vermiş.Ama aynı babam atı rahatsız diye 3 gece uyumadan başında beklediğini anımsıyorum.Yıllar sonra Nazım Usta’nın “ Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” dizelerini okuyunca anamın , ablamın ölümü ile ilgili anlattıkları aklıma gelmişti.

Bu anıya rağmen Babamın çocuklarına karşı ilgisiz ve şiddet meraklısı bir baba olmadığını biliyorum. Ağabeyim üç defa keyfe keder evden kaçmış ama her seferinde babam bir tek tokat vurmadan sadece nasihat ettiğini hatırlıyorum.Ben 9 yaşıma kadar(Babamı kaybettiğim yaşıma kadar) yaramazlıklarımla anamı deli ettiğim bir gün sadece küçük bir fiske vurması dışında tek bir tokat bile atmamıştır bana.(Bu ara gözlerim sulandı, yaşlandık mı ne?Bu bilgisayar ekranları da adamın gözlerini sulandırıyor canım)

Babasızlığın ne olduğunu babasız kalanlar bilebilir diye düşünüyorum.Hayatımda onun yokluğu hep içime dert oldu.Mahallede ki ilk sevdiğim kızı öptüğümü ona anlatamadım örneğin.Sonra okul yıllarım, liseyi yatılı okudum kendi kaydımı bile kendim yaptırmış üç yıl boyunca okula hep tek başıma gitmiştim.Ailemden bir kişi bile okulumun yerini bile bilmedi.Sonra 78 li yıllar.Babam olsaydı da onunla (Onun AP oy verdiğini yıllar sonra öğrenmiştim)şöyle ağız dolusu kavga etseydik diye düşündüm.12 eylül işkence hanelerinde vücuduma elektrik verilirken yada kayışla beni döverlerken babam olsaydı kurtarır mıydı beni bilmem ama en azından başımı onun göğsüne koyup ağlar içimi boşaltır belki de yıllar yılı süren kabus dolu gecelerim olmazdı.(Bu gözlerimde neden sulandı bu kadar ya)

İlk okula başladığım yılı anımsadım birden.İlk karnemi babama kahvehanede vermiştim gururla.Beni yanaklarımdan öpmüş sonra “Dile benden ne dilersen” demişti.Ben kahvehanenin önünde tezgah açmış kağıt helvacıyı göstermiştim.Oda sesini çıkarmamış aranmış taranmış cebinin bir yerinde sadece 25 krş.bulabilmiş o son parası ile bana kağıt helva almıştı.O kağıt helvanın tadı hala damağımda sevgili babam, 41 yıldır o tat ağzımdan hiç eksilmedi. Yaşasaydın da bana nice kağıt helvalar alsaydın.(Bu ara gözlerim çok sulandı klavye nerdeyse su içinde kalacak, bilgisayarda yazmaya bir süre aramı versem.)Seni çok özledim, artık inadı bırakıp rüyama girsen de seni Kamalı Zeybek oynarken görsem diyorum.Bak torunların büyüdü, biri Üniversiteye gidiyor diğeri tam bir baş belası inatçımı inatçı yedinci sınıf.Sanki huyu biraz sana çekmiş gibi.Baba, babam nerdesin?Kaldır bak başını o kara topraklardan o ufak oğlun büyüdü 50 yaşına geldi.Senin topraklara girdiğin yaştan da büyük.Yanına mı çağırıyorsun artık beni.Bekle babam bekle kavuşmamıza az kaldı.

Not:Bu yazıyı okuyan sevgili dostlarım, Babalar gününü beklemeden babanız sağsa eğer, benim için değil kendiniz için gidin ona bir kere sarılıp ellerini öpün olmaz mı.

Saygılarımla

Ali İhsan UĞUZ

29.05.2008-İzmir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 306
Toplam mesaj
: 94
Ort. okunma sayısı
: 2142
Kayıt tarihi
: 11.04.08
 
 

3 Ocak 1958 doğumluyum. S.Muhasebeci Mali Müşavir olarak çalışmaktayım. Edebiyat ve sinema ilgim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster