Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '12

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
457
 

Babasını arayabilen Kız Çocuğu

Babasını arayabilen Kız Çocuğu
 

Bir Erkek ve Bir Bebek.Daha güzel resim olabilirmi.


Bu sabah gazetemi  okurken bir yazı gözüme çarptı. Yonca Tokbaş'ın 'Babasını Arayabilen Kız Çocuğu 'başlıklı yazısını bir çırpıda okudum. Yazarın değindiği bu konu beni çok düşündürdü ve bir çok anım canlandı.

Ben de bugünkü yazımı bu konuda yazmak istedim. Ben çok şanslıbir kız çocuğu idim. Babamla aramda 24  yaş fark vardı ve böyle genç bir baba sahibi olmanın avantajlarını çok yaşadım. Babam insan haklarına, özellikle kadın haklarına çok hürmet eden insancıl bir kişilikti. Ailenin ilk çocuğu olan beni hiç ezmeden ve kişiliğimi hiç rencide etmeden yetiştirmesinin yanısıra çok iyi de arkadaştık.

Babamla her konuda çok rahat konuşur, zamanında sosyal ve siyasi konularda münakaşa ederdik. Babam her zaman benim fikirlerimi sonuna kadar dinler ve benim paylaştıklarıı dikkate alırdı.

Çok küçük yaşlarımda bile benden bir şey istediği zaman teşekkür eder ve bu olay içinde bulunduğumuz çevrede şaşkınlıkla karşılanırdı. Hiç unutmuyorum. İlkokula gidiyordum. Yeni bir eve taşınacaktık. Beni ve benden 3 yaş küçük kız kardeşimi alıp özellikle taşınacağımız eve götürmüş ve 'Biz artık burada oturmayı düşünüyoruz, Bu konuda sizin düşünceniz nedir. 'diye bizim fikrimizi sormuştu. Bu durumu şaşkınlıkla karşılayan çevremize ise 'Onlar da bu evde oturacaklar. Onların fikri de çok önemli diyerek cevap vermişti.'

Üniversiteye başladığım ilk sene idi. 17 yaşında idim. Arkadaşlarımdan dönemin Sağlık Bakanlığının Rockefeller bursu ile Doğum Kontrol Yöntemi kitapları bastırdığını ve isteyenlere Bakanlığın posta ile bu kitapları gönderdiğini duymuş ve ben de hemen başvurmuştum. O gün kitaplar gelmiş ve hemen kütüphanemdeki yerini almıştı. Bana okuma zevkini aşılayan babam her akşam kütüphaneme bakar ve bugün ne kitaplar aldın diye sorardı. Bu olay çok küçük yaştan beri bir adet olmuştu. Ben orta öğrenimimi İstanbul Kız Lisesinde yaptığımdan ve okulum Babıali'ye yakın olduğundan her akşam üzeri okul çıkışı kitapçılara uğrar ve harçlığımım elverdiği ölçüde kitap alırdım. Bu olay Üniversite yıllarında da devam etti. İşte Doğum Kontrol kitaplarının geldiği gün de babam aynı şekilde kitaplarıma bakmak için kütüphanemin önünde idi. Ben kütüphaneye koyduğum kitapları çoktan unutmuştum. Düşünebiliyormusunuz bundan 50 yıl önce ve Türkiye.

Babam kitaplara bakarken iki cilt Doğum Kontrol kitaplarını gördü, aldı ve inceledi. Sonra çok faydalı yayınlar, deyip kütüphaneme geri koydu. O an babamın ne kadar hoşgörülü olduğunu pek anlayamadım ama gün geçtikçe onun değerini daha iyi anliyorum.

Bu kadar iyi anlaştığım ve her konuda konuştuğum babam bana moda konularında da yardımcı olurdu. Üniversiteye giderken sabah ne giyeceğim konusnda onun fikrini almak beni çok mutlu ederdi. Çünkü kadın modası konusunda çok bilgili idi. Gene Fakülte ikinci sınıfta bir Almanya seyahatı sırasında bana harika bir deve tüyü palto, aynı renk süet ve deri karışımı bir çanta ve süet eldivenler almıştı. Ayakkabısını ayağıma uymaz diye almadığı bu takımı tamamlamak için ayakkabı bulmak amacı ile epey dolaşmış ve sonunda aynı renk süet ayakkabılar bulmuştu bana.

Üniversitede ilk erkek arkadaşımı önce onunla tanıştırmıştim. Hayatım süresince yaşadıkca sadece olan olayları değil kafamın içindekileri de paylaştığım babamı kaybettiğimde en yakın arkadaşımı kaybetmiştim.

Babamın aksine benim eşim de kızları ile yakınlaşabilen bir baba olamadı. Bu olayda eşimin çok evhamlı olması ve kızlarına çok düşkün olması rol oynadı sanırım. Ama çocuklar bunu anlayamıyorlar. Babaları onların anlattıklarına çok evhamlı yaklaşıp titizlenince babalarıile  olayları paylaşmamaya başlıyorlar. O zaman baba ile kızı arasında dağlar oluşmaya başlıyor. Oysa ki baba kızı için hayatta rastladığı ilk erkek ve ilk ve tek güvendiği erkek. Bence babaların biraz daha kızları ile yakınlaşması ve endişe duysalar bunu bunu çocuklarına belli etmeden arkadaş olması gerekiyor.

Yazımı bitirmeden birşeye dikkat çekmek istiyorum.Bu yazım ile bir resim paylaştım. Bu benim hayatta en sevdiğim imaj .Yani Bir erkek ve Bir bebek resmi. İnanın bir erkeğin kucağında bir bebek kadar biz hanımları duygulandıran başka bir tablo olacağını sanmıyorum. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne kadar güzel bir yazı yazmışsınız. Okurken ben de kendi babamı düşündüm. Bizim de inanılmaz bir diyaloğumuz vardı. Sadece bakışlarımızla bile anlaşabilirdik. Dediğiniz gibi ilk tanıdığım ve aşık olduğum adamdı. Erken kaybettim babamı, o yüzden bir çok konuda nasıl tepkiler verirdi ya da zaman geçtikçe baba-kız ilişkimiz nasıl bir boyut alırdı bilemiyorum. Ama bir kız için babasının yerinin ne denli farklı olduğunu çok iyi biliyorum. Bunlar çok fazla aklıma getirmemeye çalıştığım konular... Ama yazınız beni gerçekten etkiledi. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

Deniz Özelci 
 15.10.2012 15:43
Cevap :
Teşekkür ederim Sevgili Deniz.Babanıza da TaNrıdan rahmet dilerim.Sanırım o da yaşasaydı siz de çok iyi arkadaş olurdunuz. Bizim şansimizi bütün kız çocukları için de diliyorum.Sevgiler  16.10.2012 13:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 811
Toplam yorum
: 1052
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1004
Kayıt tarihi
: 26.04.11
 
 

Ben emekli bir iktisatçıyım. 21 yıldır bir sanatçı annesiyim. Küçük kızım klasik müziğe eğilim gö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster