Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
3307
 

Bağ bozulacak üzümler gelin olacak....

Bağ bozulacak üzümler gelin olacak....
 

Pekmezin yapılışı sırasında orada bulundunuz mu hiç? Anlatmakla tanımlanamayan o nefis koku doğayı sarmaya başlayınca bir başka bakar çiçekler;ağaçlar sonbahar yapraklarını dökmek istemezler, şarkıların nağmeleri pekmezin rengiyle buluşur o zaman...Çocukların, genç kızların yanakları pekmez pekmezdir...Ege'li dost: '' Severler güzeli bağarasında diyor ''ve devam ediyor...

Bağ deyince üzüm bağları gelir benim aklıma. Çünkü bizim yöremizde sadece üzüm yetiştirilir, onun için de sadece üzümleri anlatmak için kullanılır bağ kelimesi.

“Nereden gelip nereye gidiyorsun?” tarzı sorulara, “Bağdan geliyorum, bağa gidiyorum” cevapları verilir. Bu konuşmalarda üzüm kelimesi hiç geçmediği halde konunun üzüm bağı olduğunu herkes bilir ve anlar.

Bağbaşı, Pelitlibağ, Bağarası, Bağlar, Başbağlar bizim yer isimlendirme kültürümüzde hemen aklımıza geliveren örneklerdir. Bir de bir güzel türkümüz vardır, hem bağ arasında söylenen hem de bağ arasını anlatan:

“Cevizin yaprağı dal arasında,

Güzeli severler bağ arasında.

Üç beş güzel bir araya gelmişler

Benim sevdiceğim yok arasında!..”

Kutsal kitaplarda incir ve zeytinle beraber adı geçen, bereketi, ağız tadını ve çoğalmayı ifade eden, bütün zamanlarda çok değer verilen bir meyvemizdir üzüm.

Meyvemizdir diyorum, zira özellikle Ege’nin simgesel ürünlerinden birisi ola gelmiştir bütün zamanlarda… Ege’nin hemen her köşesinde yetiştirildiğini gördüğümüz üzüm, “Ovasından bal, dağlarından yağ akar” tanımını doğrular mahiyette incir ve zeytinle birlikte bir üretim yaygınlığına kavuşmuştur günümüzde.

Buldan -Yenicekent, Ege’de üzümün en erken erdiği yerlerden biridir. Çünkü, yörede sıcak su kaynakları ve termal enerji doğal olarak toprağı ısıtmakta, bu konum da üzümleri erkenden olgunlaştırmaktadır.

Sarıgöl, Alaşehir ve Salihli başta olmak üzere Gediz ovası pamukla birlikte üzüm bağlarıyla adeta yeşiller giyindirilmiş bir gelini canlandırır bu aylarda. Nazilli’nin salamuru, Antalya’nın mor üzümü, Güney’in Kınalı’sı, Çal’ın Çalkarası, Bekilli’nin Öküzgözü, Şirince’nin yöresel üzümleri ve son on yılın şarap üzümcülüğünün merkezi olan Güney ve daha nice yer, üzümü daha bir çok yetiştirir olmuştur Ege’de…

Üzüm, oldukça nazlı bir meyvedir… Sürekli ilgi ister, bakım ister, sevgi ister. Eee, boşuna dememişler: “Tarlada izi olmayanın üzümde gözü olmaz” diye… Ürünün bol olması için üreticinin yaz boyunca bağdan çıkmaması gerekir.

Bizim çocukluğumuz üzüm bağları içinde geçti Güney’de… 1960’lı yıllarda, her yaz biz de üzüm bağlarına göçer, yaz boyunca bağların başındaki toprak örtülü dam evlerde veya çardaklarda sabahlardık herkes gibi, yıldızlara baka baka… Ama bunu duyanlar şu anda Kemalpaşa’da, Buldan’da, Alaşehir’de, Turgutlu’da, Salihli’deki her türlü konfora sahip villa evlerin bulunduğu lüks bağ evleriyle karıştırmasın o yılların dam evlerini… O yıllarda taşıt yok, yol yok, su yok, elektrik yoktu…. Öte yandan fakirlik çok, gariplik çok, iş çoktu. Gece karanlığında her birisi adam olan ağaçlar, bir de gökyüzündeki yıldızlar çoktu… Yaz boyunca hemen her günkü yiyeceklerimiz; yufka ekmeği, domates, biber, patlıcan bir de tarhana çorbasıyla bulgur pilavı ve çoban salatası çoktu…

Genellikle martta başlayan çapa işleri, omcaların bakımı, bağ çubuklarının budanması, aşıların yapılması, kuruyan çokakların kesilmesi ve arındırılması, bağ aralarının sürülmesi, her bağın dibinin temizlenmesi, otların yolunması… Sonra baharla birlikte dallara su yürümesi, çubukların uyanması, çubuk gözlerinden filizlerin açılması, korukların olması, asmaların tellere sardırılması, sonra yapraklanması, kükürt atılması, teyeklerin toplanması, yaprakların aralanması, derken korukların olması, ilk alacanın düşmesi yani siyah renkli üzümlerde kızarma ve tek tük siyahlaşmanın görülmesi… Ardından “Üzüm üzüme baka baka kararır” tezine uygun olarak üzümlerin kararması, yani ermesi…

Ve… Üzüm zamanı. Üzümlerin yolunması, kurutulmak için sergi zamanında yerlere serilmesi, ilaçlı sulara katıp çıkarılarak bandırma işleminin yapılması… Şarap fabrikalarına gidecek üzümlerin doğrudan fabrikalara yollanması… Pekmezlik üzümlerin yolunarak pekmez yapma işleminin başlatılması…

Üzüm ürününün toplanmasıyla ilgili öyle bir on, onbeş gün yaşanır ki, sormayın. Gece gündüze karışır, gündüz geceye... Uykular unutulur. Sıcak bir yemek bir şans olur… Kurutmak için üzüm sermek neyse de, pekmez kaynatmak başlı başına bir tören olur…

Güre zamanı da denilen pekmez kaynatma zamanında bir yandan üzümler yolunur, bir yandan taşınır, bir yandan çiğnenir. Şıra için özel yapılan kuyuda biriken şıra, güre ocağı, ya da pekmez ocağı denilen özel yapılmış - yer ocağı- düzeneğe yerleştirilen kazanda kaynatılır, kaynayan şıra soğuyunca keselere konulup süzdürülür, posalar kesede kalırken sızan şıra yine toplanır, bu sefer pekmez tavasında kaynamaya bırakılırdı. Bu birbirine bağlı işlemler zinciri, üzümün çokluğuna göre, üç ile on gün sürebilirdi. Bu zaman içinde ocağın ateşi hiç sönmez, kazandaki şıra ile tavalardaki pekmezler hiç taşırılmaz, bütün bu işler şarkılar, türküler, eşliğinde işlenir giderdi.

Üzüm olur da, bağ olur da, Özay Gönlüm türküleri unutulur mu? Buyrun o zaman:

Asmam yıkıldı,

Suyu sıkıldı,

Bugün çil horozu görmedim;

Canım sıkıldı!.. Amenin, canım sıkıldı!..

***

Asmam çardaktan,

Suyu bardaktan,

Biyo da öpüverem gocıman gız;

İlimon yanaktan!.. Amenin, ilimon yanaktan!..

Bunlar olurken uyuyanların yüzleri kazan karası isiyle boyanır, uyandıklarında da hallerine gülünerek eğlenilirdi. Gece ellerine el feneri alan gençler, ağaçlarda kuş avına çıkarken, pekmez ocağının altına közler içine atılan patlıcan, biber ve soğanlar kebap yapılır, kazana atılan karpuz kabukları “pestele” dönüştürülürdü…

Gece gezgini, meraklı komşular bağ bağ dolaşarak kendilerine ikram edilen taze pekmezlerden kaşık kaşık içerek adeta kalite kontrolü yaparlardı… Beğendikleri pekmezler için: “Bal olmuş bunlar bal…” sözleriyle övgüler yağdırırken, beğenmediklerinde ise sükut geçerlerdi… Kaynayan ve kıvamına gelen pekmezler özel yapılmış büyük taş dibeklere dökülerek soğumaya bırakılırdı. Sonra da koyun derisinden yapılmış tuluklara doldurularak, eşeklere atlara sarılır, ilçeye evlerdeki küplere taşınırdı. Pekmezle doldurulan küplerin kapakları kapanır arada kalan ek yerinden hava girmesin diye kapalı beyaz toprakla sıvanır ve pekmez özlenmeye bırakılırdı.

Ha, bir de iyice kaynatılan pekmez ağdası, sinilere dökülür, güneş altında birkaç gün kurumaya bırakılır. Sonra baklava dilimi biçiminde kesilerek istif edilir, kış boyunca şekerlenen ve “köhtü” denen bu özel yiyecek dostlarla paylaşılırdı. Tabii bir de iplere dizilen ceviz içleri, köhtü ağdasının içine yatırılıp çıkarılır, cevizlerin üzerinde kalan ağda kurur, buna da sucuk denirdi. Uzun kış geceleri de üzüm, pekmez, köhtü ve ceviz sucuklarıyla ve sohbetleriyle tatlandırılırdı.

Bütün bu işlemler aşamasında artık yaz sıcağı aylardır üzerinden geçen bağ yaprakları yavaş yavaş sararmış, bazıları da gazele dönmüş iyice kurumuştur. Üzümler de yolunduğunda bir garip hüzün kaplamıştır ortalığı.

İşte tam da bu ürün alma dönemi için –bağ bozumu- deyimi sürmüş gelmiştir antik dönemlerden bu güne. “Bağı bozuyoruz, bağı bozdun mu , bağı bozduk…” sözleri ortalıkta dolaşır dururdu, bağlardaki üzüm ürününün tamamen toplanması sırasında…

Bozmak eyleminin kendinden midir nedir hep içimi olumsuz bir duygu kaplardı bağ ve bozmak sözleri bir arada kullanıldığında… Hani insanların yuvası bozulur, bir dağ yolunda aracınız bozulur, bir bozgunculuk yaşanır, ya da ordular bozguna uğrar ya… Bağ bozumu dendiğinde de, salatalık bozuldu dendiğinde kökenleriyle birlikte köklenen salatalıkları hatırlamamla birlikte bir tükeniş, bir bitiş, bir yalnızlık duygusu kaplar içimi… Uzun zaman bin bir emekle yetiştirilen ürünler beş on gün içinde toplanıp da üzüm bağları kurumuş, dağılmış yapraklarıyla ve üzümsüz halleriyle burkardı içimi. Bu nedenle de bağ bozumu sözünü kullanmak istemezdim.

Erkekler, bağ bozumu sözünü rahatlıkla kullanırlarken, kadınların kendi aralarında bunun yerine Ehhh… “Bu sene de üzümler gelin oluyor… Üzümleri gelin ediyoruz… Üzümleri gelin ettik… Üzümler gelin oldu…” söyleyişlerini daha çok tercih ettiklerine ve kullandıklarına tanıklık ettik. Anamın, halalarım, teyzem ve komşu kadınların kendilerinin duyacağı, biraz da hüzün yüklü bir sesle konuştuklarına şahit olduk… Ne yalan söyleyeyim, üzümler için kullanılan “üzümler gelin oldu” söylemiyle birlikte içimdeki yalnızlık, kırılganlık, hüzün duyguları bir anda dağılıvermişti… Üzümler gelin oluyor ifadesi sımsıcak sarıp sarmalayıvermişti beni… “Gelin olmak” deyiminde bir genç kızın baba ocağı ve ana kucağından ayrılışı vardı, ancak yepyeni bir yuvanın umudu, mutlu olabilmenin heyecanı, kaynayacak çorbanın, tütecek bacanın, huzur dolu bir yuvanın ve anne baba olabilmenin dillendirilmemiş hayalleri vardı…

İşte üzümün gelin oluşunda da böyle bir hayatı tatlandırma, evlenecek gençlere çeyiz, kış günleri ocakbaşı sohbetlerinde tat olmayla ilgili bir sırlı müjde var gibi gelirdi bana… Üzümler bu sene gelin olacak, fakat gelecek sene gelinlerin çoğalarak taze bebekleriyle baba ocağına el öpmeye gelmeleri gibi, üzümler daha da çoğalmış olarak gelecek ürün döneminde bağlarda yerini alacak umudunu yakalardım yüreğimde…

O günden bu güne gönül bağlarımda artık, bağlar bozuldu diye değil, üzümler gelin oldu diye şenlikler kurulur. İnsanlar ilahiler söyler, ilahilere, türküler karışır… O günden bugüne benim dilimde ve gönlümde bağlar bozulmaz artık. Her ürün mevsiminin sonunda üzümler gelin olur…''

Üzümler gelin olur…Bebekleri çoğalarak kadın olur...Pekmezlerle tatlanan gönüllerde şenlik olur, düğün olur...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mesut Bey, Öncelikle Yeni Yılınızı en içten dileklerimle kutlarım. Pekmez ile ilgili yazınızı okurken yengemin, kendi bahçesinden toplayıp yaptığı dut pekmezinin lezzetini bir an hissettim. Iyi ki varsınız, Sevgi ve saygılarımla,

handeyesilbas 
 09.01.2008 9:03
Cevap :
Pekmez lezzetindeki yorumunuz için candan teşekkürler...iyi ki siz de varsınız...Sevgiler...  09.01.2008 14:28
 

Mesut Bey, gerçekten çok güzel bir yazıydı, üzümlerin pekmez oluşu, halk arasındaki heycanı, konuşması çok güzel... Normalde ben pekmez sevmem ama öyle bir güzel anlatmışsınız ki yemek geldi içimden...Zevkle okudum...Saygılar

Meyman 
 19.10.2007 9:04
Cevap :
Bağbozumunda ,alınterinin içine akıtıldığı;aşkın,emekle harmanlandığı kara kazanlar vardır...Pekmez olana kadar ne aşklar yaşanır,ne türküler söylenir bakir bağ evlerinde...Sonuçta ''Sevgi'' bir tahta kaşıkla sunuştur...Teşekkürler...Sevgiler...  19.10.2007 15:19
 

merhaba :-)) okudukça vay be dedim imrendim. Ne güzel kaleminiz elinize sağlık. Ben bi dikili, denizköye giderim ankaradan. sene de 3-5 kez bunaldıkça kaçarım; bu yıl bi kez gidebildim. biraz zeytini izlerim, üzümü bağı sizden öğrendim sağolun.. saygı ve sevgiyle..

Salih ERDAGI 
 18.10.2007 20:13
Cevap :
Salih Bey,Ben halen nerede ''Bağ Bozumu'' duysam,oraya koşarım...Organik üzümün bağ kokusu bir başkadır....Hele taze pekmez ve toprağın kokusu yok mu...Bu nedenlerle Ege'yi terkedemiyorum...Sevgilerimle esen kalınız...  18.10.2007 22:03
 

Şarabına pekmezine bir şey dediğim yok .Helal olsun da, Bize hep sirkesi rastlıyor Ağabey! Bir yıldan sonra sirkeleşti!! Bizimki Geyve üzümünden .Ondan her halde!!

Ahmet Balcı 
 18.10.2007 17:10
Cevap :
Bakarsan bağ olur;bakmazsan sirke olur diye benim bin yıllık bir sözüm var :) ...Şimdi üzümü de ''Klonladılar'' kopyaladılar...Kokonalar gibi boyayıp yutturuyorlar...Organik tarım yerine hormonluyu tercih ettiklerinden O güzelim kokular kalmıyor...Dede mirası bağımızda ancak kaldı...  18.10.2007 22:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1633
Toplam yorum
: 8707
Toplam mesaj
: 549
Ort. okunma sayısı
: 937
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster