Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mukaddesçe konuşan satırlar

http://blog.milliyet.com.tr/blog.mukaddes

13 Temmuz '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
168
 

Bahri Dede'nin gururu

Bahri Dede'nin gururu
 

Namı ve görkemiyle gökyüzüyle alay edecek kadar semalara uzanan evlerin arasında eğreti duruşuyla, yıkık dökük, derme çatma  varlığıyla dikkati çeken tek odalı gecekondu da yer alır. Dışarıdan baksanız içerisinde yaşayan var mı ki, diye meraklı bakışlarınızı duvarda gezdirdiğinizde yaşam emarelerine rastlarsınız. Duvarın hemen dibinde kaç yıldır orada olduğu bilinmeyen rengi zamanla kararıp asıl halini unutmuş ayakkabıcı kutusunu görürsünüz. Tavukla, kedinin bir arada yaşadığına şahit olmak istiyorsanız, bahçeye göz atmanız yeterli. Yer yer etrafa dolanan sarmaşıklar tıpkı diğer canlılar gibi yaşamak veya yaşamamak arasında kararsız. Evin görüntüsündeki yoksulluk içeriye de yansımış durumda...
 
Tüm görevi sahibine yumurta vermek olan tavuk bu uğurda epeyce uğraşmış, sıskalığından belli. Yoksul evde fare tutmak, sarılığını kaybetmiş hafiften çamur rengine bulanmış kedinin yegâne amacı. Hepsini çember altına alan yalnızlık, kurdun kuzuyla dostluğu gibi imkansızlıklarla bağlamış birbirlerini. Mahalledeki yalnızlık kadar kabuk bağlamamış onların ki... Yoklukların arasında buldukları ufak şeyleri paylaşmak kadar ulvî amaçları. Gün dönecek, yaşam sürecek. aynı perdeden yükselse de güneş, onlar karanlık nedir bilmeden yaşayacaklar, tüm karanlıklara âşina iken...
 
Kaybedecekleri olmadığından korkuları da yok, canlarından başka. O yüzden hep beraber uyurlar, yıldızlı akşamlarda.  Birbirlerine yaslanırlar, örtü niyetine. Yoksul olduklarının farkına bile varmazlar, zenginlikle tanışmadıklarından. Zenginlik, binalarda görülmeyen yıldızlar kadar  uzaksa buraya tıkanmış insanlara, onlar zengindir aslında, her gece yıldızlara dokunduklarında...
                                                                                     .....
                                      
Tüm bu yoksulluğun sebebi Bahri Dede'dir, söylenenlere göre. O yüzden uğramaz çocukları, eski günleri anmayalım diye. Bir zamanlar bu göğe merdiven dayamış binaların arsaları onunmuş tâ ki, insan olmayanların zûlmüne uğrayana kadar. Yabancı değilmiş alışveriş yapıp da yanıldığı, amca oğluymuş. Yine güneşin tüm ışıklarını yansıttığı güzel bir gün de başlamış alışveriş. Gün güzelmiş, nereden bilsin ki, günü karartanların karşısına çıkacağını?.. Yurt dışından gelmiş amca oğlu bir bir arsalarına talip olmuş, sevinmiş Bahri Dede. İnsan oğlunun çiğ süt emdiğini unutmuş birden, vermiş tapuları yüzü değil gönlü bile gülerken...
 
-"Gidiş, o gidiş", diyerek salladığı her küfürün ardından bir küfürde kendisine yapıştırır, en okkalı olanından... O da kendisini suçlar, adını koyamadığı haline. Sonra adını koyamadığı haline, herkes bir ad takar, söylenir mahallede efsane niyetine. Karısı gider ilkin, çocuklarıyla kalır Bahri Dede. Dünya umurunda olmaz artık, her gelenden yediği darbe zamanla umarsız yapar kendisini de. Çocuklarını fazla da sahiplenmez, sahiplenemez, onlarda yazgılarına razı olup teker teker giderler... Giden gitmiştir ama hepside yıkık dökük evin kaderini gittikleri yere taşıyarak. Mahalleli seslenmez çocukların bir bir gidişine, onca malına,mülküne sahip olamayanın canlara da sahip olamayacağını düşünürler.
 
Umursamaz Bahri Dede de gidenleri. Yaşama nokta koymaz, başlar bir yerlerinden tutunmaya. Boya sandığı alır büyükçe olanından, sonra dört tekerlekli tezgâh arabasını alana kadar sürer yükselişi. Üstüne desenler çizer ilmek ilmek, bir de maniler yazar. Her sabah erkenden uyanıp, iteler kader arkadaşını. Mahallede boya yapmak istemez, yapmaz da, duyduklarını henüz silememişken zihninden. Gururludur öyle her lafın altında ezilmez. Boya sandığı her gün işten dönüşte nevâlesiyle kaplıdır. Kâh bir iki salkım üzüm, kâh bir kase yoğurt, tavuğu için de getirdiği yeşillikleriyle mahalleye girerken gurur abidesidir sanki. 
 
-"Muhtaç değilim ya, konu komşuya" diyerek arada sırada söylenir. Doksan yaşına merdiven dayarken hala çalışıyor olmanın mutluluğunu yaşar, gülmeyi unutan yüzünün kavisli damarlarını kımıldatırken. Mahalleli kimi zaman üzülür bu yaşta çalışmasına kimi zaman da yererler dur durak bilmeden. "Oh olsun, malını teslim etti ona buna, çocuklarına da karısına da az mı etti, işte eden  belâsını bulur"... İlk zamanlarda kar kış bastırdığında yemek getirir konu komşu ancak Bahri Dede kabul etmediğinden zamanla bu alışkanlıklarını unuturlar... Çocukları ne zaman babamızı  ziyaret edelim diye karar verseler, mahallede söylenenler anılarını tazelediğinden vaz geçerler. O zaman oğlu hışımla bağırmaya çalışır, "Bir de bana çalış diye nasihat veriyor, iş mi var ki, çalışayım? Zamanında malını satmasaydı, şimdi yedi sülâlemiz beslenecekti"...
 
Bahri Dede, herkese küserdi de oğluna kıyamazdı. Çalıştığı paranın bir kısmını oğluna ayırır, torunlarını sevmeye giderdi arasıra. Ne zamandan beri insan içine çıkmaktan hoşlanmazdı bilmiyordu ama yine de çocukluğunun, gençliğinin geçtiği mahalleyi sevdiğini bilirdi. Küçük kulübesinde kedisi ve tavuğu ile yaşamaya razıydı ecel kapısını çalana dek; yeter ki, gecekondusu yıkılmasın, umutlarına gölge düşmesin...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 117
Toplam yorum
: 915
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1091
Kayıt tarihi
: 31.01.13
 
 

Doğuştan bedensel engelli olup, işletme fakültesi mezunuyum. Kamu sektöründe çalışmakta iken malu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster