Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
89
 

Bak...Gazete Okuyorum Hocam

 M.Ferit Kotan

                Arabayı park edip deniz kenarına doğru yürüdüm. Çamın altında ki kanepeye otururken derin derin nefes aldım. Mırıldandım “Oh” diyerek. Egenin mavi sularına bakıyordum Dikili’nin sahilinden. Hava pırıl pırıl, Midilli adasında ki araçlar seçilebiliyordu çıplak gözle. İlkbaharın serin havasından etkilenmemek için ,denize karşı yarım dönük oturuyordum kanepede.

               Yazlığı aldığım yıl sıcak bir yaz yaşanmıştı. Gün boyu sıcaklıktan bunalınca, akşam serinliliğinde kendimizi dışarı attık. Bademli yolu üzerinde küçük bir çay ocağı vardı, serin olduğu için yer bulmak çok zordu orada. Şansımızı denedik, zorlukla dört tabure bulup oturduk. Komşu “Ferit bey  Çanakkale yoluna doğru bakar mısın” dedi.  Baktım.” Bir şey görebildin mi” dedi. “ Kaz dağlarından başlayan yeşillik, Kozak yaylası ile devam ediyor” dedim. Güldü,”Onu demek istemedim, parmağım yönüne bakar mısınız? Dağın birindeki insan başı siluetini gördün mü? “  Evet evet insana benziyor.”  “Bazıları Mustafa Kemalin Başı diyorlar” İnanmam ama çenenin yapısı andırıyor demiştim.

               Başımı kozak yaylası yönüne çevirip bir kaç kez derin nefes aldım yine. “SERT HAVAYI” doldurdum ciğerlerime. Sert hava , denizin neminin zeytin ve çam yapraklarından süzülerek oluşan bir hava.  Bu doktorların tanımıymış. Astım ve Koah hastalarına çok iyi geliyormuş. Dünya da iki yerde oluşuyormuş. Türkiye de Çandarlı ilçesinden başlayıp Kaz dağlarının sonuna dek olan kısım; diğeri  Avrupa da Alp dağlarında bulunuyormuş.

             Egenin mavi suları ile yeşilliğin her tonunu seyrederken, bir bilim adamının televizyonda k i konuşmasını anımsadım.“ Tüm ormanların altın da maden vardır. Madenleri çıkaracağız diye ormanları yok ederek ülkeyi bozkıra çevirebiliriz” demişti.  Çevrecilerin Bergama’nın Ovacık köyünde çıkarılan altın madenine karşı direnişlerini anımsadım.  Dikili de düzenlenen panele katıldığımda, Madeni işletenlerin tuttuğu adamlar taşlarla sopalarla paneli basmışlardı. Oysa, ne güzel konuşmuştu kimya profesörü. “Bir metal parçasına insanlar anlam yükleyerek değerli kılmışlardır. Bu değer için insan sağlığını düşünmüyoruz. İnsanı düşünmüyoruz. Oysa bir metal parçası, çeşitli kaplamalarda görüntü için kullanılabilinir. Bu maden ile zenginlik elde etmek, insanların kendi değerlendirmelerinin sonucudur” dediğinde, zihnimde binlerce sözcük dolaşmaya başlamıştı.

          Bu düşüncelerle yoğrulurken,   “Bak!... gazete okuyorum hocam” Tümcesine irkildim. Başımı çevirdiğim de karşımda duruyordu tanıdık sima. Okuduğuna sevindim diyerek ayağa kalktım. Tokalaştık dostane bir tavırla. İsmen tanımam mümkün değildi. 33 yıllık çalışma yaşantımda 25 binden fazla personele ders vermiştim çalıştığım bankada. Bazılarının şefliğinde, muhasebeciliğinde, müdür yardımcılığında, müdürlüğünde katıldıklar seminer ve kurslarda derslerine girmiştim. Birçokları aile dostum olmuştu, akrabalarımdan daha yakındılar bana. Sevgi yumağını unutamam. Sınavda başarılı olanlar, kadını erkeği boynuma sarılırlardı. Sevgiden büyük ödülü düşünemiyorum. 

            “  Tanıyorum ama ismini anımsamam mümkün değil .” diye mırıldandım. Şube müdürlerimizden biri idi. İki yıl olmuş emekli olalı. Yanıma oturdu, dertleştik geçmişleri anımsayarak. !7 yıl olmuştu çalışma yaşantısından uzaklaşalı. Hastalanmadan önce, haftanın üç beş günü lokali gittiğim için, haberdar oluyordum bazı olaylardan.

               “Gazete okuyorum hocam cümlesi neyin nesi” dedim. Gülümsedi.”Sizi görünce şaşırdım, yanlış mı görüyorum diye düşündüm. Yanınıza sokuldum, dalgın dalgın denize bakıyordunuz” “Alabildiğine mavilik ve yeşillik, bu manzara seyredilmez mi “ diye konuştum. Gülmeye başladı.

               “ Hocam affınıza sığınarak size bazı görüşlerimi aktaracağım” dedi.” “Söyle söyle nasıl olsa artık emekliyiz” dedim.

                “ Hocam ben yüksek okul mezunu değilim. Ortaokulda iken babamı trafik kazasında kaybettim. İlk okula giden bir de kız kardeşim vardı. Yani iki çocuktuk. Annem evlenmedi bizlere baktı. Dayım ve anneannem sahiplendiler. Okulu bitirince marangozun yanına çırak girdim. Askere gidene dek çalıştım, ustalaştım bile.  Asker dönüşü takip memuru olarak bankaya girdim. Sağ olsun matematik hocamın sayesinde oldu. Matematikte sınıfın başarılı öğrencileri arasındaydım. Liseyi bankada çalışırken bitirdim.

               Sizi derse gelmezden öncede tanıyorduk. Vakıf ve derneklerin kongrelerin de yapmış olduğunuz konuşmaları biliyoruz.Ayrı dünyaların insanı olduğumu için, derslerinizi ön yargı ile dinliyordum ”

                  “Çok doğal, demokrasi de budur zaten” dedim.

                  “ Bir gün derste gazete okumayan, kitap okuyamayan kişiye değer vermem” diye bir cümle kullandınız. Birkaç arkadaş birbirimize baktık. Ders arasında sizi eleştirdik.”

                 Gülerek “İyi yapmışsınız” dedim. Ve ekledim ” O tümceyi hangi konuda söyledim.”

               “ Hocam o konuyu hiç unutamam. Ders çalışırken birkaç kez okudum “ Mesleklerin Üç Boyutu mu “ diye sordum.”Evet” dedi.

               Mesleklerin üç boyutu konusunu anlatırken, bankacılık da genel kültür boyutunun çok önemli olduğunu, bu nedenle kitap dergi ve gazete okumanın gerekliliği üzerinde duruyordum. Seksenli yılların sonlarında  bilgiye ulaşmak çok sınırlı idi. Bugün Google  babaya baş vurarak bazı bilgilere ulaşılabiliniyoruz. Cep telefonu yoktu , internet yoktu. Kitap gazete ve dergiler bilgi dağarcıklarımızı geliştiren en önemli materyaller idi.

          Ziraat Bankasının diğer bankalardan ayrı bir konumu vardı.  Devlet bankası olması nedeniyle her il ve ilçede şubeleri bulunuyordu. Hatta büyük nahiyelerde bile. Merkez bankasının şubesinin olmadığı yerlerde , merkez bankasının bazı görevlerini  de üstlenmiştir. Bankanın büyüklüğü nedeniyle küçük il ve ilçelerde banka müdürlerinin fonksiyonları çok önemlidir. Halkımıza finans danışmanlığı yapacak nitelikte donanımlı olmalarının gerekliliğini açıklıyordum.

          Seksenli yılların sonlarına doğru tasarruf araçlarında bazı yenilikler olmuştu. O yıllara dek, vadeli vadesiz mevduat üzerine kurulan tasarruf sisteminde yeniliklere gidilmişti. Devlet tahvili, Hazine Bonosu ve bankaların kurduğu fonlar, müşterilere yeni tasarruf araçları olarak sunulmaya başlanılmıştı. Borsa yeni kurulmuş, meraklı müşteriler çeşitli konuları öğrenmek istiyorlardı .Bu nedenle müdürlük kursuna katılan personelimize bu değişiklikleri anlatırken gazetelerin, dergilerin ekonomik sayfalarını okumalarını öneriyordum. Toplumda kabul görülebilmenin temel öğesinin  bilgi olduğunu ,bu nedenle bilgilerin sürekli yenilenmesinin gerekliliği üzerinde duruyordum.  Bankacılığın diğer kurumlara benzemediğini, dinamik bir yapı arz ettiğini, ülkedeki her yasal düzenlemenin, bankacılık sektörünü etkilediğini belirtiyordum.

        “ On yargılı olduğum için sizi dinlerken kendini çok beğenmiş, bizleri ne kadar da küçük görüyor diye değerlendirme yapmıştım. Ders arasında düşüncemi arkadaşlarla paylaşmaya çalışırken, Ankara, İstanbul, İzmir şubelerinden katılan arkadaşlar hemen karşı çıktılar. Siz ilçelerde bu sorunları yaşamıyorsunuz, bizler her gün yeni bir sorunla karşılaşıyoruz dediler.”

        Müdür olarak tayin olduğu ilçede konukları gelince öğretmenler lokaline götürmüş. İş bankası müdürü de orada imiş. Biraz sonra İlçenin Savcısı, Hakimi ve Mal Müdürü de gelmişler. Kendi aralarında sohbet ederlerken Savcı bey , “ Banka müdürlerimiz burada, bize anlatsınlar da öğrenelim “ diye yüksek sesle konuşmuş.  Savcı “ Sayın müdürlerim, borsayı bıraktıkta bu fon olayları nedir?” diye sormuş.

       “ Sayın savcım, misafirlerim var şimdi kalkıyoruz. İzin verirseniz sonra detaylı konuşuruz  dedim. İş bankası müdürü ile birlikte lokalden ayrıldık. Oysa okey oynamaya gitmiştik lokale.  Hocam vallahide billahi de resmen kaçtık oradan. Konuklarımda şaşırdılar. Anlattım nedenlerini. Bankacılığın çok değiştiğini;  genelgelerden takip etmenin güçlülüğünü.

           Arkadaş söyledi, internetten kitaplarının satıldığını. Kızım Fakültede işletme okuyor, ona söyledim. İnternete girdi. “ Baba hocanız Milliyet blog da yazı da yazıyor” dedi .”Gitti  gidiyor da  satılan üç romanınızı da  aldım.  Kütüphaneyi süslemek için değil,  kızımda okudu bende okudum.”

       “ Artık sizi takip ediyorum hocam “deyince irkildim. “Nasıl yani “ dedim. Milliyet Blogta  yayınlanan her yazınızı okuyorum.  “ Desenize sevmeden okurum oldun.” Güldü .“Artık seviyorum hocam, hem de babalı kızlı” diyerek elindeki gazeteyi gösterdi.

           “Hocam sizler yazıyorsunuz zevkle okuyoruz. Diğer yöneticilerimiz nerede?” diye sorunca. Herkes kendi bacağından asılır diyerek savuşturdum.  Bu arada çeşitli düşüncelerini anlattı dinledim dakikalarca. Saate baktım sohbetimiz nerede ise bir saate yaklaşıyordu. İzin isteyerek kalktım.

         “ Rol görevin gerektirdiği davranışları yapabilmektir. Meslekte başarılı olabilmek için, sürekli kendinizi yenilemeniz gerektiğini söylemiştim. Kitap okuyun, dergi okuyun, gazete okuyun demiştim. Oturduğu koltuktan güç alarak kendini gösteren kişilerin, kitlelere söyleyecek mesajları olamaz” demiştim” diyerek sohbeti noktaladım. Sarıldık birbirimize, artık sevenim olmuştu. Arkamdan yüksek sesle sesleniyordu “Mesaj anlaşılmıştır hocam”.

           “ Geleneksel aile.” “Üniversite öğrencisi kız.”  “ Kültürel değişim.” Bu cümleleri mırıldana mırıldana yürüdüm.

         

                                

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 441
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster