Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '11

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
722
 

Bakırköy-Tayakadın günlük bisiklet gezisi

Bakırköy-Tayakadın günlük bisiklet gezisi
 

Lokomatifim ve ben.


Arkadaşımın önemli bir rahatsızlığından dolayı, Temmuz 2011 ' den beri pedalla maya bir süre ara vermek zorunda kalmıştım. Zaman su gibi akıp geçiyor. Gerçi bu süre zarfında vakit buldukça, açık, kapalı, yağmur ve yağışlı fark etmez, bir çok kısa şehir turları yapabilmiştim. Yol arkadaşımla birlikte bizim için kısa sayılabilecek bir şehir turuna çıkmaya karar verdik. Bugün günlerden 05-10-2011 Çarşamba, hava çok güzel. Açık ve bisiklet sürmeye elverişli bir gün. Rotamız İstanbul'un kuzey uçlarından bir yer. Tayakadın... Karadeniz kıyısına, karaburuna 10 km mesafede, ormanlık, piknik alanları ile ünlü bir yer. Et yemek çeşitleriyle, mangalıyla adından söz ettirmiş.

     Sabah saat 07.45 de kalktım. Hazırlanıp arkadaşımla birlikte kahvaltı etmek üzere  yola koyuldum. Eve vardığımda nefis bir kahvaltı beni bekliyordu. Kahvaltılarımızı yaptıktan sonra saat 09.00 da önceden belirlediğimiz rotamız üzerine yola koyulduk. Ataköy son çıkıştan menekşe güzergahına girdik.

Sabahın erken saatleri olması nedeni ile trafik epey var. Biz her zamanki gibi yolun en sağ tarafından yol alıyoruz. Bir ara karşı yönden sirkeci istikametine giden yolda,  Hava Harp okulu na 2 km kadar müthiş bir trafik sıkışıklığı ve yoldan çıkan dumanlar gördük. Vardığımızda yol kesilmiş, beş araç birbirine girmiş itfaiye, ambulans sirenleri çalıp duruyordu. Büyük bir kaza idi. Sanırım yaralananlar olmuştu. İnşallah hayatını kaybedenler yoktur diye endişeli bakışlarla oradan geçtik. Aynı zamanda, karşı yönden gelen sürücüleri de uyarmayı ihmal etmedik. Biz yolumuza devam ettik. Yeşilyurt, yeşilköy geçerek Florya yoluna saptık. Bu arada inişe geçen THY uçağını pozlamış oldum.

 Hafif rampalar eşliğinde, Halkalı-Sirkeci tren rayları güzergahı boyunca, yolun sessizliği ötüşen kuşlar huzur veriyordu.

İstanbul Akvaryum Önünden geçerken Yol arkadaşımı da çekmeyi unutmadım. başında her zamanki gibi kask yok. Kask arka selede duruyor. Her halde orayı korumak için koymuş.

Florya ya vardığımızda önceden planladığımız, hemen güneş plajı yanındaki ormanlık içinde, kısa bir gezinti yaptıktan sonra...

 Denizle bütünleşen çay bahçesinde , sabah keyif çaylarımızı yudumlamak için kısa bir mola verdik. Güzel bir işletme, tavsiyemdir.

Çaylarımızı içip, biraz dinlendikten sonra tekrar yola çıktık. Zigzag yaparak, Menekşe-K.çekmece yolunu takip ederken denizle bağlantılı olan dereyi fotoğrafladım. Çok sessiz ve sakin. sadece kuş sesi var. Kalabalık yok.

Küçükçekmecenin dar ve yokuşlu yollarından geçerek, gölün sonuna ulaştık. Çok güzel bir yol yapmışlar.İnsanlar hem gezmek, hem piknik yapmak, hemde bisiklet ile dolaşmak için geniş bir alanı mesire yeri olarak yaymışlar. Buradan belediyeyi kutluyorum.

Etrafında dolaşırken, yemeleri için göle atılan ekmekleri hep bir arada paylaşan kuşları, tedirgin etmeden çekmeyi başardım.

Güzel ve kısa bir gezintiden sonra, Altınşehir sapağına geldiğimizde, bir bakkala uğrayıp sularımızı tazeledik ve yola çıktık. Ter kaybımızı içilen bu sularla yerine koymak zorundayız.

Etrafta bir çok yapılmakta olan binalar, siteler, konutlar dikkatimizi çekti. İnanılmaz bir inşaat alanından geçiyorduk. İnşallah bu konutlar, yapanların ellerinde patlamaz. Zarara uğramazlar.

Şantiye kenarlarından, gürültüden ve toz bulutları içersinden geçerek Kayabaşı yoluna girdik. Artık şehirden uzaklaşmaya başlamıştık. Yol tek şerit geliş gidiş, dar ve tehlikeliydi bizler için. Dikkatli yol alıyorduk. Çünkü, geçen araçların çoğu şantiye kamyonları idi.

Dönemeçli, meyilli, rampalı yollardan geçerken, sıcaklığın etkisi üzerimizde belirmişti. Bizlerde rampa sonunda biraz dinlenmek hem de üzerimizdeki fazla giysilerimizden kurtulmak için kısa bir mola verdik. Burada yoldaşlarımızın fotoğraflarını çektim. Arkada görünen yol arkadaşımın, ismi de var " Armstrong" önde görünen de benim, ismi de " Lokomotif ". Gerçekten, adı gibi çekmediği, gitmediği yol yok. Rampa dayanmıyor, yollar kısa geliyor birlikte olunca.

Uzun bir sürüş sonrası, vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyorduk. Öğle zamanı gelmişti bile. Güneş te tam tepemizde. Devamlı telefonlar çalıyor. Bir ara yine bir rampa sonrası mola verdiğimizde, yol arkadaşımın bezgin bir şekilde telefonla konuştuğunu görüntülüyorum.

Biraz dinlendikten sonra, tekrar yola koyulduk. Yollar bize vız geliyor. yokuşmuş, rampaymış, dönemeçmiş hiç sorun değil. Gittikçe gidesimiz geliyor. Her yol bizim için ayrı bir heyecan. Sonunda Kayabaşı konaklarına ulaştık. Grosa süpermarketlerin önünde dinlenmek için mola verdik. Yol arkadaşım biraz yorgun ama mutlu görünüyor.Yol boyunca belki bir şeyler bulamayız diyerek hemen içeriye girdik, gerekli bir kaç yiyecek ve içecek aldıktan sonra tekrar yola koyulduk.

Yollar asfalt, tek yönlü ve dar devam ediyordu. Şehirden uzak olduğu için sessiz ve sakindi, zaman zaman saman, gübre kokuları geliyordu. Bu çok güzeldi. Hiç olmazsa şehirde aldığımız egzos, benzin, mazot kokuları burada yoktu, şehir kalabalığı hiç yoktu. Stres, sinir bozucu hayat yoktu. Hafif rampalardan sonra Kayabaşı na ulaştık. Ben de hemen  resimledim.

Ben rampa sonrası, yol arkadaşımı bekliyor, hem de fotoğraf çekme fırsatı buluyordum. İşte, gördüğünüz gibi kask arkada, yolda yürüttüğü balonları bağlamış şekilde geliyor.

Bu arada, Kayabaşı gölünün güzelliğini çekerek, fotoğraflarımın içine ekleyim dedim. Olur ya bir daha ne zaman geleceğim buralara.

Yol arkadaşımda bu zorlu yoldan geldikten sonra, birlikte bir süre dinlendik. biraz da vitamin depoladık. Ama gittikçe karnımız da acıkmaya başlamıştı. Bir bisiklet uzun yol sürücüsünün besin değeri yüksek yiyecekler yemesi, onun gücünü artırır. Kısa molalarda atıştırdıklarımız, kuru üzüm, kayısı, bisküvit, kraker meyve suları ve soda. Bunlar olmazsa olmazlardır. Toparlanarak tekrar yola koyulduk. Şamlar mevkine ulaştığımızda öğleyi geçmişti. Etraftan, mis gibi mangal, et, köfte kokuları geliyordu. Bu bizi daha da acıktırdı. hemen bir et, mangal yapan bir yerde durduk ve köftelerimizi söyledik. Meğerse oranın en eski ve meşhur köftecisiymiş ibrahim ağbimiz.

Köftelerimizi iştah ve afiyetle yedikten , üzerine bir de demli sıcacık çaylarımızı içtikten sonra biraz dinlenmeye koyulduk.

Güzel bir moladan sonra tekrar yola koyulup, Bolluca yol ayırımına kadar durmadan pedalladık. Harika bulduğumuz rampalar ve virajlı yollardan sonra göbeğe geldik. Bizim istikametimiz Bolluca.

Göbeği dönüp, benzin istasyonunun  sağ tarafından ana yola çıktık. Amanın, karşımıza geniş, çift taraflı bir otoban çıktı. ( D010 Karayolu ) Emniyet şeridi de bir hayli enlemesine. Lastikler adeta kayıyor burada. Tabi ben hemen vitesimi yükselttim yani 3/7 yaptım. Benim lokomotif canlandı bir an, yol altımda akıyor.Km sayacıma bir ara baktım 41 km hızla gidiyorum. Sonra dedim ne yapıyorsun sen? Yarışçı mısın be kardeşim. hemen frenledim ve vitesi küçülttüm.

Harika bir yol yapmış karayolları helal olsun. Baktım, yol arkadaşım basmış gidiyor. Ben ise aheste aheste yolun zevkini alarak gidiyorum. Saatlerce özlemişim bu yolu. Hemen bidon üstü kamerasını açtım, giderken bastım denklanşöre. Yanımdan geçen bu kamyon hemen yakalandı.

Aferim, trafik kurallarına saygılı bir şöför. Bizim gibileri düşünüp emniyet şeridine dalmıyor. Şehir trafiğinde olsak nerde... Hemen boş diye yolumuza atlıyorlar. Engelleniyoruz hemen. Ama ben yılmıyorum, elbet bisiklet yolları da yapılacak ülkemizde. Yok değil var ama gezintiler için. Çıkın bakalım ülke dışına şöyle bir avrupa yolculuğuna... İşte o zaman asıl görün emniyet şeritleri, bisiklet yolları neymiş...Biraz da hızımızı kontrol edebilsek...

Güzel, zevkli bir yol gittikten sonra asıl bolluca sapağına vardığımızda epey bir ter atmış ve susamıştık. Fakat amacımız ilk önce bir demli çay. Bizlerin hayır diyemeyeceği bir içecek. Bu sporu yapanlar bilirler. Çaysız olmaz...Hemen bir çay bahçesine oturduk. Ben yine bu ara çevreyi fotoğraflıyorum.

Dinlenme süresince, etrafı kolaçan edip fotoğraf çekecek bir yerler arıyorum. Etrafta pek bir şey bulamıyorum. Sadece ilgimi çeken bir camimizi çekiyorum. Türkiye de bir ilk, başka hiç bir şehirde böyle bir cami göremezsiniz. Ben de şaşırdım. Yaptıran bir hayırsever.

 Minaredeki renklere dikkatinizi çekerim. Gerçekten hem mimari hem de bir sanat eseri. Zaten duyanlar burayı görmeye geliyorlarmış.Bizi de nasip oldu.

Bir süre dinlendikten sonra, tekrar yola koyulduk. Gittikçe, boğazımızı yakan, bir de bizi hafif serinleten bir hava almaya başladık. rampayı tırmandığımızda gördüğümüz manzara harikaydı. Bol oksijenli, geniş bir alana yayılmış, her tarafı ağaçlarla kaplı bir orman yolu karşımıza çıkmıştı. Bolluca ormanları...

Git git bitmek bilmeyen bir orman içi yol. Tertemiz bir hava, bol oksijen biraz da kuzeye yakınlaştıkça Karadeniz havası. Ağaçların, bitkilerin kokusu da çok hoş.

Hemen emniyetli bir yerde durarak,yol arkadaşım ve benim fotoğraflarımızı çektik.

Biraz gittikten sonra, enerji veren değirmenlerle karşılaştık. Daha önce bir çok defa görmüştüm.Ama yakından ilk defa görüyordum.

Yol boyunca, düşük vitesle, hafif meyilli rampalardan aşağıya inerek yol ayırımına geldiğimizde vakit akşam üzeri olmuştu. Tayakadın istikametine pedallayarak, arkadan dönüş yoluna geçtik.

     Saat bir hayli geç olmuştu. Bir ara dinlenmek hem de sıcak bir çay içmek için mola verdik. Sağolsun işletme müdürü münir bey çaylarımızdan para almadı. Teşekkür ederek ayrıldık.Artık neredeyse akşam olacaktı. Göktürk,kemerburgaz, istanbul otoban yoluna ( D010 Karayolu ) çıktığımızda gece olmuştu bile. Artık bundan sonra fotoğraf çekmedim. Çünkü hızlı bir şekilde yol almamız, gecikmemiz gerekiyordu. Zaten fotoğraflayacak bir şey de yoktu etrafta. Hep otoban, yolun her iki  tarafı ormanlık alan, karanlık, ürpertici, biraz da soğuk. Yerleşim yeri yok. Bir şey olsa kalsan yardım edecek kimse yok. Zaten araçlar durmuyor, başları belaya girer diye. Bizlerde   şarkı mırıldanarak pedalladık.

     Göktürk yol ayırımına kadar, hep böyle bir yolda geldik. Yol arkadaşım, Pirinççik yolu üzerinden gidersek kestirme Habibler köyüne ulaşırız diye düşündü. kararımızı vererek, otobandan ayrılıp bu yola saptık. Nasıl bir yol bu? Hiçbir şey görünmüyor. Her taraf ağaçlık, orman... Köpek bolluğu var... Yetiştirmek için alıyorlar, sonra baktılar ilgilenemiyorlar buralara salıyorlar herhalde. Çünkü etrafta yerleşim alanı yok. Hep ağaç ve sık ormanlık. Yaklaşık on beş kilometrelik yolu bunlarla mücadele ederek geçtik.

     Sonunda Pirinççik köyüne ulaştık. Köy kahvesine oturduk. Sıcacık çaylarımızı söyledik. Herkes meraklı bakışlarla bizleri süzüyorlardı. Bu köyün hepsi göçmen. Selanikli, aldıkları damat olsun, gelin olsun hepsi oralı. Aralarına yabancı almıyorlar. Hepsi bir birleriyle akraba... Yanımıza gelen bir kaç kişi ile muhabbet ettikten sonra tekrar yola koyulduk.

     Hava çok serindi, rüzgar yoktu ama hava çok sertti. Karadeniz havasının kendisi burda da hissettirmekteydi. Yola çıkmadan önce, uzun giysilerimiz ve rüzgarlıklarımızı giyip öyle hareket ettik. Tırmandıkça hava daha da sertleşiyordu. Uzun, eğimi yüksek sayılabilecek rampalardan çıktık. Sık sık dinlenmek zorunda kalıyorduk. Gecenin bir vakti, kapkaranlık, dağlık, ormanlık ve köpek sürüsü olan yerlerden geçerek, sonunda Habibler köyüne ulaştık. Vakit geç olmuştu. Yol arkadaşımın, buradan Topkapı ya hafif metro ile gidelim önerisine hiç ses çıkarmadım. Ben de çok yorulmuştum. Aynı zamanda soğuktan  eldiven olmasına rağmen ellerim üşümüştü, ayaklarım zonkluyordu.

     Habibler den metroya bindik. Topkapıya kadar yorgunluktan hafif kestirmişim. Topkapı da indiğimizde gecenin saat 01.05 idi. Meğer son metro ile gelmişiz, onu da kaçırmış olsaydık.Vay halimize... Topkapı'dan Bakırköy istikametine tekrar pedalladık. Ömür geçidine vardığımızda, yol arkadaşım ile vedalaşıp, ben de evimin yolunu tuttum.

Bir dahaki gezimizin yazılarında buluşmak üzere şimdilik esenkalın.

Saygılarımla,

Genel Toplam Km : 123 Km---Ortalama hız:17.6 Km---Bisiklet kullanım süresi: 08.02.10

Güzergah: Bakırköy-K.Çekmece-Halkalı-Başakşehir-Bolluca-Tayakadın-Göktürk-Prinççi-Habibler- Topkapı-Bakırköy

Ahmet Üstündağ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tam benlik olmuş. Tam istediğim gibi bir tur. Keşke ben de olsaydım sizlerle birlikte. Ama yerleşim yerim maalesef İzmir. Dolayısı ile sizlere katılmam mümkün değil ama sizlere iki link adresi vereyim de birde benim yıllar önce yaptığım turları bir okuyun. http://blog.milliyet.com.tr/bisikletimle-izmir--den-sart--a-yolculuk/Blog/?BlogNo=39445 ve http://blog.milliyet.com.tr/bozdag-a-dogru-adim-adim/Blog/?BlogNo=63868 Birde o arkadaşınıza söyleyin kasksız yola çıkmasın. Arkamdan bir kamyon durduk yerde bana çarpmış kafamı yere vurmuştum. Kask olmasaydı ben şu anda bu yorumu yapamazdım. http://blog.milliyet.com.tr/bozdag-a-dogru-adim-adim/Blog/?BlogNo=63868

Ahmet Üstündağ 
 07.10.2011 11:16
Cevap :
Ahmet bey, Bisiklet gönüllüsü olmanız beni çok memnun etti. Sloganımız " Pedalla ".İnşallah , haberleşir, birlikte bir rota çizer gerçekleştiririz. İzmire çok gittim geldim. Yine gelirim. Şimdi 28.29.30 Ekim 2012 tarihleri arası karya- likya turuna çıkacağım kısmetse. Muğla bisiklet derneği düzenliyor.Orada da müsaitseniz buluşabiliriz, tanışabiliriz. Saygılarımla.  07.10.2011 13:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 514
Kayıt tarihi
: 03.07.10
 
 

Uzun Yol Tur Bisikletçisi. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster