Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '06

 
Kategori
Balıkçılık
Okunma Sayısı
803
 

Balık beni tuttu

İsveç’e gideceğim günlerde işyerindeki balıkçı bir arkadaş İsveç’te salman (sam) balıklarının olduğundan bahsetmiş ve gidebilmeyi arzuladığını söylemişti. Bu sohbet içinde ilk defa balıkçılık vakasıyla tanışmıştım. Bana bazı kataloglar göstermiş ve bunların hepsinin İsveç malı olduğundan bahsetmişti.

İsveç’e geldiğim ilk yıl içinde balık malzemeleri satan mağazalar gördükçe Barbaros’u hatırlar ve onun bunları edinmek için neler vereceğini düşünürdüm. Yani balık ve balıkçılık olayıyla ilgim bu kadarla sınırlıydı. Kaldı ki yaşamım boyunca sporda olduğu gibi ne balıkçılığa heves duymuş, ne balıkçı olmaya özenmiş ve istemiş, ne de balık tutana gıpta duymuş nede tezgahta bile balıkları birbirinden ayırmış değildim.

Hatta mevzuun öylesine eblehi olamalıyım ki, bir İngilizle birlikte 19. yüzyıldan kalma ve müze haline getirilmiş bir köyü gezerken, üzerinde çağın giysileri olan bir mankenin elinde tuttuğunu olta sanmış ve yanımdakine cingöz Türk'ün gözünden hiçbir şay kaçmaz ve anında esprisini patlatır inceliğini kanıtlamak için “bak şuna ulan melon şapka ve smokinle balığa mı gidilir geyik” diye ince mizah yapmıştım. Çocuk olgunmuş Allahtan. Şey dedi, o balıkçı değil, şu kupa arabaları süren sürücü, elindeki de kırbacı.

İşte aynı yıl, biraz da rastlantıyla 40 yıllık bir balık ustasıyla tanıştım, olta takımlarını gördüm. İlgilendiğimi düşünerek balığa çıkıp çıkmak istemediğimi sordu. Çıkarım dedim. İşte kamışlı makinalı oltayı ilk kez elime aldım.

1985 ağustosunda başlayan bu adım beni nerelere götürüyor. Önce geniş bir çayırlıkta oltayı tutmasını ve savurmasını talim ettirdi. Yarım saat sonra birlikte bir göle gittik. 2 saat kadar kaldık. Her ikimizde boş çekip geri döndük. Ama sardı bu iş beni. Hemen ondan kullanılmış bir takım satın aldım. Ve koca bir yaz boyunca yani koca bir balık mevsimini tek bir balık çekemeden geçirdim, hemen her gün ava çıkmama rağmen. Niye çekemiyordum? Hemen yanımdakiler ikişer üçer çekerken. İnsan konuyu bilmeyince soruda soramıyor. Bu nedenle sorsan bile aldığın yanıtlar pek bir mana ifade etmiyor.

Balıkçılığı sevmiştim, balık tutacaktım. Ama tutamıyordum niye? Niyesi, çünkü bu konuda bir şey bilmiyordum da ondan. Merak ilmin hocasıdır. Cenabı Allah gönlüme merağı salmış idi. İşte ilim sahibi olmanın vakti gelmişti. İyi de nasıl?

Kitap! Gözünü seveyim ben kitabın. Hemen kütüphaneye. Balık ve balıkçılık hakkında yüzlerce kitap. Bir o kadar da kitapçılarda. Ama orada pahalı. Zaten hepsi İsveç’çe Kütüphaneden bol resimlilerden ilk etapta 15-20 tane ödünç aldım. Müthiş bir alanla karşılaştım. Balıkçılık öyle kelek gibi oltayı denize sallayıp salak salak balık gelsin dile beklemek değilmiş. Zaten ondandır hiç balık alamadım ya.

İyi de, nasıl çıkacağım bu işin içinden? Ama çıkacağım! Bir yandan kitapların resimlerine bakıyor, önemli sandığım yerleri bulabilirsem birini yalvar yakar tercüme ettiriyor, bir yandanda balık malzemeleri satan mağazaları dolaşıyor, binlerce, binlerce balık malzemesin tek tek elleyerek, yoklayarak inceliyor, çoğuna bir anlam veremesem de gördüğüm resimlerle bir mutabakat kurmaya çalışıyorum. 1985 kışı böyle geçiyor.

(Devamı var)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 115
Toplam yorum
: 109
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 1234
Kayıt tarihi
: 17.07.06
 
 

Tek düşüncem yaşadığım dünyayı nasıl yorumladığımı başkalarının bilmesidir. Aslında yorumun özünde t..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster