Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ekim '14

 
Kategori
Sinema
 

BALIK DENİZDE GÜZELDİR (!)

BALIK DENİZDE GÜZELDİR (!)
 

Festivallerin göz bebeği olan “Balık” filmi nihayet beyazperdede! “Halam Geldi” filmiyle kalbimizde yer kazanan küçük kız Miray Akay, diğer filmde olduğu gibi bu filmde de aynı şekilde döktürüyor. Bu küçük kızda bir ışık olduğu belliydi! “Balık”; doğa-insan beraberliğinden doğan tezatlıkları ortaya koyuyor. İçindeki para hırsına hayır diyemeyen bir karakterin, çöküşünü tezatlıklarla örtüştüren film, gereksiz hırsın insanı tüketeceğini öne sürüyor.

‘Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ‘Ulusal Film’ kategorisinde yer alan “Balık” filmine ilgi büyüktü. Birçok oyuncunun katıldığı film gösteriminde Derviş Zaim de yer aldı. Filmi yönetmeni ile seyretmek gerçekten çok farklı bir duygu kattı bize, ancak film beklenileni sağladı mı işte onu detaylıca düşünmek lazım!

Nedir filmin macerası inceleyelim hemen. ‘Balık’ metaforunu senaryoya yapıştıran Derviş Zaim, balığı ortak metafor haline getirerek, karakterlerin hikayesini balığa bağlıyor. Balık dışında da bazı metaforlar var, örneğin ölüm… Metaforların kardeşliği üzerinden seyirciyle görsel-işitsel iletişim kurmaya çalışan Zaim, kendi çıkarları için istemeden de olsa doğayı bozan insanlara gönderme yapıyor.

‘Balık-ölüm-deniz’ (ayrıca karakterin ismi de Deniz) kombinasyonundan oluşan “Balık”, kirlenen doğa nedeniyle, ölen balıkların hazin sonunu aktaran bir film değil aslında. Tam tersine, bir insanın/babanın yaptığı hata yüzünden duyduğu suçluluk duygusunu merceğe alan bir film. Doğa-insan arasındaki dengenin bozulduğunu dile getiren Zaim, doğayı katledenlerin bizler olduğunu tekrar ve tekrar vurguluyor. Düş ve gerçeklerden besinini sağlayan film, doğayı dönüştürme işinin, canlıların hayatlarına mal olduğunu melodramatik sahnelerle ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda gözyaşı dökmemizi istiyor, tabi döküp dökmemek bize bağlı. Doğaya verdiğimiz tahribatın kaçınılmaz sonu, filmin çıkış noktalarından biri haline dönüşerek, geri dönüşümü neredeyse imkânsız olan olayların zincirleme olarak birbirine bağlanıyor oluşlarını izliyoruz çıplak gözlerle…

İşte asıl sıkıntı da burada ya! Bunları çok iyi bilen bir babanın ekonomik durumunu kalkındırması adına, denize döktüğü o kapkara siyah zehirli madde bu tabloyu doğruluyor ne yazık ki… Kapitalizm alegorisi arka plana itileceğine, aksine öne çıkıyor. Meta varken kim takar ki doğayı…? Balıklar kimsenin umurunda değil anlayacağınız… Çıkar yol bulamayan bir babanın, o güzelim doğayı bozması duygularımızın harekete geçmesine neden oluyor ve o an duruma müdahale edesimiz geliyor ama nafile! Ama anlayamadığımız bir şey var: sonuçta avlanan balıklar bir şekilde mideye indiriliyor ve yapılan hatanın bedelinin nasıl ödeneceği konusunda film net bir ifade vermiyor.

Peki, filmde başka neler meydana geliyor? Baba ve annenin, kızlarına hasta olduğu için sürekli balık yedirmesinden tutun da, nesli tükenen ve bazı atıklarla zehirlenen balıklara kadar her şeyi çok net görebiliyoruz. Bu çaresizlik değil de nedir? Balığın mucize yaratmasını bekleyen aile, doğaüstü güçlere bel bağlıyorlar sanki… Hem doğaya zarar verip, hem de doğaüstü güçlerden yardım istemek ne kadar tutarlı bilemiyoruz doğrusu… İşin ucunda teolojik inançlar olabilir, belki ama bir balığın nasıl bir etkisi olabilir ki? Ucu açık…

Filmin iki önemli kriteri var; bunlardan biri suçlu olan babanın çektiği çile, ikinci ise babanın, kendini affettirebilmek adına verdiği mücadele… Bir taraftan kendini dağıtıyor, diğer taraftan da topluyor. Bunların yanı sıra, ufak kızın adının Deniz olması, beyazperdedeki seyircilerin, Deniz karakteriyle empati kurmasına vesile oluyor. Derviş Zaim şunu düşünmüş olsa gerek: Denizden beslenen bir Deniz karakteri oluşturalım ki, karakterin yediği balığın, mucizevi bir etkisi olsun. Bu kadar şeyi aynı anda düşünen Zaim, beynimize kuşku tohumları atarak, söylemek istediklerini aynı potada birleştiriyor.

Bilinçsizce tüketim ve üretimin insanı madara ettiğini “Balık” filmiyle ortaya koyan Zaim, doğanın bizim düşmanımız değil, aksine dostumuz olduğunu savunuyor. Doğayı ele geçirip, ablukamız altına aldığımızda, ortaya çıkan sonuçların çok ağır olacağını dramatik yollarla aktarmaya çalışan Zaim, karakterlerin iç dünyalarını kurdukları hayallerle donatıyor, ama o hayaller bir türlü gerçek olamıyor.

Sonuç olarak, “Balık” didaktik tarafıyla hem sosyal sorumluluk projesine dönüşüyor, hem de bazı gömülü sırların ortaya çıkmasına olanak sağlıyor. Yalnız film bazı ufak sorunları barındırıyor bünyesinde… Mesela; ufak kızın hastalığı gerçek miydi değil miydi, yoksa babası kızına hasta olduğunu mu empoze ediyordu belli değil, sanki biraz muallakta kaldı. Son bir şey daha söyleyip yazıya öyle nokta koyacağız. Filmde balıktan başka hiçbir şey yenmedi ve Zaim bize her gün balık yeneceğini gösterdi. Gerçi insan gündelik hayatında her gün balık yiyebilir mi, orası da merak konusu… Siz siz olun balık yerken çok dikkatli olun.

twitter.com/Cine_Deseo

sinemamilliyet@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kızın hastalığı ne?Bir de finaldeki blue box çekilen sahne hiç olmamış bence.Film samimi izlerken sıkmıyor insanı...

die stimme des mondes 
 25.10.2014 9:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 831
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster