Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '13

 
Kategori
Ekolojik Yaşam
Okunma Sayısı
435
 

Balık ve plastik

Balık ve plastik
 

alıntı kaynağı: http://www.localphilosophy.com/articles/great-pacific-grabage-patch.htm


Denize atılan plastikten soframızdaki deniz ürünlerine toksik maddeler bulaşmaktadır.
 
Yediğimiz deniz, göl ve akarsu ürünlerinden tehlikeli toksik maddeler aldığımız artık bilimsel bir gerçek olmuştur. Cıva ve kurşun bu toksik maddelerin oldukça tehlikeli olanlarından sadece ikisidir. Sular ve su canlıları da tıpkı toprak ve hava gibi insan medeniyetinin atıklarıyla sağlık bozucu toksin  taşıyıcılarına dönüşmektedir. Özellikle denizler insan uygarlığının toksik atıklarını boşalttığı ortak lâğım çukurlarıdır.
 
Son bilimsel çalışmalar (Nature Scientific Reports raporu) göstermiştir ki, balıklar beslenirken mideye indirdikleri plastik atıklarından kimyasal toksinler almaktadırlar. Sıkça tüketilen kılıç ve ton gibi büyük yağlı balıklarda kimyasal toksinlerin giderek daha fazla birikmesinin nedeni bu balıkların beslenme zincirinin büyük halkalarından oluşlarıdır. Yani, toksik ortamdan doğrudan etkilenmenin yanında zaten hazırda toksinlenmiş küçük balıkları da yiyor olmalarındandır.
 
Plastik atıklarının beslenme zincirindeki toksinleştirme etkisini değerlendirebilmek için California Üniversitesi’nde araştırmacı bilim insanı Rochman ve ekibi bir deney yaparlar. Deneyin kobayı küçük bir tatlı su balığı olan medaka, (Japon pirinç balığı) seçilir. Üç grup medaka ayrı diyete tabi tutulur. İlk grup normal organik balık yemleriyle beslenir. İkinci grubun diyetine yüzde on kirlenmemiş (kullanılmamış) plastik katılır. Üçüncü grubun diyetineyse aylarca San Diego Körfezi’nde kalmış plastik atıklarından yüzde on katılır. 
 
Yemlerine denizden alınan plastik atıkları eklenmiş balıkların daha fazla toksik kimyasallar depoladığı görülmüştür. Bu balıklarda tümör oluşumu ve karaciğer bozukluğu kayda değer bir artış göstermiştir. Bundan anlaşılacağı üzere plastik, denizde zaten var olan toksik maddeleri bir sünger gibi bünyesine almaktadır.
 
Plastik balığın mide asitleriyle ayrışıyor ve plastiğin yapısal kimyevi içeriğiyle birlikte denizden emdiği kimyasallar balığın hücrelerinde birikiyor. Yediğimiz balıkların denizde kendiliğinden beslenmeleri sırasında kesin biçimde yüzde on plastik atığını midelerine indirip indirmediklerini bilemesek de, bu insan sağlığını tehdit eden bir sorundur. Ne de olsa balık bilerek veya bilmeyerek denizdeki plastik atıklarını yutmaktadır ve insan da bu balıkları yemektedir.
 
İnsan atığı uzmanı Edward Humes 40 büyük kargo uçağı dolusu plastiğin her yıl denizlere boca edildiğini söylemektedir. Her ne kadar ABD resmi sağlık kurumları balıkların insan sağlığını tehdit edecek kadar toksik olmadıklarını söylüyor olsa da araştırmacı Rochman balık toksilojisindeki bilgilenmesinden sonra haftada iki kezden fazla balık yemediğini, hatta kılıç balığını asla yemediğini söylemektedir. 
 
kaynak bilgi: 
Eliza Barclay, December 13, 2013
http://www.npr.org/blogs/thesalt/2013/12/12/250438904/how-plastic-in-the-ocean-is-contaminating-your-seafood?ft=3&f=1007
 
***
Her ne kadar bu araştırma ABD kaynaklı olsa da, denizler küresel yayılımda tekil çevre alanı oluştururlar. Ayrıca biz de denizlerimizi Amerikalıdan daha az kirletiyor değiliz. Bence bu yüzden, çevresi büyük şehirlerle sarılı suların dip balıklarını ve kıyılara yakın yerlerde üreyip büyüyen balıklarla beslenen büyük balıkları yemekten kaçınmalıyız. Karasularımızda avlanmış veya yetiştirilmiş deniz gıda ürünleri sürekli bir toksin tahliline tutulmalıdır. İthal balıklar istisnasız toksin ölçümüne alınmalıdır.
 
Aslında sorun sadece plastik değildir. Yanık yağlar, petrol ve petrol ürünleri, vernik ve boyalar, yalıtım ve elektrik tesisat malzemeleri, piller, aküler, araba lastikleri, mürekkepler, karbonsuz kopya kâğıtları, elektrik anahtarları, ampul balastları, yapıştırıcılar, deterjanlar, ilaçlar, radyasyon sızıntıları, cıvalı, kurşunlu, bakırlı malzeme atıkları eninde sonunda denizlere karışmaktadır. Bu insan atıklarını gömmek veya yakmak sorunu çözmüyor. Eninde sonunda sulara ve oradan da insana bulaşacaktır.
 
Petrol ve kömür gibi atıkların toksinlerinden arınmak için bu kaynakların tükenmesini beklemekten başka çaremiz yok gibi. Ne yazık ki insan uygarlığı enerji talebini paranın alım gücüne uygun olan kaynaktan karşılamayı kendine kader yapmıştır. 
 
Doğal yaşamı besleyen organik çözünüm ve dönüşüm ekolojisini toksinleştiren atıkları yeni üretime ham madde yapmak üzere tümüyle geri toplamak teknik olarak uygulanabilir olmasa da, atıklardan yeni ürünler yapmayı amaçlayan geri dönüştürme tasarımlarını geliştirmek şimdilik en etkin ve uygulanabilir çözümdür. Bunun yanında, başta plastik olmak üzere organik olmayan sentetik maddelerin tüketimini azaltıcı devlet politikaları geliştirilmelidir. Nükleer atık toksinlerinden kurtulmaksa sadece nükleer enerji santrallerini kapatmakla olasıdır. Gelecek insan neslinin, yani çocuklarımızın, daha sağlıklı beslenebilmesi için “Yeşil siyaset” demokratik toplum bilincinin gözde iktidarı olabilmelidir.
 
İnsan uygarlığının tüketim atığı olan maddelerin ekolojik hayat halkalarını toksinleyen etkisini engellemek bireysel umursamaya bırakılamayacak kadar tehditkârdır. Çünkü insan henüz ekolojik var oluşun doğasından bağımsız yaşayabilir değildir.
 
İyi Haber notu:
 
NYC Belediye Meclisi plastik köpükten yapma yemek saklama ve servis kaplarını yasakladı. 20 Aralık 2013.
 
Plastik köpük kaplar 500 yılda ancak doğal malzemeye dönüşebilmektedir. 2015 Haziran ayından sonra strafor (plastik köpük) yemek kaplarının yerini bir yıl içinde çözünüp doğada ekolojik hammadde olabilen kapların alması hedefleniyor. Yeni tür plastik kapların maliyet farkından dolayı küçük esnafın rekabet gücünde oluşacak kaybı azaltmak üzere Belediye bütçesinden destek fonu ayrıldı.
 
Muharrem Soyek
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

simdi bu yaziyi ulke balikcilarina okutsan;Derler ki; Abi ya civa 'da ayri bir lezzet katiyooo.

Newyorker 
 16.12.2013 19:06
Cevap :
Aslında onların da işini zorlaştırıyor; balıklar cıva gibi; ele avuca sığmıyorlar; tutmak için ağ değil yakında kurşunlu paraşüt açacaklar. Eh artık, balık dolu paraşütü topla tolayabilirsen.  18.12.2013 17:36
 

Kıymetli Üstat, Sayın Muharrem Soyek; Üstadım bunu hep düşünmüşümdür.Deniz kirlenmez diyoruz ama kirletiyorlar, kirletiyoruz,Peki Deniz dünyası bu kirlilikten nasibini almıyor mu? Elbette alıyor. Onlarında bir canı var, onlar da bu kirlilikten plastik vs den etkileniyorlar.Kılıç balıklarının daha çok etkilendiğini mi anlamalıyız.Zaten o kirlilikten etkilenmeyen balıklar bizim ülkede durmaz.Güzel ve önemli bir konuydu.Yüreğinize sağlık.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 16.12.2013 17:55
Cevap :
Deniz, göl ve akarsu dünyaları eninde sonunda karadaki kirlilikten nasiplenirler. Daha da fazlası, havadaki kirlilik de yağışlarla sulara dönerler. Kılıç balığındaki toksik kimyasalların fazla oluşunun nedenini tam bilemem. Tahminim onların okyanus akıntılarında daha uzun dolaştıkları için daha çok insan atığı yuttuklarıdır. Çöpler bu akıntılarda yoğunlaşarak denizlerde dolaşıyorlarmış. Ayrıca bu yüzden kendileri gibi daha fazla toksik maddeyle kirlenmiş balık yemiş oluyorlar. Bütün balıklar aynı oranda toksin tutmazlar zaten. Fakat bilinen bir gerçek olmuş artık; yüzeyde yaşayan büyük balıklar ve dipte yaşayan balık ve diğer canlılar daha çok toksik madde taşımaktadırlar. Önemli olan bu tokslojinin insan sağlığına zarar verici seviyesinin takip altında tutulabilmesidir. Bu takibin Sağlık Bakanlığı denetim sistemine alınması gerekir diye düşünüyorum  18.12.2013 17:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 375
Toplam yorum
: 2804
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1543
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster