Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
610
 

Balık ve rakı ile buluşma...

Balık ve rakı ile buluşma...
 

“Antalya” denilince denizin, doğanın, tarihin ve bir de balığın tadını çıkaracaksın…

Balık “Deniz”den de olur, ırmaktan “Alabalık” da, hangisinden iterseniz, ikisi de iyi gider…

Amma…

Ahmet Kardeş… Balığa varmadan önce, balığı tanımak gerekir. Önce ona bir yakınlaşacaksın ki, tadı çıksın…

“Kara” ikliminin adamının “Balık” ile buluşması da zaman alır elbette…

O nedenle bizim önce Antalya’ya, sonra denize alışmamız gerekiyor…

İşte kışa doğru Antalya’nın 58 bin nüfuslu zamanına yetişip, kiralık evimize yerleşip, İnönü İlkokuluna da kaydımızı yaptırıp, güzellikler ile tanıştıktan sonra kış mevsimi hızla geçti. Bir deve yükü mangal kömürü yetti de arttı bile…

Sonra İlkokul bitti…

Yaz da geldi…

Antalya boşaldı…

Merak ettik “Millet nereye gitti” diye… Sıcaktan kaçmışlar. Kimi yaylaya, kimi de Konyaaltı, Arapsuyu gibi denizin kenarına “Oba” kurmuş, göçmüş.

Biz göçemedik usul erkân bilmediğimizden. Ama havalar da ısındı mı ısındı. Ter, tenimizde “İsilik” denilen kırmızı kabarcıklar oluşturdu. Ne kadar soğuk suyun altına girsen de olmuyor.

İşte o zaman Karalıoğlu parkının altındaki “Kayalık” plajı ile tanıştık. Gerçi limanda “Mermerli” de vardı ama biz daha çok buraya giderdik. Öğlene kadar “Kandınlar” için öğleden sonra mesaisi biten erkekler için. Çünkü öğleden sonra resmi daireler tatil, iş yerleri de hava serinleyinceye kadar kapalı olurdu.

İlk zamanlar yanımızdaki büyüklerin beline karılarak deniz suyundan istifade edip “İsilikleri” yok etme çabasında olurken, acaba “Yüzme” aşamasına ne zaman geçilecekti?

İşte o gün de gelip çattı…

Kayanın tepesinde dururken, bir de baktım ki arkamdan birisi (Sudi TÜREL ağabeyimiz) itiverdi denize beni… Sanırım iki teneke(!) tuzlu suyu yuttum. Yutmasına yuttum da can havliyle de suyun yüzüne de çıkmayı becerdim.

İşte o oldu…

Ondan sonraki günlerde de “Yüzme” eylemini geliştirmeye çalıştık.

O yaz Ahmet AYDIN kardeşim, balığı hep “Balık halinden” alıp yiyebildik…

Bilemedik ki…

Oysa “Balık” keyfi başka türlü daha güzel…

Ertesi sene Merkez Ortaokuluna kaydolduk… Okul yeni açıldığından ben 20 numaralı öğrencisiyim…

Okul, eh fena gitmiyor… Antalya’ya da alışıyoruz.

Derken, yine yaz geldi. Bu kez biz de “Göçtük” ağabeylerin abisi… Durur muyuz?

Komşularla bir olduk, Arapsuyu deresinin tam yanına, birinci Arapsuyu’na “Oba”mızı kurduk gittik abi…

Vardığımız gün k...çımıza bir şort geçirdik, tam dört ay üzerimizden çıkmadı. Çıkmasına da gerek yoktu zaten. Denizden çıkınca üzerimizde kuruyordu… İlk hafta bütün deriyi de yeniliyor, sonra da siyah olmasak da deri rengimiz epeyce koyulaşıyordu.

Aynı sene, arkadaşlar kendi aramızda anlaştık, ailelerimizi de razı ettik, kiraladık bir sezonluk bir kayık…

Takım taklavat da düzdük…

İş kaldı “Balık” tutmaya…

Ama kolay değil ki…

Şimdi olsa, alırsın bir adet piknik tüp, koyarsın sandalın içine, ooooh...

Ama bizim zamanımızda öyle mi ya… Evlerden anamızın yemek pişirmede kullandığı gazocağını almamız gerekiyor…

Gazocağını da aldıktan sonra, sandalla denize açılacaksın… Sallayacaksın misinaları denize, bekleyeceksin…

Çok geçmez ki, balıkları sandala çekilmemiş olsun. Hemen oracıkta temizleyip tavanın içine atacaksın…

Balığın üzerine limon sıkmak yo haaaa…

Rakı mı Ahmet Kardeş…

Vallahi rakı yoktu ne yalan söyleyeyim. Her ne kadar dört yaşında rakıya başladıksa da, o yaşlarda artık boşlamıştık. Öğrencilik dönemimiz idi ve henüz yaşımız da küçüktü.

“Rakı” ile “Balığı” sonra yan yana getirdik…

Tüm yeşilliklerin ortasında duran “Balık” ile “Rakı” bir araya gelmez mi?

Gelir elbette…

Türkiye’de “Rakı” ve “Balık” keyfini çıkartacak o kadar çok mekân var ki, deme gitsin. Hemen herkesin böyle bir yeri mutlaka vardır. İstanbul’u geç… Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’in o güzelim kıyılarında yüzlerce, binlerce “Rakı” ve “Balık” keyfi yapılacak yerler var. Hepsinde de keyif yapma imkanımız oldu…

Ama Bağdat’ta Dicle nehri uzanan iskelenin üzerinde “Rakı” ve “Balık” da ayrı bir keyif…

Değişiklik olsun diye size onu anlatayım…

Az daha sabır…

Ha… Bir de Ahmet kardeş, biz “Balık” ile böylece “İlk” tanıştığımızda daha henüz “Buza” kıvamındaydık…

Bilgin olsun…

10 MAYIS 2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 852
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster