Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
439
 

Balıkçı Kasabası Sohbetleri

Balıkçı Kasabası Sohbetleri
 

Doğu Karadeniz'de bir balıkçı kasabası, bir Ağustos ayı bundan yaklaşık "yirmi" yıl önceydi. "Sarp Sınır Kapısı" yeni açılmış, Ruslar akın akın Türkiye'ye bu kapıdan girer olmuştu. 

Karadenizli şarkıcılar bu konuyla ilgili şarkılar yazar olmuşlardı. "Sarp kapısi açildi, nataşalar saçildi" diye.

Balıkçılar balık tutarak günlerini gün ediyorlardı ancak bugünlerde balıkçıları balık tutmaya teşvik eden daha önemli bir neden daha vardı ki bunlar da elbette Rus dilberleriydi. Balık bakımından bereketli günlerdi, balıkların kazancının kime gittiğini saymazsak...

Balıkçılar günübirlik yaşayan insanlardı, sabah namazından önce çıktıkları balık avından sonra balıkları öğleden önce bir an önce tarttırp balıkhaneye teslim edip de paralarını alıp sahilde açılan onlarca disko, eğlence mekanlarında yerlerini alabilme tealşındaydılar. Kazançları sezon açılmamış olsa da kazançlar gayet iyiydi. Çoğunun günlük kazancı neredeyse bir öğretmen maaşına yakındı. Nereden mi biliyorum? Benim öğretmenliğimin ilk yılıydı! Ben de oradaydım. Mekanlara öğleden sonra çöreklenen balıkçıların çoğu balıkların paralarını bitirdikten sonra gece eve gidecek kadar taksi parasını ayırdıktan sonra diğer kalan kısmını bir güzel eziveriyorlardı! Sabah olmadan evden ne şekilde çıkıyorlarsa yine cüzdanları boş bir şekilde geri dönüyorlardı, hanımlardan çekine çekine sessiz ve kimseyi uyandırmadan bir hırsız misali kendi hanelerine süzülüveriyorlardı. Güzel ve eğlenceli zamanlardı Karadeniz sahili erkekleri için!

Lazlar güzel ve eğlenceli insanlardır ve ince esprili ve ince zekaya sahiptirler. Gündüzleri yaşlı balıkçıların birbirlerine yaptıkları orijinal espriler gerçekten duymaya değer esprilerdi. Bazen ikinci kanala geçtiklerinde anlayamasam da hakikaten eğlenceli zamanlardı.

Tanıdığım o güzel insanlar dilleri farklı, neşeli ve son derece misafirperver, günübirlik yaşamayı seven insanlardı. Güzel günlerdi...

Henüz cep telefonları yaygınlaşmamış, insanların şu anda hayatlarında ödemek zorunda hissettiği en az yirmi fatura insanımızın hayatında yoktu. Zorunlu olmadan da insanlarımızın birbirleriyle sosyal ilişkiler kurduğu zamanalardı. 

Yoklar çoktu, varlar ise daha da çoktu. Değerliler değerli, değersizler daha değersiz, hal ve hatır sormanın değerli olduğu zamanlardı...

Arabalar bu kadar yaygın olmadığından ÖTV, CTV, MTV derdi de yoktu, cep telefonu derdi yoktu, özel okul derdi yoktu, doğalgaz derdi yoktu, internet yoktu, telefon bu kadar yaygın ve acil bir ihtiyaç değildi, okullarda serbest kıyafet yok, köylerde okul var, servis derdi yoktu rekabet bu kadar olmadığından insanlar daha mutluydu. Mal hırsı da bu kadar yaygın değildi, insanlar bu kadar yoksunluk hissinde değildi, televizyon kanalları bu kadar yaygın değildi. Bir memur ailesinin kooperatife üye olduğu zamanların sonuna doğru, hayallerin en fazla bir ev bir araba olabildiği zamanlardı...

Aradan "on" yıl geçti bir anda herşey değişti, gökten yağamayan paralar bankalardan kredi olarak yağmaya başladı, para mutluluktu. Bir ev hayalinde olan insanlar hırsla kredilere saldırdılar,  hemen herkes ev almaya, araba almaya koşturdu. Arabalar kimi "Alman", kimi "Japon" kimi bilmem ne marka...

Malla gelen mutluluk, malda kaldı, insana pek de faydalı olmadı, ilkokul mezunu müteahhitlerin yıldızı bir parladı pir parladı, köşe oldular, en lüks Mercedeslere kurulup, köşe yazarı köşe sahibi dahi oldular...

İşte tam da o günlerden birinde bir ortamda insanlar sohbet ediyorlardı, Türklerde adettendir; iki kişi bir araya gelse kesin vatan kurtarır ya da ülke kurar. Bir grup insan gayet eğitimli gibi bir görüntüde yan tarafımda bir masada yayılmışlar hararetli hararetli konuşuyorlar, ekonominin ne kadar düzeldiğinden, alacakları evlerden, arabalardan, söz ediyorlardı. Ansızın biri sazı eline aldı ve konuşmaya başladı, kendinden gayet emin ve tok bir sesle: "arkadaşlar üretimsiz zenginleşme olmaz, bilimsiz ise hiç olmaz, el eşeğine binen tez iner derler, balığı yemle, ağla yakalarlar ama teknolojiyle daha da çok yakalarlar. Evet on yıl öncesine göre bize çok şey verdiler acaba biz bunu gerçekten hak ettik de mi verdiler yoksa daha büyük bir şey almak için mi yemleniyoruz doğrusu ben tereddüt içerisindeyim" dediğnde çakır gözlü uyanık görünüşlü birisi o zamana kadar konuşulanları dinliyordu ki el işaretiyle arkadaşlarını susturdu; "arkadaşlar bu konuşmayı harfiyen bir tarafa not edin, yeri geldiğinde daha iyi anlaşılacaktır ama az önce çok önemli birşeyler söylendi" dedi, diğerleri burun kıvırdı ya  anlamadı ya da anlamak istemediler genellikle bizde adettendir bizimle sohbet edebilen adam bizden daha değerli ne söz söyleyebilirdi ki havasında olan diğerleri hiç oralı olmadı ve gerçekte ben de ne denmek istediğini anlamadım anlayamadım ama aklımda kalmış. Şu Karadenizliler deli mi yoksa dahi mi anlamak mümkün değil! 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 474
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 209
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Adım İlhan AYDIN,   "Kimse anasını, babasını, doğduğu yeri seçemez. Ama iyi insan olmayı seçebili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster