Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '12

 
Kategori
Balıkçılık
Okunma Sayısı
304
 

Balıkçıyı ne rahatsız ediyor?

Balıkçıyı ne rahatsız ediyor?
 

Balık olmaz ise avcı da olmaz


1973 yılında Ceyhan Irmağının yanı başında babam tarla kiralamıştı. Pamuk ektik. Haziran’da okulum tatil olduğunda onun yanında kalmaya başladım. Gece ırmaktan su çeken pompayı çeviren traktörün başında benim yaşımda da olsa birinin beklemesi gerekti. Su pompası ırmağın su seviyesinde kurulu traktör ise ırmağın üst yanında olup kayış su pompasını çeviriyor.

15 yaşında da olsam mazot fıçısından mazotu tenekeye doldurabiliyor, doldurduğum mazotu traktörün deposuna dolduruyor olabilmem, traktörün suyu azaldığında ilave edebiliyor olmam, pompaya, onu çeviren kayışa, traktöre göz kulak olmam işe yarıyor olmalı idi ki oradaydım.

Temmuz ayı gelmiş ve pamuğa üçüncü suyu verme dönemindeydik. Tarlayı sulayan sucu tarlanın öbür tarafında meşgul iken ben de her zaman olduğu gibi ırmağın kenarında traktörün yanındayım. Sabahleyin tanımadığım adamların ırmağa iki kayıkla girip bir şeyler yaptıklarını görebiliyorum. Gerçekte ise ne yaptıklarını çözemiyordum.

Sonra şiddetli ve derinden gelen bir ses ayakta durduğum yeri titretti. Traktöre koşuyorum, pompanın yanına iniyorum anormallik yok. Gayri ihtiyari suya baktığımda ırmağın yüzü alt beyaz karınlarını gökyüzüne çevirmiş balıklar.. İrili, ufaklı, analı, kızlı, yavrulu, yavrusuz. Suyun yüzeyinde cansız kalakalmış iken suyun yürüntüsü her birini yavaş yavaş ileri doğru yürütüyor. İki kayıktaki adamlar kayıklardan birini sahilin berisine diğerini ise öbür uca ilerletiyorlar..  Kuvvetli bir ıslık.. Sesin geldiği yere baktığımda yirmi metre ötemde sahildeki biri kayıktakilere bağırmaya başladı: Jandarma.. Islığı çalan kendinin sol tarafındaki okaliptüs küçük ormanına doğru koşarak kayboldu.. Nehrin beri tarafına doğru yaklaşmakta olan kayık da yön değiştirip öbür tarafa ilerlemeye başlamıştı.

O da ne! Jandarma iki taraflı pusu kurmuş meğer!

Sonradan öğrendim ki balıkların canına kıyan o ses dinamit patlatması imiş.. Irmakta ne yavru ne ana ne baba balık bırakan vahşi bir yöntem.. İşte bu vahşi yöntem ile 15 yaşında tanıştırıldım..

Birkaç yıl önce medya kanalı ile yeni ama modern vahşi bir balık avlama yöntemi ile karşılaştım. Trol ve gırgır avcılığı.. Trol hepten yasaklanmalı, gırgırda ise derinlik 100 metreden fazla olmalı! Bu av yöntemleri yerinde yurdunda kuralıyla yapıldığında doğrudur. Trol de, örneğin Karadeniz'in olmazsa olmaz av aracıdır. Orta suda yaparlar, orada.dipte değil. Biz özellikle İstanbul'da ve Marmara'da yapıldığı biçimine karşıyız. grol diyorlar, örneğin. Bir balıkçının ağzından okuyun: "daire trol görevi yapar amacı pelajik balık tutmak olsada ülkemizde bazı uyanıklar tarafından modifiye edilerek demersal türleride tutan bir yapıya bürünmüştür, dünyanın hiç bir yerinde örneğine rastlayamazsınız.Trolden çok daha tehlikeli dip tahribatına yol açar, malum bizlerde youtube filan etkilendiğimizden sadece trolün zararını işleyen görüntülerle trol düşmanlığı yapılmakta oysa asıl zararlı av aracı bizdeki kullanımıyla gırgırdır." Kısaca, genellemelerden kaçınmak gerek. Her suyun, her bölgenin ve her balığın uygun av aracı ve sürdürülebilirlik temelli kuralı kaidesi olduktan sonra, hiçbirine karşı çıkmayız ki!

Denizlerdeki balıklar avcılara, hatta tüm insanlara ait değil, tüm canlılara aittir.

Birkaç yıldır başlatılan lüfer, balık avlanma mevsimleri, balık avlama yasakları kampanyaları karşısında balıkçılar diyor ki biz kasaplar gibi inek eti yerine eşek eti yedirmeye kalkmadık.

Denizlerde balık kalmaz ise tarlalardaki yılanların yılan balığı olarak sunulacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. 

Balık yumurtalarının yavru, yavruların balık olmasına balık avcıları fırsat vermelidir. ‘’Balık olmaz ise avcı da olmaz’’

Avcılar diyor ki ailemizin sayısı binlerce kişi. Doğrudur. Denizlerde balık kalmaz ise mesleğinizi terk etmek durumunda kalırsınız. Tüketiciler havuzların endüstriyel balığına mahkum olur. 

Sürdürülebilir balık avı ve avlanma yasakları konusunda toplumda farkındalık oluşturan sivil toplum kuruluşları da balığın endüstriyel üretim tarzının değil denizlerde üreyenlerin tüketiminden yana. Ben de öyle. Kültür balığı değil deniz balığıdır tercihim. Hepimizin istediği avcıların mesleklerini, geçimlerini, balığın da yaşamını sürdürebilmeleridir. Balıkçılarımızın, balık avcılarının bu gerçeklikten bakması gerek.. 

Öküzün altında buzağı aramaya gerek yok..Kızgınlık, öfke değil sağduyu ile bakmak gerek.

Denizlerdeki balıklarımızın tükenmemesini istiyoruz. Başka amaç yoktur..  

Bizde üreticileriz. Tarlalarımız, ineklerimiz, çiğ sütlerimiz bizim gibi görünüyor olsa da tüketiciler ürünlerimizi tüketmese hiç değeri kalır mı?

Denizlerin mülkiyeti balıkçıların değildir, bu deniz, bu balıklar tüm canlıların bize emanetidir.

https://groups.google.com/group/cigsutureticileri

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız çok güzel, güncel bir konuyu işlemişsiniz. Çok şükür artık dinamitle balık avlamak bitti herhalde.Sevgi ve selamlar.

Şahin ÖZŞAHİN 
 06.07.2012 14:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1940
Kayıt tarihi
: 21.02.10
 
 

Dünya'da ekmekten sonra ikinci ÖNEME sahip gıda olan SÜT ve SÜT Ürünlerinin; 1-Her türlü pake..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster