Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
3467
 

Balıkesirli Er Musa için gerekirse İngiltere'yle savaşılır!

Balıkesirli Er Musa için gerekirse İngiltere'yle savaşılır!
 

O TARİHTEKİ GAZETELERDEN!


Adına 'açılım' dedikleri aslının ne olduğunu tam olarak hiç kimsenin bilmediği sürecin bitirilmesi sonucu yaklaşık bir hafta içinde 16 vatan evladını şehit verdik.

Aslan gibi Binbaşımızı, gencecik fidan Teğmenimizi, kahraman Astsubaylarımızı, cefakar Uzman Erbaşlarımızı ve yağız delikanlı Erlerimizi, her zaman suçlanan, oradan oraya sürülen, tepedeki filler tepiştikçe hep altta kalıp hiç kimseye yaranamayan fedakar Polislerimizi koruyamadık. Diyeceksiniz ki, onların görevi bizi korumak, doğrudur. Ama bu canları ne uğruna verdik? Bir düşünün bakalım.

Yürek yakıcı şehit haberlerini izlerken aklıma, Mustafa Kemal Atatürk'ün uğruna İngiltere'yle savaşı göze aldığı Balıkesirli Er Musa geldi. Hikayeyi daha önceden biliyordum fakat ayrıntılarını araştırınca çok ilginç bilgilere ulaştım ve sizlerle paylaşmak istedim.

Hikayeyi nakleden aynı zamanda olayın kahramanlarından zamanın Kuşadası Kaymakamı Dilaver Argun, kaleme alan ise, usta gazeteci-yazar merhum Halit Çapın (1936 - 2006). Hikayenin tamamı, Takvim Gazetesi'nin 02-06 Ağustos 2005 nüshalarında yayımlanmış. Olay özetle şöyle:

Sıcak Bir Temmuz Günü

Tarih 14 Temmuz 1934; Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey, bir denetleme için Selçuk'tadır. Mülkiye mektebini bitirdikten sonra gidip Fransa'da tahsilini tamamlamış, aydın ve çiçeği burnunda bir kaymakamdır. Kuşadası'na hareket etmek üzereyken bir jandarma eri koşarak bir kağıt getirir. Kağıtta şu satırlar yer alıyordu:

"Saat 15.00 kararlarında Kanapiçe mevkiinde, içerisinde 4 kişi çıplak bir durumda kurşuni renkte yelkenli bir sandalın sahilimize yaklaştığını gördük… Üç el havaya ateş etmek suretiyle "Dur" emrini verdik. Bu emre itaat etmeyenlerin, kendilerini denize atarak kaçmaya başlamaları üzerine beş arkadaş birden ateş ettik. Bu dört şahıstan üç tanesi ölü olarak denizde kaldı. Bir tanesinin ne olduğu meçhuldür. Mezkur sandal, denizde kendi kendine dolaşmaktadır. Ölüler sahildedir. Arz olunur.

Not: Mezkur sandalın Sisam Adası'nda bulunan İngiliz harp gemisine ait olduğunu arz ederim.

Karine Muhafaza Memuru Mustafa."

Kaymakam Dilaver Bey, dipnotu okuduktan sonra büyük bir şaşkınlık geçirir.

'Sandal İngiliz Harp Gemisine aitse, ya içindekiler?'

Ankara'ya Telgraf

Kuşadası'na döner dönmez telgrafhanede makine başına oturarak derhal Ankara'yı arar. Ankara'nın ses vermesi gecikmez. Dahiliye Vekaleti, daha çok tamamlayıcı bilgi istiyordu.

Kaymakam Dilaver Bey, Ankara'nın istediği tamamlayıcı bilgiyi ancak uykusuz geçirdiği bir geceden sonra 15 Temmuz günü öğle sularında elde eder. Ve hemen Ankara'ya telgraf çeker:

"Başvekil İsmet Paşa Hazretleri'ne:

Kanapiçe Koyu Dipburnu Karakolu erlerinden beşi pusudayken, saat 16.00 sıralarında üç kişinin çıplak olarak bir kotra ile erlerin pusu yerine yaklaştıkları ve ikisinin karaya çıktıkları, erlerimizin 'Teslim olun' ihtarına mukabil karaya çıkan ikisinin derhal ve tekrar aşağıya atladıkları görüldüğünden, erlerimizin tekrar 'Teslim olun' diye bağırmalarına rağmen bunların denize atladıkları ve bunun üzerine ateş açıldığı... Birinin deniz üstünde kaldığını... İkisinin ateşten masun bir yere sığındıkları... Açılan ateşten birinin öldüğü, birinin de yaralı olduğu... İngiliz Harp gemisinin bir Yunan motorunu sahillerimize göndererek cesetlerin bulunmasını rica ettiği anlaşılmıştır... Arz ederim."

Kaymakamı Ayaklarına Çağırıyorlar!

16 Temmuz günü saat 14.00 sıralarında, üç bacalı bir İngiliz harp gemisi Dipburnu istikametinden gelerek, limanın dört mil açığında durur. Kaymakam Dilaver Bey, aynı anda Ankara'ya şu telgrafı çekti:

"Tarrasuttayım (gözetliyorum). İngiliz Harp gemisinden bir motor sahilimize yaklaşıyor. Karaya çıkmalarına izin verelim mi?"

Ankara'nın cevabı kısa oldu:

"Gelen motoru yalnız Liman Reisi karşılasın. Siz telgrafhanede bulunun. Sadece Liman Reisiyle görüşsünler..."

Kaymakam, aldığı direktife uydu. Ancak gelenler kaymakam ile görüşmek istiyorlar ve onu ayaklarına çağırıyorlardı. Yani limana!.. Bu sıralarda, telgrafın yanı sıra bir manyetolu telefon da Ankara ile temas halindeydi. Dilaver Bey, bu durumu telefonla Başvekil Paşa Hazretleri'ne arz edilmek üzere aktardı.

Birkaç dakikalık bir beklemeden sonra, Ankara'dan şu talimat gelir:

"Başvekil İsmet Paşa Hazretleri" buyuruyorlar ki:

Kaymakamımız liman dairesine gitmeyecektir. Kaymakamı ziyaret etmek istiyorlarsa, Kaymakam Bey gelenleri ancak kendi makamında kabul eder. Olayın nasıl cereyan ettiğini sorarlarsa, münasip bir şekilde bilgi verir."

Görüşme Kaymakamlıkta Gerçekleşir

Dilaver Bey'i odasında ziyaret edenler, göğüsleri nişanlarla dolu iki İngiliz subayı ile iki sivildi. Yabancılar, gösterilen koltuklara oturduktan sonra hemen konuyu açtılar. Onlara göre:

"Sisam Adası'na bir nezaket ziyareti yapmakta olan İngiliz Akdeniz Filosu'na mensup bazı harp gemileri, sahillerimize yakın demirlemişler. Bu gemilerden birinde, üç subay dürbünle kıyılarımızı seyretmişler. Kanapiçe Koyu'nun bulunduğu Dipburnu sahilinin plajını ve kumunu çok beğenmişler. Yüzmek üzere bir sandala binip buraya doğru gelirlerken, kendilerine kıyılarımıza 50 metre kala ateş açılmış ve subaylardan biri ölmüş, diğerleri yaralı olarak gemilerine dönmeyi başarmışlar. Türk makamlarının bu konuda karşı çıkacakları bir nokta var mıymış?"

Dilaver Bey, olayın İngilizler tarafından geçiştirilmek istenen kısmını ele alır. Üzerlerine ateş açılan İngiliz subayları karaya çıkmışlardı ve "DUR!" emrine itaat etmemişlerdi. Bu, 'Kaçakçılığı Önleme Kanunu'na aykırı bir davranıştı. Kanun'a göre, bu tip hareket eden kişilere ateş edilirdi. Olaydan üzüntü duyulmaktaydı ama askerlerimizin hareket tarzı kanunlarımıza uygundu..

İngilizler Ülkeleri Karıştırır!

Bu tarzdaki konuşmalar, iki saate yakın bir süre devam eder. Sona doğru, İngiliz kumandan cebinden bir kağıt çıkartarak Kaymakam'a hitaben, Kendinden emin ve eski alışkanlıklarına uygun olarak, mağrur şekilde konuşur:

- "Londra Hükümeti'nden aldığım üç maddelik talimatı size bildirmek isterim. Londra Hükümeti, Osmanlı Hükümeti'ne şu isteklerinin bildirilmesini talep etmektedir."

Dilaver Bey, burada kumandanın lafını keser:

- "Kumandan cenapları! Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin temsilcisiyim. Osmanlı Hükümeti'nin değil."

İngiliz, kızararak ve özür dileyerek "Türkiye Cumhuriyeti" olarak değiştirir lafını ve istekleri sıralar:

1- Öldürülen subayın cesedini aramak üzere İngiliz Donanması'na bağlı motorlar sahillerimize gelecekler ancak, bu araştırma sırasında kendilerine ateş açılmayacağı hususunda yazılı teminat verilecektir.

2- İngiliz bayrağına tarziye verilecek, ölen subayın ailesine zarar ve ziyan ödenecektir.

3- Subaylarını öldürdüğünü tespit ettikleri Balıkesirli Er Musa, derhal yerinden alınarak cezalandırılacak ve verilecek ceza kendilerine bildirilecektir.

İngilizlere Verilen Cevap

Kaymakam Dilaver Bey, İngiliz heyeti ile konuşmasını derhal Ankara'ya geçti.. Ankara'nın cevabı hemen geldi.. Bu kez makinenin başında Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras bulunuyordu ve Kuşadası Kaymakamı'na, İngilizlere verilmek üzere bir mektup dikte ettiriyordu.. Dikte ettirilen mektup şuydu:

"Kumandan cenapları, 2 İngiliz hafif motorunun, kaybolan cesedi aramasına müsaade ettim. Ceset bizim tarafımızda bulunursa, tabiatıyla sizlere tevdi olunacaktır. Bu araştırmalara dünden memur edilmiş olan Gümrük Muhafaza motorumuz, İngiliz motorlarının araştırmaları esnasında beraber bulunarak, birlikte araştırmaya ihtimam edeceklerdir. Gümrük motorumuzun beraber bulunması, sahil muhafızlarını ateş etmekten men eder.

Kuşadası Kaymakamı Dilaver"

Başvekil İnönü Devrede

17 Temmuz günü sabaha karşı saat 02.30 sıralarında, Başvekil Paşa Kuşadası'nı arar:

"İngilizler, çıplak adamlarının karaya çıkmadıklarını beyan etmekteler. Kaymakam Bey'in bu noktaya temas etmemiş olduğu, dikkatimizi çekmiştir. Hakikat nedir? Bunu hükümetin olduğu gibi bilmesi, meselenin halli için tek çaredir. Hükümetin yalan ve yanlış muameleye dayanması, çok zararlı ve muhataralı olur. Adamlar hakikaten karaya çıkmamışlarsa dahi, erlerimiz yine vazifelerinin gereğini yapmışlardır. Elverir ki Hükümet hakikate aykırı beyana düşmesin. Vekiller Heyeti şu anda toplantı halindedir (gece saat 02.30'da!). Bununla beraber, memurlarımızın ve erlerimizin korkmayarak hakikati olduğu gibi söylemelerini isterim. Yarım saate kadar cevap bekliyorum."

Gerilim Tırmanıyor!

18 Temmuz günü saat 15.20 sıralarında, Sisam sahillerinin önünden 7 harp gemisi çıktı. Bunlar ağır yolla Darboğaz'a doğru seyrediyorlardı. Gerginlik tırmanıyordu.

"Dahiliye Vekaleti'ne; Durumu yakından incelemek üzere, Gümrük Alay Kumandanı İlhami Bey, Genel Kumandan Seyfi Paşa'dan aldığı emir üzerine, şimdi bir Gümrük motoruyla Darboğaz istikametine hareket etti. Arz ederim.

Kaymakam Dilaver"

"İzmir Valiliği'ne;

Darboğaz istikametinde durumu incelemeye gelen Alay Kumandanı İlhami Bey'in Genel Kumandanlığı'na Söke Postahanesi'nden yazdırdığı telgraf raporunu, bilgi için arz ediyorum.

RAPOR: Darboğaz'a geldim. Sisam önünde 4 kruvazör, 7 torpido var. Kruvazörlerden biri, 'Queen Elizabeth'tir. Cesedi aramak için yaptığım temasta, beni amiral gemisine çağırdılar. Gitmedim.

Alay Kumandanı İlhami"

İşte Devlet Adamlığı

Gazi Paşa, bütün bu olaylar sırasında Kızılcahamam'da bulunmaktaydı. Ve gelişmeleri de saati saatine izliyordu. İngiliz Donanması'nın tehditkar bir tavırla kıyılarımıza yaklaştığı kendisine iletilince, Ankara'ya ve Kuşadası'na şu tarihi emri iletti:

"Kanuni vazifesini yaptığı anlaşılan Türk Eri Balıkesirli Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse Musa için, Britanya İmparatorluğu ile savaş hali göze alınır. Kızılcahamam'dan şimdi Ankara'ya hareket ediyorum. Ege Bölgesi'nde kısmi seferberlik emrini veriyorum."

Kaymakam Gözyaşlarını Tutamaz

O dönemin Kuşadası Kaymakamı Dilaver Argun, Ata'nın bu çıkışı ile ilgili olarak sonradan şöyle konuşacaktır:

"Bu emir, bu haysiyetli ses, beni ağlattı. Bütün yorgunluğumu alıp götürdü. Genç bir kaymakam olarak, bütün benliğim gurur ve iftiharla sarsılıyordu. O günden bu yana birçok valilik ve müsteşarlıklarda bulundum. Atatürk'ün görev aşkını koruyan bu laflarını başka kimseden duymadım ve sözleri hiç unutmadım."

Sonrası mı? Sonrası malum. Ege birliklerimiz gerçekten seferberlik hazırlıkları yaparlar. Karşılarında artık eski ezik Osmanlı yerine, haysiyetli ve kararlı Türkiye Cumhuriyeti olduğunu gören İngilizler taleplerinden vazgeçerler. Denizde ceset arama çalışmaları ve askeri törenler bizim direktiflerimize uygun olarak birliklerimizin katılımıyla yapılır.

Bu olayların sonunda, Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey'e bir takdirname ile 50 lira para mükafatı ve 1 hafta istirahat izni verilir. Er Musa terhis olana dek görevine devam eder (Yazının orijinalinde kendisinin akıbeti hakkında başka bilgi yok. M.A.)

Er Musa'nın; o Balıkesirli neferin cezalandırılmaması için İngiliz İmparatorluğu ile harbi göze alan ATATÜRK Türkiye'sinden bugünlere, ne acı!

Bir koltuk uğruna ya Rab,

Ne aslanlar yıkılıyor, ne güneşler batıyor.

İZMİR, 31 Temmuz 2015.

NAHİDE ÇELEBİ, Papatya Tarlası bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet Sayın Atak! koltuk uğruna ne yiğitleri toprağa verdik, ne güneşleri batırdık.Gerçekten şu açılım nedir? Anlayan varsa bize de anlatsın. Selam ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 01.08.2015 13:53
Cevap :
Saygılar bizden Sayın Hocam. Birilerinin koltuğu uğruna daha ne canlar yanacak acaba? Evlerden ırak olsun. Tüm şehitlerimize rahmetler, geride kalanlara sabırlar diliyorum. Katkınız için çok teşekkürler.  01.08.2015 14:00
 

Mehmet Bey, anlattığınız bu olay, özgür bir toplumla esaret altında inleyen toplum arasındaki farkı ortaya koymaktadır. Osmanlı’nın son dönemeci… 1840 yılında bir İngiliz William Churchill av merakı sonucu Anadolu’ya gelir. Avlanırken bir Türk’ü vurur, öldürür. Osmanlı bu İngiliz’i yargılamaya kakınca, işler çığırından çıkar, İngilizler Osmanlı’nın önüne 1838 Balta limanı Antlaşmasını korlar. Osmanlı William Churchill’i yargılayamadığı gibi, üstüne üstlük devlet desteğiyle bir de Türkçe gazete çıkarma imtiyazı verilir. Yarı resmi Ceride-i Havadis gazetesi böyle başlar yayın hayatına. Ne yazık ki I. Dünya Savaşı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlüğü, ancak II. Dünya Savaşı sonuna kadar sürmüştür. Bu gerçeği göremediğimiz gibi, bir de her adımda bölünüp parçalanıyoruz, sonuçta esaretimiz de katlanarak devam ediyor. Balıkesirli Musa’nın ne zaman değerli, ne zaman değerinin bilinmediği de yaşadığımız sürecin bir göstergesi değil mi? Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 01.08.2015 10:31
Cevap :
Rıza Bey, öncelikle değerli katkınız için çok teşekkürler. Verdiğiniz örnek olayı çok güzel anlatıyor. Şimdilerde yeniden Osmanlı!ya dönüyoruz galiba. Ama muhteşem günlere değil, hasta adam günlerine! Başbakanımız, "İncirlik'ten kalkan hiç bir uçak kesinlikle PYD'ye destek veremez" diyor, ABD açıklıyor; "IŞİD ile savaşan herkese destek veririz". Yani diyor ki, "sana ne? İstediğime destek veririm." Topraklarımızdan kalkan uçaklar PKK uzantılarına destek verirken bi ne yapıyoruz? Türkiye bitti, Endonezya'da namaz kılarken resim çektiriyoruz. Sanki namazı bir tek o kılıyor. Allah ıslah etsin. Sevgi ve saygılar bizden.  01.08.2015 12:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 159
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1084
Kayıt tarihi
: 19.06.12
 
 

1963 yılında Balıkesir'in şirin ilçesi Erdek'te doğdum. Yüksek lisans eğitimimi Dokuz Eylül Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster