Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '14

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
1082
 

Balkanlar Gezisi (Kosova- Makedonya)

Balkanlar Gezisi (Kosova- Makedonya)
 

Prizren Kalesinden kentin görünümü


Yıllardır istediğim, ama uygun koşulları bir türlü bulamadığım için gidemediğim yerlerdi Balkan Ülkeleri…

O nedenle bu yıl Balkan turlarıyla çok ilgilendim. Tüm araştırmalarım harika yerlere gidildiği ama kısa sürede çok merkeze uğrandığı için son derece yorucu bir gezi olduğu yönünde fikirler verdi bana.

Neticede, “Balkanlara gitmeliyiz, ama tur acentesiyle değil, 3-4 nokta belirleyip acele etmeden, sindire sindire kendimiz bu işi gerçekleştirmeliyiz” dedik.

Uçak biletlerimizi kampanya döneminde, hayli ucuza satın aldık. Antalya’dan İstanbul aktarmalı ve toplamda 2 saat 15 dakika süren kısa bir uçuşla, Kosova’nın Başkenti Priştine’ye indik. Daha sonra kiralık araba firmasından günlüğü 20 Euro’ya kiraladığımız arabamıza bavullarımızı attığımız gibi soluğu Priştine’de aldık.

Gitmesek de olurmuş; yoğun trafiği, bakımsız yolları, eski binaları ve adım başı karşılaştığımız inşaat alanlarıyla, başkentten ziyade gelişme sancıları çeken bir Anadolu şehrini çağrıştırıyordu Priştine…

O yüzden, Limak adlı Türk Firması’nın yaptığı ve geçen yıl hizmete açılan havalimanı ile yediğim enfes köftelerin dışında hiçbir şey kalmadı aklımda Priştine’den…

Zaten 2-3 saat kadar sonra rotamızı Prizren’e çevirmiştik bile…

Şar (Sharre) Dağları’nın eteklerinde kurulmuş olan Prizren şehrine ilk girdiğimizde en dikkatimi çeken yerler; 590 metre yükseklikteki Prizren Kalesi, şehri adeta ortadan ikiye ayıran Bistriça  Deresi, Taşköprü, Şadırvan, Şadırvan’ın hemen doğusundaki 1600 lü yıllardan kalma Sinan Paşa Cami’siydi.

Prizren,Kosova’nın en çok merak edilen ve ilgi gören şehirlerinden biri.

Fatih Sultan Mehmet’in 200 sene kadar süren Osmanlı-Arnavut-Sırp çatışmalarını sona erdirerek 1455 yılında Osmanlı Topraklarına kattığı ve Türkleştirdiği ama 1912 yılındaki Balkan Savaşı’yla Sırp Egemenliğine giren şehir…

Daha sonra 1956-58 yılları ve öncesinde gerçekleşen göçlerle Türk nüfusunu büyük oranda kaybetmiş Prizren, ama yine de camileriyle, taş köprüsüyle, hamamıyla, saat kulesi ve türbeleriyle günümüze kadar taşıyabilmiş geçmişin izlerini…

Her ne kadar Türk, Sırp, Arnavut kültürü birbirine karışmış ise de orada bulunduğum 4 gün süresince kendimi hep Trakya’da bir kasabada gibi hissettim.

Sadece yürüyerek ulaşılabilen Prizren Kalesi’nden seyrettim Prizren’i… Etrafını çeviren yemyeşil Şar Dağları’yla, kırmızı damlı evleriyle, onlarca cami minaresiyle, yine Şar Dağlarından inip şehrin ortasından süzülen pırıl pırıl Bistriça Deresi’yle…

“Korzoya çıkmak”...Bu cümleyi yıllardır ailedeki Balkan kökenli kişilerden duyardım ama pek ilgilenmezdim doğrusu. Meğer korzo, eski Yugoslavya’da, belli saatlerde, belli bir bir güzergâhta yürüyüş yaparak gerçekleştirilen,değişik ulus ve halkları çalışma yaşamları dışında kaynaştırmaya yönelik bir gelenekmiş. Ama bu gelenek, yıllar içinde değişerek genç erkeklerin ya da kızların kendilerine eş arama, tanışma ve flört etme gibi birtakım sosyal ilişkileri için bir vesile olmuş, tıpkı Prizren’de olduğu gibi. Prizren’de korzo geleneğinin hala sürmekte olduğunu öğrenince, ben de  bu olguya şahit olmak istedim ve akşam saatlerinde soluğu Şadırvan’da aldım. Havaya yayılan parfüm kokularıyla, şık ve gösterişli giysileriyle aynı hatta ağır ağır yürüyüş yapan yüzlerce hoş kadın ve erkek, Prizren’de değil, inanın Champs-Élysées’de salınıyorlardı sanki…

Çok duymuştum Sülo’nun (Syla) methini, çüftesini(köfte) qebapını(kebap), plescaviçasını (büyük köfte). Sonunda yedim, anlatıldığı kadar varmış, gerçekten enfesmiş hepsi de…

Prizren’in pazılı böreğini, fulya böreğini, elbasan tavası, Prizren tavası'nı, kaymakçinasını, tespiştesini bilirdim de trileçeyi orada tanıdım.Sinan Paşa Camisinin hemen ilerisindeki pastanede yedim o leziz Prizren tatlısını. Keçi, manda ve inek sütü karşımı ile yapılıyormuş trileçe... Üstelik kaymaklı ve karamelalı…İnanın tadı hala damağımda...Tarifini de aldım, ama henüz denemedim, eğer becerirsem bir gün blogta mutlaka yazar, paylaşırım sizlerle…

Başka bir gün, Prizren’in 50 km uzağında ve yine Şar Dağlarının 2000 metre yükseğindeki Brod Köyü’nde bulutları kovaladım, sislerin altındaki derelerde dağ menekşelerini yüzdürdüm.

4.Günün sonunda Makedonya’nın başkenti Üsküp’e(Skopje) doğru yol alırken, Prizren’den ayrılmanın burukluğu ile yeni ve güzel yerler görecek olmanın keyfi birbirine karışmıştı bile…

Tarihi bir Osmanlı kenti olan Üsküp, Vardar Nehri’nin iki yanında uzanıyor ve Makedon, Arnavut ve Türk kültürünü en iyi şekilde bünyesinde barındırıyor. Hıristiyan kesimin yaşadığı bölüm modern ve gelişmiş bir Avrupa kentini andırırken Müslümanların yaşam alanları daha mütevazı ve geleneksel yapıda görünüyor. Vardar Nehri’nin üzerindeki Osmanlıdan kalan Taşköprü’nün(15.yy I.Murat zamanı) bir ucu Büyük İskender’in devasa heykelinin bulunduğu Makedonya Meydanı’na, diğer ucu Old Bazaar denilen Türk Çarşısı’na açılıyor.

Türk Çarşısı’ndaki esnafın çoğu Türk, o yüzden pazarda ağırlıklı olarak Türkçe konuşuluyor. Çarşı içinde Osmanlı mimari geleneğinin örneklerinden Mustafa Paşa Camii, Kurşunlu Han, Sulu Han, Davut Paşa Hamamı ve eski Türk evleri var.

Doyumsuz bir Üsküp manzarasının bulunduğu Üsküp Kalesi, yakın zamana kadar yıkıntı halindeymiş, ama yapılan restorasyonla tekrar eski haline getirilmiş.

Kısacası, o meşhur Vardar Nehriyle, tarihi binaları, iki kıyıyı birbirine bağlayan süslü köprüleri ve heykelleriyle, geceleyin ışıklı meydanları ve havuzlarıyla zihnimde çok hoş izler bıraktı Üsküp.

Üsküp’ten sonraki durağımız Ohri (Ohrid)’ydi. Ohri Gölü’nün kıyısında yer alan ve adını da o muazzam gölden alan Ohri’de 2 gece kalmayı planlamışken, karşılaştığım güzellikler karşısında bu süreyi 3 geceye çıkardık. Ohri ve Ohri gölü hakkındaki izlenimlerimi bir paragrafla anlatamayacağımı anlayınca dayanamayıp, daha oradayken bu konuda bir blog paylaşmıştım zaten; (http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlogger/cennetten-bir-damla-ohri/Blog/?BlogNo=464279)...

Galiçya Dağları’nı aşarak, 95 km uzaklıktaki Manastır’a (Bitola) giderken, daha yüksekte olması nedeniyle, sularıyla Ohri Gölü’nü besleyenPrespa Gölü’nün o büyülü ve göz alıcı güzelliğinden de söz etmemek haksızlık olur doğrusu…

Çocukluğumun en çok duyduğum türkülerindendi “Manastır’ın ortasında var bir havuz”. Sahiden de ortasında bir havuz ve çeşme varmış Manastır’ın, şu anda suyu akmasa da…

Şimdilerde müzeye çevrilmiş ve bir bölümü tamamen Atatürk’e ayrılmış olan Manastır Askeri İdadi’sini gezdik daha sonra. Oradaki anı defterine O’nu ne çok özlediğimizi ve kendisine ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu” belirten sözcükler düştük.  Bir zamanlar O’nun gezdiği koridorlarda gezmiş olmanın ayrıcalığıyla ayrıldık oradan…Sonra o şirin Şirok Sokağı’ndaki kafelerden birinde Makedon müziği eşliğinde yorgunluk attık. Yanlış yere park etmenin 15 euro’luk dayanılmaz hüznünü (!) saymazsak, güzel anılarla Ohri’ye geri geldik…

Ertesi sabah Türkiye’ye dönmek için Priştine’ye doğru yola çıktık. Yol güzergâhındaki Gostivar’da ilginç yerler göremedik, ama (Tetova)Kalkandelen’de nehir kenarındaki Türk kahvehanesinde acı kahvemizi içerken duyduğumuz Ezan sesleriyle kendimizi yine Türkiye’de hissettik. Şar Dağları üzerinde, Prevalas'ta koyunlarla-kuzularla oynaştık,eğlendik..

Toplamda 10 gün süren bir geziydi yaşadığım; şahaneydi, doyumsuzdu, pek çok anı birikti. Sokaklardaki ıhlamur ağaçlarından yayılan o muazzam koku ise beni gezi boyunca sarhoş etti...Ve en önemlisi, ilk kez karşılaşıyor olmama rağmen, Prizren’de konuk olduğum akrabaların yakınlıkları, yeni tanıştığım insanların dostluğu-sevecenliği, izzet, ikram ve misafirperverlikleri beni son derece etkiledi... 

Gezi sonunda, uçaktan son kez Kosova topraklarına bakarken, bir gün yeniden buralara gelme fikri çoktan kafama yerleşmişti...

 

******

Ay Şen, Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gezmiş kadar olduk desek belki abartı olur ama bir gün gitmek nasip olursak yabancılık çekmeyecek kadar bilgilendik. Paylaşımlarınız için teşekkürler...

Ayrıntıda gezinmek 
 01.08.2014 1:32
Cevap :
Mutlaka gezin görün derim...Anlattıklarımın ne kadar az ve sıradan olduklarını siz de göreceksiniz..:) Okuduğunuz ve yorumladığınız için asıl ben teşekkür ederim...  02.08.2014 0:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 247
Toplam yorum
: 2172
Toplam mesaj
: 113
Ort. okunma sayısı
: 1482
Kayıt tarihi
: 29.01.08
 
 

Antalya ve Akdeniz aşığı bir öğretmenim. Feci duygusal, iflâh olmaz bir romantiğim..:) Bol bol ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster