Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mayıs '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
973
 

Balta Limanı Anlaşmasından günümüze

Balta Limanı Anlaşmasından günümüze
 

Osmanlı devleti bir zamanlar “Devlet-i Aliyye”, yani “Yüce Devlet” idi. Onbir milyon kilometrekareye tekabül eden topraklara sahip devletin sınırları içinde yaklaşık 65 milyon nüfus barınıyordu. Topraklarında Türk olmayan çeşitli unsurları da barındıran devlet zaman içinde eski gücünü kaybetmeye başladı. Öte yandan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ayak oyunları da siyasi ve ekonomik yönden devleti çökertmeye yönelikti.

İlk büyük ekonomik darbe 1535 kapitülasyonları ile ve sonraki darbe 1838 tarihli Balta Limanı antlaşması ile geldi. Osmanlı'nın Balta Limanı antlaşmasını imzalamak zorunda kalması bir yana, antlaşma ile Yed-i Vahid (Bazı malların üretim ve dağıtımının bütünüyle devlete veya yerli tüccara ait olması) düzeninin sona ermesi ve iç ticaretin yabancı tüccarlara bırakılması gerçekleşti. Bunun anlamı ise Osmanlı gelirlerinin önemli ölçüde azalması idi. Batının amacı da zaten bu değil miydi? Ekonomisi törpülenmiş “Hasta “ tabir ettikleri bir devlet işlerini kolaylaştıracaktı. Nitekim sonraki gelişmeler batının isteği doğrultusunda gelişti.

Osmanlı devleti bir yandan 1839 Tanzimat, 1856 Islahat Fermanları ile ve 1876-1908 meşrutiyet hareketleri ile demokratikleşmeye çabalıyordu. Bu çabalar sırasında bir yandan da Mustafa Kemal önderliğinde yapılacak olan Kurtuluş Savaşı’na dek sürecek bitmez tükenmez savaşlarla varlığını sürdürme amacında idi. Bu süreçte batılı emperyalist devletler aç kurtlar misali Osmanlı topraklarını aralarında pay etmenin hesabını yapıyorlardı.

Amaçları Osmanlıyı bölüp parçalamak ve yönetmekti. Balta Limanı anlaşmasının zamanla diğer Avrupa devletleri ile de imzalanması Osmanlı ekonomisini felce uğrattı. Avrupalı'nın asıl isteği olan borçlanmalar gerçekleşti ve devlet can çekişmeye başladı.

Balta Limanı faciasından 157 yıl sonra 1995 yılında girilen Gümrük Birliği de Türkiye’yi ticari olarak zayıflatmış, ekonomiyi IMF ve Dünya Bankası bağlamında dışa bağımlı hale getirmiş ve geçen zamanda Türk ekonomisinin milyarlarca dolar kaybına neden olmuştur. Bu bakımdan Gümrük Birliği anlaşmasının Balta Limanı anlaşmasından farklı olmadığı unutulmamalıdır.

Batılı ülkeler sonuçta I.Dünya Savaşı ile amacına ulaşmıştır. Savaş sonrası yapay sınırlar sonucu yaratılan alt yapısı olmayan devletler, bu devletlerin halkı ile yeterli uyumu sağlayamayan iktidarların çarpıklığı ve bölgede var olan rantın paylaşım gerginliği sonucunda Filistin topraklarında İsrail devletinin kurdurulması ile sonuçlanmıştır. Bugün Ortadoğu’da yaşananların Türkiye’yi yakından ilgilendirdiği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Türkiye bu süreci ve süreçte yaşananları unutmamalıdır. Balta Limanı anlaşmasının Osmanlıyı nasıl parçalanmaya ittiğini ve ekonomik çıkmaza sürüklediğini hafızalarımıza yerleştirmeliyiz. Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyaya yönelik ABD ve AB ülkelerinin ekonomik ve siyasi politikalarının amaçlarını tahlil ederken geçmişte yaşananlardan yeterli dersi çıkarmasını bilmeliyiz.

Günümüz siyasi konjonktüründe yaşananlar irdelendiğinde geçmişte ekonomik ve siyasi alanda yapılanların tekrarlanmak istendiğini görmemek için dünyadan bihaber olmak gerekir. ABD’nin ve AB’nin bölgeye yönelik siyasi beklentisi açıktır. Ve hatta zaman zaman ortaya bilinçli bir şekilde sürülen ve Türkiye’nin Güneydoğusunu içine alan bir Kürt devletini de kapsayan yeni Ortadoğu haritalarının amacını da iyi değerlendirmek gerekmektedir.

Türkiye’de cereyan eden etnik esaslı Kürtçülük hareketinin, Ortadoğu kaynaklı bir bölgesel ve küresel hareket olduğu göz ardı edilmemelidir. Küreselleşmenin politik ve ekonomik hedefi bellidir. Ulus devleti zayıflatmak, milliyetçilik duygularını yok etmek ve böylece emperyalizmin ve büyük sermayenin önündeki engelleri kaldırmaktır.

Bu süreçte dillerinde düşürmedikleri insan hakları, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük kavramları hâkim unsurların dünyayı kontrol edebilme aracı olarak kullanılmakta olduklarını da unutmamak gerekir.

Yıllardır bu ülkenin eşit bir vatandaşı olarak yaşayanlar, devletin çeşitli kademelerinde ve devlet hizmetinde görev alanların son günlerde verdikleri beyanatlar ve dile getirdikleri istekler dikkate alındığında tarihi geçmiş önemini bir kez daha göstermektedir.

Nedir o istekler; Anadolu toprağına yazılmış “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün silinmesi, özellikle Güneydoğu’da yerleşim yerlerine eski adlarının iade edilmesi vb. Ayrıca dokunulmazlıklarının arkasına sığınıp verdikleri beyanatlarla “Anayasanın üstünlüğünü” tanımadıklarını dile getiren, PKK terör örgütü elemanlarına “Gerilla” yakıştırmasını yapanların amaçları iyi okunmalıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 776
Kayıt tarihi
: 16.02.09
 
 

1958 Gürün doğumluyum. Emekli öğretmenim. Ülkemin ve dünyanın gündemini oluşturan konularda yazılar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster