Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
333
 

Balyoz Davası ve Hukukun Üstünlüğü

Balyoz Davası ve Hukukun Üstünlüğü
 

http://mesajgruplari.hurriyet.com.tr Balyoz Davası


Biraz öğrenmeye çabaladım. Çünkü bölük börçük, şurdan burdan okuduğum ve dinlediğim haber bombardımanlarıyla, sadece görmemiz istenilen kısmı gözümüze sokulan BALYOZ iddialarının ne olduğunu tam da algılayamamıştım.

Geçenlerde gördüm ki BALYOZ adlı bir kitap yayımlanmış. Önce onunla başlayarak nedir ne değildir anlamaya çalışayım sonra da yeniden gazetelere bakarım dedim.

"İddia edilen olay var idiyse öncelikle ve tek sorumlusu olarak sadece kendisinin muhatap alınması gerektiğini" kameralara söyleme iradesini gösterebilen, bir zamanların 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın kızı ve damadı, BALYOZ kitabın'nın yazarları.

Pınar Doğan ve Dani Rodrik 'in bilimsel bakış açısını özümlemiş kişiler olduğunu en baş sayfalarda kavramasaydım, kitabı bir kenara bırakacaktım, ne de olsa aralarında akrabalık var diye...

Derviş sabrıyla, titiz bir araştırmacı dikkati ve bir de BALYOZ iddiasında baş aktörü yapılan kişinin de kendilerinin en yakını olmasının verdiği özenle birleşince, oldukça aydınlatıcı ve net bir metin çıkmış ortaya.

Kitabın yazarları televizyona da çıktılar ama izleyememiştim. Açıkça söylemeliyim ki belki önyargıdan, belki de çok acılar çektirildikleri 12 Eylül 'lerin cezasını bulduğu yanılgısına düştüğü için, belki de menfaat ya da özensiz inceleme vs. gibi türlü nedenlerle taraf olmayı seçenlerin bilinçli ya da bilinçsiz yaptıkları dezenformasyonlardan epeyce etkilenip, iddaları gerçek diye kısmen yutmuşum.

Yani bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma yolunda epeyce mesafe kat etmişim, farkında olmadan. Kitabı okuyunca anladım. Saptırılarak atılan gazete manşetleri de bu yanılgımda en büyük etmen...

Burada kitabı özetleyecek değilim. Yazımı okurken bu satırlara gelebilme sabrını gösteren okurlara, DESTEK Yayınları 'ndan çıkan, BALYOZ adlı inceleme kitabını okumalarını öneriyorum.

Yazarların açıklamalarını son derece dikkatle okudum. İleri sürdükleri ve ortaya koydukları onca kanıta rağmen, kimler tarafından hazırlandığı şimdilik bilinmeyen Balyoz Güvenlik Harekat Planı adı verilen o korkunç iddiayı, darbe kurgusunu okurken ayaklarımın altından yerin kaydığını hissettim.

O derece maharetle hazırlanmış - plan- ama sanki bilinçli olarak bırakılan koskoca gedikler, delikler ve yamalar, detayda boğulmayan dikkatli ve deneyimli hukukçularımızın gözünden kaçmayacaktır sanırım.

Kitabın sonunda Ek olarak verilen ve iddianamenin bel kemiğini teşkil eden Balyoz planı iddiasını , kitabı tamamen bitirdikten sonra okumakla ne kadar isabetli davranmışım.

Olay şu ki İnternet'e de düşürülen bu belgeyi okuyan kişi, ne kadar demokrat da olsa, ne kadar tarafsız da olsa yazılanlara inanır. Bana sorarsanız halkı kin ve nefrete sürükleyen bu belgenin ta kendisidir. Yani yazanı da belli olmadığına göre aslında bu belgeleri düzenleyenler her kim ise halkı, kin ve nefret batağına düşür müyorlar mı?

Belgede yazılanlar öylesine irkiltici ki, okuyan kişi , bir gazetecinin kapısına konan ( mı verilen mi?) ve bavuldan çıkan belgeleri, kim niye koydu, nasıl verildi ve neden verildi sorularını dahi atlayarak, o belgeye inanır. Neden o belgelerin bir kısım basında tefrika edildiğini de sorgulamaz. Çünkü korkuyu öğrendik. Yani toplum bazı şeyleri kabul edecek kıvama korkularla getirildi.
Kenesinden, gripli kuşuna , ebola virüsünden, deli danalı ineğine, AIDS'inden şarbonuna kadar bir sürü bela ile güzide ve aydınlatmayı pek seven medyamızın attığı korkunç manşetler yoluyla tanıştırıldık. Bu arada mecliste kıran kırana geçen oturumlar , çıkarılan AB uyum yasalarına eklenen tuhaf kuyruklar , yani memleketin ana ve öz meseleleri de kenarda kaldı ve unutturuldu. Korku salındı ya yüreklere, korkuya koşullandıldı insanlar. 


Hani nerede keneler, deli danalar ve şarbonlu postalar ve benzerleri? Bu yıl insaları yatağa mıhlayan korkunç grip salgınından ne haber? Yoook olmaz. O haber yapılırsa Balyoz ve kadim Ergenekon gündemden düşer. İstatistiklerden en güvenilen kurum olarak çıkan ordu da bir şekilde tahtından indirilmeden virüslere yeniden manşetlerde sıra mıra gelmez... Zaten belli bir kesimde 12 eylülün acıları kanamaktayken. Vurun balyozla vurun....
Kitabı okuyun. Destek yayınlarından çıkan BALYOZ adlı kitabı mutlaka okuyun. O zaman bir çok haberdeki yanlışları ve saptırmaları rahatlıkla göreceksiniz.

Medyada şurda burda , askerlerin, devletin onlara verdiği asli görevleri nedeniyle eleştirilmesi de olayın ayrı bir trajik boyutudur. Sanırsınız ki ikinci çuval ellerinde, hep uygun anı beklemişler.

Kitabı okuyacak olanlar, hayalet plandaki gedikleri delikleri görecektir. Dalga geçercesine bırakılan boşluklardan da söz etmiştim. Hazırlayanlar bile kraldan fazla kralcı olan medyanın bu kurguya bu kriz ve seçim döneminde dört elle sarılacağını hesaplamış olmalılar değil mi?

Olacağı iddia edilen Darbe sırasında .....Tv üzerinden bant yazıyla haberleşmek için askerler sırtlarında 51 ekran televizyonları mı taşıyacaklardı acaba? Onca teknolojiye rağmen, sanki dalga geçer gibi...

İddianame evrakları arasına, iddia zamanının Milli Güvenlik Kurulu' nun tutanaklarının da girmiş olması da epeyce ilginç doğrusu ve düşündürücü...

Bir şey okudum internet'te . Üzülerek paylaşacağım.

Değer verdiğim bir yazarın, kelimenin tam anlamıyla özensiz ve incelemeden yazdığı yazısı. Çok şaşırdım. BALYOZ Kitabını okumasaydım, gazetedeki yazarın olayı hiç incelemediğini anlayamazdım. Hani güya balyozun doğru olmadığını savunurken aslında tam tersini yapıyordu, bilgisizliği ve samimiyetsizliği yüzünden. İşte o nedenle BALYOZ kitabını okumanızı öneriyorum.

Anlaşılan o ki korku dağları sarmış. Yazarımız daha en baştan "plan semineri" ile "harp oyununun" farklı icraatlar olduğundan habersiz. Hani ne şiş yansın ne kebap derler ya öylesi bir tutumla ele almış olayı.

Pes, dedim. Pes vallahi pes. Gel de rahmetli Uğur Mumcu'nun araştırmacı gazeteciliğini arama.

ezgiumut 15 Şubat 2011


Balyoz davası sona erdi. Gazeteler dahi dava hakkında  kamuoyunun fikirlerini alıyor artık. Öncelikle 11 Şubat 2011' de BALYOZ kitabını okuduktan sonra düşündüklerimi paylaştım  yazımın ilk bölümünde.


Kitapta sahte bilgilerle dolu olduğu söylenen CD'lerin sahteliği  yani gösterildikleri tarihten çok sonra doldurulmuş oldukları  yakında ispatllandı.


CD'lerin sahte olduğu kanıtlandı. Bu durumda bu CD'ler delil olma özelliğini kaybetmediler mi? 

Onlara dayanarak yapılan suçlamanın düşmesi gerekmez miydi? 

Oysa  mahkeme ansızınn hızlanarak devam etti. Tamam artık bu sahte delileri gördüler bitecek bu iş diye beklerken kamuoyu , oradaki ihmallerin ve delil karartmaların da neden yapıldığını sorgulamamızı gerektiren korkunç bir trajedi yaşandı. Verilen cezalar ortadadır.

 
Savcılar CD  belgelerindeki bazı isimleri "adli emanet" te saklayarak,  avukatların da   erişimini engellemişlerdi diye okumuştum. İsimleri saklamaları  iyi niyetten diye yorumlanabilir  ama cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla örülü derler ya doğruymuş. Cehennem her zaman cehennemdir , bugün başkasına olan yarın bana da cehenemdir sana da.

 
CD belgelerinde  ismi geçen firmaların kuruluş yılları da  gizlenmiş.


O isimler ve firmaların adları İnternet'e sızmadı. İyi saklanmış demek ki.  Fakat  asker olanların aşina oldukları ama bizim gibi sade vatandaşı duyunca ürküten seminer  planları, oradaki senaryo bir oyun değil de gerçekmiş gibi  ortalığa sürüldü. 


 CD' belgesinde  2003'de  Aselsan 'da çalışıyor görünen  kişilerin gerçekte  o tarihten yıllar sonra orada çalışmaya başladığı gibi daha pek çok örnek   aslında  CD lerdeki bilgilerin aceleyle  uydurulmuş   olduğunu   kanıtlayan benzeri  bir çok bilgi saklama ve erişimin engellenmesi  yüzünden gözlerden  ve kamuoyundan saklı kaldı.


Peki bunu Adli Emanet'e bırakan savcılar ellerindeki dokümanları incelerken de  fark edemediler mi? Tamam fark etmediler diyelim. Kolay değildir onca  belgenin arasından  tefferuattan delil sayılacak şeyleri ayıklarken tuhaflıkları da görüp çıkarmak.


Savcılar sadece suçlayacak delileri mi arar? O belgelerdeki bilgilerin hakikiliği konusunda da kaygıları olmaz mı hiç ?  Onca yayına  karşın, bu sahtelik meselesine  hiç dikkatleri çekilmedi mi?


O zaman durumlar çok kötü. Birbirine husumet duyan herkes birer çakma CD ile, ya da virüslü dosyalarla, ölü gizli şahitlerle   diğerinin canını  okuyup ocağına incir dikebilecek demektir. 


Hukukun üstünlüğü , bence bu davaların en baştan yeniden görülmesini sağlayacaktır. Sanıklar , talepleri ve savunma hakları savsaklanmadan  İnsan Hakları güvencesine alınmalıdır.  

Davada ihmali olanlar da, sahte deliler düzenleyerek, ortaya sürerek  mahkemelerin ve onca insanın zamanınını, yıllarını, yaşamlarını ve onurlarını   çalmaya çalışan kişiler  de   yargılanmalıdır.


Ta 2011 Şubat'ında yazdığım gibi, halkı kin ve nefrete sürükleyen böylesi düzmece   kanıtları kimlerin ürettiği ve kimlerin ortaya sürdüğü de kesinlikle araştırılmalı ve failleri yargılanmalıdır.

 
Bu cezalandırmalar  12 Eylül 'ün rövanşı ya da 12 Eylül'den sorulacağı iddia edilen  hesaplaşma olmadığı açıkça belli değil mi?    

Emel Dinseven  22  Eylül 2012

Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şu anda Soner Yalçın'ın Samizdat adlı kitabını okuyorum. Gerçeklere dayanacak gücünüz var mı diyor kitap başlığında. Plan aynı, senaryo aynı. Amaç, CD üretim çiftliklerinde hazırlayıp ürettikleri sahte dijital verilerle tüm muhalifleri susturmak, kendilerine göre susturamayacakları, tehlikeli gördükleri, belli makam ve mevkide bulunanları da beşbin-onbin sayfalık hormonlu lafta delillerle içeri tıkmak, demir parmaklıklar ardında çürütmektir. Asıl hedef Türkiye Cumhuriyetidir. Asıl hedef kendine tek lider olarak Mustafa Kemal’i seçenleri, onun devrimlerini ışığında yürümek isteyenleri diskalifiye etmek, BOP planları çerçevesinde Ortadoğu’da emperyalizmi ve onun çıkarlarını hakim kılmaktır. Öyle komplike bir şekilde hazırlanmışlar ki olaya, daha bu iddialar ortalığa sürülmeden önce tüm detayları ile düşünüp hazırlanmışlar. Olayın yargı ayağını, medya ayağını, ordusuna bağlı halkı nasıl kıvama getireceklerini inceden inceye hesaplamışlar. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 22.09.2012 13:23
Cevap :
Samizdat ... Gündem param parça. Alacaktım ama unutum inan. Şimdi hemen alıp okumak lazım. Ben de birileri bu yaşananları romanlaştırsa diyordum. Soner Yalçın ise böyle işleri yazan yazarların piri... Çok teşekkür ederim.   23.09.2012 14:35
 

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ Değil ÜSTÜN HUKUKU mevcutken nasıl hak yerine gelir ki??? Bu kitabın 200 sayfası Genaralin kendisi tarafından ele alınmış ancak rahatsızlığı nedeniyle el titremesinden dolayı devamı kayıt cihazıyla bitirilmiştir. Sivil halk harb oyunu nedir bilmez; bu rutin yapılan bir şeydir(subay eşiyim)ve düşmana karşı taktik meseleleridir. 1.ORDU İstanbul'da Hükümet Ankara'da; İhtilâl için birinci orduyu sırtlanıp Ankara'ya mı götüreceklerdi acaba? Bunlar traji komik şeyler. Kendileri ile birlikte çalışan ve kendilerinin kademe kademe yükselttiği kahramanı generali sonradan terörist ilân ettiler.Yazık çok yazık!!! Sultan Süleyman nerede şimdi onu bir düşünsünler;bu devran böyle sürüp gitmez.En azından imamın kayığına binip gitmek var. Amerika ile Pkk zil takıp oynuyorlardır şimdi. Esip gürlüyorlar;savaş çıksa komta kademesinde komutan kalmadı neredeyse. Ama bunu cahil olan kesime gel de anlat.Allah yar ve yardımcımız olsun.

SAHAFÇA 
 22.09.2012 10:53
Cevap :
İşte tam da söylediğiniz nedenlerle biraz daha fazla anlatılmalı, ordunun Anayasal görevleri nelerdir, plan nedir nedir,harp oyunu nedir bunlar, derin konuları okumaktansa kulaktan dolma bilgileri katık yapanlara, meselenin özü duyurulmaya çalışılmalı. Medya akıllanıp kapılarını açmalı gerçeklere.   22.09.2012 12:14
 

Gerçek, geçerli kanıtlar yoksa verilen karar da buhtandır. Bir kere "bavulla" kanıt denen şeyleri ortaya süren "gazetecinin" ötesindeki kişiler bulunup, konuşturulmalıdır... Kanıtların geçerli olmadığı durumlarda, sanal kanıtlarla insanlar nasıl "müebbet Hapis" cezasına çarptırılırlar? Akıl almıyor...

Erdal Ceyhan 
 22.09.2012 8:42
Cevap :
Gizli tanık meseleleri var. Bu bana çok tuhaf geliyor. Gizli tanık tanıklık yaparken gizli olmak değil sinema filmlerinden aklımızda kaldığına göre. Gizli tanık mahkemeye çıkan, gördüğünü sanıkların önünde açıklayan belge vs sunan ondan sonra da tanık korumaya alınan kişi olması gerekir diye düşünüyordum. Şaşırıyor insan. Tek güvencemiz hukukun evrensel olarak üstünlüğü ama bu arada sonuçlar çıkana kadar bu insanların yıllarını parmaklıkların arasında pasifize edilerek geçirmeleri de acıdır. Sağolun...   23.09.2012 14:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1314
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster