Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
753
 

Bana bir koca lazım. Mümkünse liboş olmasın.

Bana bir koca lazım. Mümkünse liboş olmasın.
 

Resim: Alıntı


Gece gece blogda gezinirken yine, Ezgi Umut’ a yaptığım bir yorumla oldukça eski bir şarkı olan Yedi Kule’ ye gidiyor, oraya gittiğimde ise yine çok sevdiğim bir başka gurup olan Ezginin günlüğünde yer alan oldukça hoş şarkısı ile karşılaşıyordum. "Kader işte. Ne yaparsın?"

Ertesinde ise şarkının sözleri dilime dolanıyor, bu yazıyı yazmama vesile oluyordu.

Şarkı diyordu ki…

Ateşe baca lazım

Kitaba hoca lazım

Bana bi koca lazım

O da bu gece lazım

http://www.youtube.com/watch?v=USHV3Fer4iM&feature=related&pos=6

Normalde bu sözler, uzun süre aşksız kalmış histerili bir kadının başka bambaşka düşlerini getirse de insanın aklına, benim aklıma Ergenekon davasını getirdi. Nedense… "Bu da Allah’ın bir hikmeti olmalı" ...

Sanrım Ergenekon balonunu ortaya atanlarda da aynı histeriyi hissettirmiş olmasını hissetmemdi bu yazının sebebi mevcudiyeti. Özellikle her başı sıkıştığında veya ateşi yükseldiğinde Ergenekon masalının ilk dayandığı nokta ile asla ve asla bağdaşmayacak, bağdaştırılamayacak isimler içeri alınmazdan hemen önce hissettikleri gözü dönmüş histeriyi…

Ateşe baca lazımdı… Kitaba da hoca!

Ateş kelimesi Ergenekon’u çağrıştırırken, hoca kelimesi Amerika’ dan olaya müdahil olarak görüş bildiren, fetva veren Fethullah Gülen efendimizi getiriyordu aklıma. Acaba diyordum? Ergenekon kitabının mucit yazarı o olabilir miydi? Yoksa onun da üstünde ona repeat ettiren birileri mi vardı. Öyle ya… Dünyanın dört bir yanında okullar açmak, açabilmek öyle her babayiğidin harcı, altından kalkabileceği bir iş değildi...

Hocam Amerika’ da vedahi Avrupa’nın değişik ülkelerinde cirit atıp, hitabet sanatını geliştirirken ve her konuda söyleyecekleri emir telakki edilirken karşı devrimcilerce, Türkiye’de binlerce kız çocuğunu okutmuş, çok başarılı çalışmalara, araştırmalara imza atmış hocalar, “Proflar” ya bulundukları yerlerinden mekanlarından sürgün ediliyor ya da hapishane koşullarının küf kokulu izbe kuytuluklarında ölümle pençeleşmelerine göz yumuluyor, seyirci kalınıyordu...

Bunlardan en çok ses getireni ise, sağladığı burslarla binlerce yoksul kızı okutan ve ne yazık ki salıverilişinin hemen ertesinde hayata veda eden Türkan Saylan başta olmak üzere Erol Manisalı ve niceleri idi..

Peki neden? Türkan Saylan ne yapmıştı? Erol Manisalı ne yapmıştı? İçeri alınma nedeni derneğin isminde mi gizliydi yoksa? Bunları; onu içeri alanlarda dahil herkes biliyordu aslında ama bilmek işlerine gelmiyordu. Atatürk ismi ona pahalıya mal olmuştu ve diğerlerine.

Ya Manisalı’nın gizi. Hayata döndürdüğü onca hastanın ahında mı gizliydi? Yoksa teşekküründe mi?

Evet. Bana bir koca lazım değildi aslında. Kör topal olsa da halihazırda var Allah’ a şükür şimdilik, “ilerde lazım olursa bakarız bi hal çaresine,:))” Evet. Herkesin kafasını karıştırarak kadar ustaca hazırlanmış bir planla, "akıl hocaları kimse artık tebrik etmek lazım" kendilerine karşı çıkan ne kadar muhalif ses varsa, “silah kaçakçıları ve uyuşturucu tüccarlarının adı ile” yan yana getirerek mimledikleri bu kişileri susturdular. Susmayanlara da sıra gelecek elbet. Gerçekten tebrik etmek lazım mucidi erkânı… Tutundukları en önemli dayanak ise dinlenen telefonlardı.

Oysa onlar bol bol telefon dinler, olmayacak konuşmaları olmayacak işlerle ilintilendirir, özel hayat sınırları göz göre ihlal ederken, toplumun haber alma özgürlüğünü sağlamakla yükümlü olan gazetecilerin gizli ses kaydı, görüntü alması yasaktı o ülkede. Üstelik bu yola başvuranlar suç işlemiş sayılıyor ve yargılanıyordu. Oysa onlar için en her yol mubahtı ve tutundukları en sağlam delil, dinlenen telefon konuşmalarından mütevellitti. Bir de ne olduğunu, kim olduğunu tam olarak çözemediğimiz Kanada kuşunun anlattıklarından yola çıkılmıştı.

Ve tabii ki her başları sıkıştığında, “bana bir koca lazım, o da bu gece lazım” histerisi ile gece yarıları içeri aldıkları insanlar için zindanlar olmasa bile hapishaneler lazımdı.

Onlara içerde dinleyebilecekleri en iyi türkü olarak ise Yeni Türkü’ ye ait Yedi Kule zindanlarını öneriyorlardı.

Müzik zevkleri iyiymiş. Biz de dinleyelim bari…

http://www.youtube.com/watch?v=G8yypAT5sD0

Bu arada başlığın isim babası Liboş koca kaldı değil mi? Onu da bir başka sefere işlemek üzere ertelemiş bulunuyorum. Çünkü yoruldum. Beni anlayacağınızı umarım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel olmuş ..Kalemine sağlık

ahmetrobin 
 04.02.2010 11:46
Cevap :
Sağol. Saygılar  05.02.2010 0:38
 

Güzel yazmışsınız , bakalım ne olacak. Değişen bir şey o günden bugüne yok . ismim de geçince yazayım istedim. Bi bağlamda bu güzel yazıya bi şekilde kenarından kıyısından değmiş gibi hissederek sevindim. Olnlar ise korkunç selam ve sevgiler.

Ezgi Umut 
 20.12.2009 2:44
Cevap :
eğişecek gibi de görünmüyor. En azından şimdilik. Umarım en kısa zamanda atlatırız bu toplumsal tramvayı. Sevgiler  21.12.2009 14:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1448
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster