Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
757
 

Bana enerji vermeyen hiç bir şeyle birlikte olmak istemiyorum artık...

İşte yoğun geçen bir dönemin sonunda nihayet kendime ayırabilecek bir zaman aralığı bulabildim. Uzun zamandır blog arkadaşlarımın okuma fırsatı bulamadığım yazılarını okuyabilmek amacıyla blog sayfalarına şöyle hızlı bir dalış yapayım dedim. İlk gözüme çarpan, okuduktan sonra beni bir anda düşüncelere daldıran Yılmaz Güney’in bir yazısıydı. Şöyle anlatıyordu beni düşündüren duygularını Yılmaz Güney yazısında;

...hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı , kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...

Bir an televizyonda Ugur Dündar’ın "Yoksa Rüya mı" programını izlerken gözyaşlarına hakim olamayan ve boğazında düğümlenen hıçkırıklarına zor hakim olan beni düşündüm. Büyük bir doğal afet sonrası televizyonda yayınlanan, o yürek burkan görüntüleri, gazetelere basılan ve içlerinden dayanılmaz acılar fışkıran resimleri görmemek için haberleri sadece radyodan dinleyen beni....... Benim, hem benim, hem de hiç tanımadığım insanların o vazgeçilmez sancılarını, acılarını duyarak yaşadığımı düşündüm. Düşündüm ama, açıkcası fena oldum. Ben Yılmaz Güney gibi hem tanımadığım bu insanlara üzülecek hem de içindeki bütün bu acılara rağmen yaşamak güzeldir diyebilecek kadar güçlü, dirayetli olamadım maalesef henüz bu hayatta. Onların hayatı benim hayatım olup çıkıyor o anda, onların acısı benim acım olup, gelip oturuyor yüreğimin tam ortasına. Daha sonra, o kadar kolay kendimi çekip çıkartamıyorum ki ben tekrar onların dışına, dönemiyorum ki hemen kendi hayatıma.

Can Dündar’ın “Baktığınız Yere Dikkat Edin” adlı yazısı bu yüzden çok daha yakın geliyor bana. Şöyle anlatıyor Can Dündar o bana daha çok yakın gelen duygularını yazısında,

Sabah sol gözümde bir ağrı ve biraz kanla uyandım.
Öğleden sonra soluğu doktorda aldım.
Dünya tatlısı bir doktor. İlk bakışta çözdü derdimi." Direnç kaybına bağlı iltihaplanma..."
"Sorun gözünde değil aslında..." dedi doktorum. ".... baktığın yerde .....
Hep karanlığa bakmaktan feri sönmüş gözlerinin.
Yılgın düşmüşsün. Yorgunluk mikrobu, seni gözünden vurmuş".
Bu teşhisin ardından öyle bir reçete yazdı ki, dostlar başına:
"Pozitif düşüneceksin. Hayata sımsıkı sarılacaksın.
İşinden kafanı kaldırıp sevdiklerinle vakit geçireceksin.
Kendine yeni heyecanlar yarat. Sev ki hücrelerin yenilensin.
Sana enerji vermeyecek hiç kimseyle de birlikte olma..."

Benim bu haberleri görmek ve okumak istememem, yok farzetmek değil ki dünyada var olan bütün bu acıları. Defalarca okumak ve defalarca görmek, defalarca benim canımı yakmaktan başka hiç bir işe yaramıyor, eğer sadece onları seyretmekten başka bir şey yapamıyorsam. Onlar için bir şey yapacak gücüm varsa, defalarca okumadan, defalarca seyretmeden de yapabiliyor olmalayım ben bunları. Bu yüzden bu haberleri okumuyorum ben, bu haberleri seyretmiyorum televizyonda karşıma çıktıklarında, atlıyorum canım çok yanmadan hemen başka bir kanala.

Ben kendi adıma hayatımın kalan kısmında, mutlu olmak , mutlu yaşamak, çevreme de biraz olsun bu mutluluğu bulaştırmak için çabalıyorum artık. Dünyada gittikçe daha çok karşımıza çıkan bu karanlık tablolara bakıp, zorlaşan hayat koşullarında zaten bulmakta zorlandığım o azıcık enerjimi de kaptırmak istemiyorum aslında.

Bana enerji vermeyecek hiç bir şey, bana enerji vermeyecek hiç kimseyle beraber olmak istemiyorum ben bundan sonra.

Vadesinin ne zaman dolacağını bilemediğim yaşamımın, kalan bakiye kısmında pozitif düşünmek, pozitif yaşamak istiyorum artık. Ben onların acılarına çare üretmeksizin bakarak, bu acıları onlarla birlikte sırtlanmak yerine, içimdeki mutluluğu, huzuru, gücüm yettiğince herkesle paylaşmak herkesle birlikte mutlu olmak istiyorum artık.

10 Mart 2007
Haşim Arıkan

http://hasimce.blogspot.com



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Biz insanlar nedense kendini çok güçlü zannedip, herşeyin kendi etrafında döndüğünü, olanlara kendisinin karar verdiğini zannediyor. Nedenler niçinler, nasıllarla mücadele edip, değiştirmeye, en azından anlamaya çalışıyor. Tabii asıl dikkat edilmesi gereken kaçıyor. olanlardan ders çıkarmak, tekrarlandığında nasıl davranacağımızı idrak etmek. işte onu yapamadığımız için üzüntü stres, sinirlilik, huzursuzluk, mutsuzluk ard arda geliyor. Bir düşünün bakalım. Dünyaya gelmeyi sizmi istediniz? cinsiyetinizi, ailenizi, işinizi, yaşadığınız ülkeyi, zenginlik veya fakirliği, Sizce hangi kararınızdan sonra birşeyler değişti? Karar almanıza neden olan faktörlerin oluşumunu siz mi ayarlıyorsunuz. Bu ve bunun gibi binlerce soru. Hepsinin cevabı da aynı. Kocaman bir hayır. Peki o zaman değiştiremediğimiz şeyler için kendimizi yıpratacağımıza, yaşadığımız AN'ı değerlendirip en az olumsuz etkilenmeyle geçirmeye ne dersiniz? Kalan zamanla da başkalarına yardım. Bu benim çözümüm. sevgiler saygılar.

akar 
 16.03.2007 18:25
Cevap :
En doğru çözüm insanın kendisinin bulduğu çözümdür. Yazma konusunda bana inanılmaz destek veren değerli yorumlarınız için yürekten teşekkür. Svg ve sygl  18.03.2007 1:55
 

ne mutlu olurduk, ama kendi adıma bu mümkün olmuyor. Saygılar.

Ruksan İLDAN 
 13.03.2007 1:01
Cevap :
Yazımı bıraktığınız samimi yorumunuz için çook teşekkürler.Hasimce  15.03.2007 23:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 1899
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1083
Kayıt tarihi
: 05.02.07
 
 

Kimliksiz bir yazanım aslında... Bazen benim, bazen senim, bazen de herhangi biriyim. Belki d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster