Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

19 Ağustos '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
353
 

Bana Göre, İdeal Eğitim Sistemi...1

Bana Göre, İdeal Eğitim Sistemi...1
 

.    Eğitim ve öğretim hakkında...
 
.    Merhabalar...
 
.    Öncelikle, eğitim ve öğretimin farklı şeyler olduğunu söylemeliyim. Öğretim, bir çok bilginin öğrenildiği, özümsendiği bir süreçtir. Bu bilgiler, gerekli ya da gereksiz olabilir. Bu süreçte kişi, sorgulamadan, ya da sorgulamasına izin verilmediğinden, tüm bilgileri alır ve hafızasına kaydetmeye çalışır. Bu anlamda, zorlu bir süreç olduğunu söyleyebilirim. Örneğin ben, tıp öğrenimim süresince, belki de hayatımda hiç görmeyeceğim hastalıkları, bunların belirtilerini, tedavilerini, kullanılan ilaçları, hatta ilaçların o anki kutularının rengine kadar öğrenmek zorunda kaldım... Yirmi altı yıl çalıştım, pek çok şehir gezdim, en nihayetinde emekli oldum, halâ da bu hastalıkları görmedim. Diyebiliriz ki, bu öğrendiğim bilgiler gereksizdi ve uzun yıllar beynimi boşuna işgal ettiler...
 
.    Peki neden bu bilgileri bilmemizi zorunlu kıldılar? Bunun yerine, daha çok karşılaştığımız hastalıklar konusunda en iyi olsaydık, bundan iyi olmaz mıydı? Milyonda bir karşılaşacağımız bir sendromu bilmemizin kime ne faydası vardı? En kötü ihtimalle, tanı koyamayıp, uzmana gönderirdik, bu milyonda bir görülen hastayı... Ama sık karşılaşılan bir hastalığı tanıyamamak, daha kötüdür bir hekim için. Kafanızda yaratılan bilgi kirliliği içinde, burnunuzun ucundaki tanıyı koyamaz hale gelirsiniz çoğu kez. Çünkü aşırı ve gereksiz ayrıntı, sıkıntı yaratır, beynini kullanmak zorunda olan insanlar için...
 
.    Plansız ve programsız bir öğretim programı, diğer adıyla müfredattır bunun sorumlusu... Gerekliliği sorgulanmamış, uzman gözlerce doğru bir şekilde ayıklanmamış bilgi, beynimize yük yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Bu gereksiz bilgilerin, beynimizin kapasitesini azaltmasına izin vermek, en büyük yanlıştır.
 
.    Peki ne yapmalıdır bu durumda? Bu durumu düzeltmenin yolu nedir? 
 
.    Öncelikle, bilgileri kademeli bir şekilde vermek gerekir. Atın önüne arpayı yığıp, atı çatlatmanın alemi yoktur. Lise düzeyindeki bir öğrenciye, doktora düzeyinde bilgiler vermenin de bir izahı yoktur. Verseniz bile, o anki kapasitesi, bu bilgiyi almaya yetmeyecektir. Daha toplama-çıkarmayı doğru düzgün yapamayan bir öğrencinin matematik ders müfredatında, uzaydaki eğriler, fonksiyonlar olmamalıdır. Ama oğlumu büyütürken edindiğim bilgiler ve deneyimlerle, müfredatın aşırı yüklü olduğunu biliyorum. Pek çok öğrenci, anlayamadığı bu bilgiler karşısında pes edip, matematikten, fizikten ebediyen uzaklaşmaktadır. Bu “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz bir durumdur. Kişinin bir konuda, pek çok denemesinde başarısız olması, ne yaparsa yapsın bunu değiştiremeyeceği ve bir daha asla başarılı olamayacağı yönünde, kendini sınırladığı bir negatif şartlanmadır, öğrenilmiş çaresizlik... Çocuklarımızı bu duruma bizlerin getirdiğini fark etmeliyiz artık. Hiç bitmek bilmeyen okula giriş sınavlarının yarattığı sonuçtur bu... Daha eleyici olabilmek için, daha çok bilgi, daha ağır eğitim, daha zor sorular... Ama buna karşın, bu bilgileri almakta zorlanan çocuklar... Bu bilgilerin yarattığı zihinsel karışıklık, en basit bilgiyi bile bu karışıklıkta ayıklayıp ortaya çıkaramama ve nihayetinde kaçınılmaz olarak, büyük bir başarısızlık... Bunun sonucunda da işe yaramazlık duygusu ve kocaman bir özgüven kaybı... Ne yapıyoruz biz çocuklarımıza?
 
.    Her bilgi değerlidir elbette. Bir yerlerde muhakkak işe yarayacaktır. Ama bir konudaki en uç bilgileri, o konuda uzman olmak isteyenlere vermek gerek, sıradan insanlara değil...
 
.    Peki ne yapacağız, beynimize zorla doldurulan ya da doldurulmak istenen bu bilgilerle? İşte burada eğitim devreye girmektedir. Eğitim, kişinin kendi potansiyelinin farkına varması, elinde var olan özelliklerini bilmesi, bunları geliştirmek için çaba harcaması ve bu özelliklerini en iyi şekilde kullanabilmesi için geliştirilmiş bir sistemdir. Eğitimin temel amacı, hayatta başarılı olmaktır. Hayatta başarılı olabilmek için de kişinin kendini iyi tanıması gereklidir.
 
.    Bir çocuk düşünün. Çok iyi enstrüman çalabiliyor, harika bir müzik kulağı var. Ya da çok iyi sporcu, ressam, yazar, heykeltıraş  olabilecek kapasitede...Ama siz bu çocuğa, matematik ve fizik derslerini dayatırsanız, başarısızlık olasılığı çok yüksektir. Bu demek değildir ki, yeteneği olan, matematik, fizik öğrenemez. Öğrenebilir elbette. Ama herkes, bu tip yeteneklere sahip değildir ne yazık ki. Bu çocuğun böyle bir alana yönlendirilmesinden sağlanacak fayda, bilimsel alanda sıradan biri olmasından çok daha fazladır. Bu çocuğa verilecek matematik, fizik bilgisi, günlük hayatında gerekenden daha fazla olmamalıdır. 
 
.    Çocuklarımız çoğu kez olağan üstü bir saflıkla, kendilerini belli ederler bizlere. Yetenekleri hakkında ip uçları verirler. Asıl önemli olan, bizlerin bu ipuçlarını takip edip, çocuklarımızın farkına varmamızdır. Çocuklarımızı komşunun çocuklarıyla kıyaslayarak değil, onları kendi öz varlıkları ve potansiyelleri içinde değerlendirip, en doğru tarafa yönlendirmektir eğitim. Çocuklarımıza bu yolda gerekli desteği vermek, öz güvenlerini kazanmalarına yardım etmektir eğitim. İllâki herkes doktor, avukat, mühendis vb. olmak zorunda değildir. İllâ ki herkes, üniversiteye gitmek zorunda da değildir. Ama herkes, alması gereken eğitimi, öğretimi en doğru şekilde ve gerektiği gibi, gerektiği kadar almak zorundadır. Ne eksik, ne fazla...
 
.    Eğitimli kişi, sorgulayabilendir. Eğitimli olan kişi, kendine gerekli olan ya da olmayan bilgileri ayıklayabilme özelliğine de sahip olur aynı zamanda... Kendine çizdiği yön doğrultusunda, yavaş yavaş bu bilgi kirliliğinden kurtulur. Beyninde yaptığı bu temizlik neticesinde, odaklanması gerekene daha iyi odaklanır. Nihayetinde başarı gelecektir, emin olun. Sevdiği ve kendi yeteneklerine uygun bir işi yapan, bu işte başarıyı yakalayan, başarıyı yakaladıkça daha mutlu ve umutlu olan bir insan, hayatı da yenmiş, zafer kazanmış demektir. 
 
.    En önemli soru, biz böyle eğitimli insanların kıymetini biliyor muyuz? Çoğu kez, hayır... Onları heba ediyoruz genellikle... Dayanamayanlar, kıymetlerinin bilindiği diyarlara doğru, bırakıp gidiyorlar her şeyi... Onca zorluklarla büyüttüğümüz, eğittiğimiz oğullarımız, kızlarımız, yabancı ellere mahkum ediliyorlar. Bizim en öncelikli problemimiz budur aslında. Kişilerin bulundukları yerlere gelmeleri, etkin olduklarından ziyade yetkin olduklarından dolayı olmadığı sürece bu sorun çözülmez. Ne yaparsak yapalım, bu durum değişmediği sürece, yetiştirdiğimiz ve bundan sonra da yetiştireceğimiz bütün parlak beyinler, üstün yetenekler, yaban ellere gidecektir. Belki de en önce yapmamız gereken şey, köklü bir zihniyet değişikliğidir. Ne dersiniz?
 
İlgilenenler için not: Devam edecek...
 
Dr.F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---19.08.2018
Fotoğraf çekimi: F.Fisun Gökduman Kökcü
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Fisun Hanım, bu anlamlı yazınızla birlikte (Hz Ali,Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum.) Düşünün artık çok şey öğretilince ne kadar saygı gösterilmesi gerekiyor. esenlikler dilerken bu arada bayramınızı da kutlarım.

Şahin ÖZŞAHİN 
 20.08.2018 19:40
Cevap :
Bizi eğiten,hayata hazırlayan öğretmenlerimize,sizin vesilenizle teşekkür etmiş olalım değerli şairim.Hayatımızda büyük emekleri var her birinin.Ben de sizin bayramınızı kutlarım.Yorumunuz için çok teşekkür ederim.Saygı ve selam ile,sağlıcakla kalın değerli şairim.  21.08.2018 1:38
 

Hadi, madem siz bölümler halinde yayınladınız bende ona göre yorumlayayım. Öncelikle “ideal” sistemi aramaya başlamadan önce eğitimin “amaç” ı nedir sorusuna cevap vermek gerekir. Biz neden çocukları eğitiyoruz? Şöyle olsunlar veya böyle olsunlar diye mi? Yoksa çocuklar içinde yaşayacakları “doğal” ve “sosyal” dünyanın gerçeklerini bilsinler diye mi? Yerin darlığından örnekler veremeyeceğim ama kesin olan şudur ki bizde amaç benim çocukluğumdan beri “dinini, vatanını, milletini, seven örf, adet, geleneklerine bağlı, varlığını Türk varlığına armağan etmekle görevli Atatürkçü” bir gençlik yetiştirmektir. Hal böyle olduğu içinde bizim gençlerimiz 15 milyar yıldır evrim geçiren, sürekli değişen ve de gelişen bir evrende yaşadıklarının farkında değillerdir. Bizim gençlerimiz ağırlıklı olarak dini kurallara, edebiyata, ideolojiye, hamasete dayalı bir eğitim alırlar. Devamı var>>>>>>>>>>>>>

Matilla 
 20.08.2018 14:29
Cevap :
Merhaba.Eğitimin amacı,hayatta başarılı olabilmektir.Ne oldukları değil,oldukları şeyin en iyisi olmaya çaba harcamaları önemlidir.Bunu yazımda ayrıntılı olarak belirtmiştim zaten.Ben,şu anki eğitim sisteminin sıkıntılarını biliyorum.Bu yazıları yazma sebebim,bana göre ideal olanı anlatmak.Sizin yorumunuzda yazdığınız,bu günkü eğitim sistemindeki öğretilerle ilgili tek bir satır bile yok yazımda.Ben bilime dayalı bir eğitimi savunuyorum.Bunun yanı sıra,yetenekli öğrencilerin de fark edilebileceği bir eğitim sistemine inanıyorum.Bilimin yanı sıra,sporda,müzikte,sanatta da başarılı gençler yetiştirip,dünya ölçeğinde gurur duyabileceğimiz çocuklarımız ve gençlerimiz olsun istiyorum.Dünyaca ünlü bir İdil Biret'imiz,Suna Kan'ımız,Fazıl Say'ımız var,neden daha çok olmasın?Ya da iyi sporcularımız,heykeltıraşlarımız ya da yazarlarımız?Sizin edebiyatı sevmediğinizi biliyorum ama dünya sizin gözünüzle bakmıyor edebiyata.Ben de öyle.Ben kitaplardan çok şey öğrendim.Bunu asla yadsıyamam...1-devam  21.08.2018 2:40
 

Devam >>>>>Binlerce yıllık tarih veya lale devri, divan edebiyatı, Halide Edip Adıvar, Ömer Seyfettinin hikayelerini okurlar ama makaleden vaz geçtim basit bir dilekçe yazamazlar. Çünkü tüm eğitim, öğretim hayatları boyunca başı sonu belli, somut gerekçeli düz yazı eğitimi almazlar. Aldıkları eğitim doğrultusunda hemen hemen bütün gençlerimiz romancılığa, şairliğe heveslidir. Ama PISA sınavları göstermektedir ki o gençlerimiz sorulan soruyu doğru anlayamadıkları için basit dört işlemden başka bir şey içermeyen yanlış cevaplar verirler. O çocuklar elbette ki matematik işlemlerini pek ala yapabilirler ama okuduklarını anlamadıkları için o basit matematik soruna yanlış cevap verirler. Gençlerimiz matematik olimpiyatlarında şampiyon oluyor ama PISA sınavlarında dünya sonuncusu oluyorlarsa oturup sadece yazı değil öncelikle ve “özellikle” düşünce dilimizi da sorgulamamız gerekir. Devamı var>>>>>

Matilla 
 20.08.2018 14:28
Cevap :
Çocukların başarısız olmalarının nedeni,kitap okumaları değil,aksine hiç okumamalarıdır. Gerektiği kadar kitap okumayan çocuk,dilini nasıl öğrenebilir?Ama okuma olayının niteliği önemli burada.Size ödev diye verilen bir şeyi,baştan savma yapma eğilimde olursunuz genelde.Bu çocuklar da öyle.Zorla eline bir kitap tutuşturmak yerine,kendi seçeceği,ilgi duyabileceği kitapları okumalarına destek vermek gerekir.Çocuğu,okuduğu kitabı anlatması yönünde teşvik etmek gerekir.Yani anlayarak okuması gerekir.Dil yeteneğinin gelişmesi,kullanılan kelime sayısının artması,çocuğun kendini daha rahat ifade edebilmesini sağlar.PISA sınavlarında üst sıralarda yer alan ülkelerin,yıllık kitap basım sayılarına bir bakın lütfen.İnternette bulabilirsiniz hepsini.Bir de alt sıralarda olanlara bakın.Aradaki büyük uçurumu görebilirsiniz.Bu sınavlarda üst sıralarda olan ülkelerin büyük edebiyatçıları var ve hepsi bu yazarları okuyorlar.Biz ise,ne kendi yazarlarımızı,ne de yabancı yazarları okuyoruz.2-devam  21.08.2018 3:33
 

Devam>>>>> Siz örneğin eğitim ve öğretim aynı şey değildir diyorsunuz ama arada ne fark olduğunu söylemiyorsunuz. Peki, çocuklarımızı öğretecek miyiz yoksa eğitecek miyiz sorusu cevapsız kalmıyor mu? Bence çocuklarımız kavramsal düşünce konusunda çok yetersiz bilgilerle donatılıyor ve bu eğitim sürecinde alt anlam,üst anlam, mecazi anlam, teşbih, sembol, simge, metafor gibi edebiyat araçları öğretiliyor. Gençlerimiz kader nedir, kısmet nedir, nasip nedir öğreniyor ama hak nedir, hukuk nedir, sorumluluk nedir, görev nedir bilmiyor. Hal böyle olduğu için de işimiz maşallah, inşallah gibi en ufak bir işlevi olmayan “araç” lara kalıyor. Tıp eğitiminde de gerekliden çok gereksiz bilgiler verildiği konusunda haklı olabilirsiniz. Bu sizin bilgi alanınız. Ama kesin olan şu ki eğitim sektörünün uzmanları da gerekli ile gereksiz arasındaki farkı tam olarak bilmiyor demektir. Konu aslında çok uzun ve karmaşık ama bugün ve burası için yetsin. Saygı, sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 20.08.2018 14:27
Cevap :
Sorarsanız,herkes boş vakitlerinde kitap okur.Büyük bir palavra.Entellektülel görünmek için atılan bir yalan.Moda olduğu için aldıkları kütüphanelerine,metreyle ansiklopedi alan,mobilyalarına uygun renkli ciltli kitaplar koyan bir ülkenin çocuklarıyız biz.Bu ülkenin insanları dilekçe yazamıyorlar çünkü dili kullanamıyorlar.Kelimelerin anlamlarını bilmiyorlar.Hele şimdiki nesil,sesli harfleri bile fazlalık görüp,sessiz harflerle yazışıyorlar ya,içler acısı.Eğitim ve öğretim arasındaki farkı,bütün yazımda anlattım zaten.Ama paragraf olarak vereyim.Öğretim,1. paragrafta,eğitim de 7.paragrafta açıklanmış durumda.Çocuklarımıza öğreteceğiz,ama gerektiği kadar.Eğiteceğiz,yapabildiğimizin en üst limitinde...Zira eğitim,öğretimin üstündedir.Şimdi siz,metaforları,mecazları,simgeleri vb.sadece edebiyatta kullanılıyor gözüyle bakıyorsunuz olaya.Bu kavramlar,soyut düşünebilme yeteneğini geliştiren metodlardır.Çocuklar,beş yaşına kadar,düz mantık kullanırlar.3-devam  21.08.2018 3:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 334
Toplam yorum
: 1255
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 283
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Efekan'ın annesi, Mehmet'in eşi, doktor emeklisi... Değerli dostlar... Bundan sonra, yazılarımı ses..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster