Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

11 Eylül '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
166
 

Bana Göre, İdeal Eğitim Sistemi...6

Bana Göre, İdeal Eğitim Sistemi...6
 

.    Özel çocuklarımızın eğitimi hakkında...
 
.    Merhabalar...
 
.    Her çocuğumuz, elbette ki çok özeldir bizim için... En güzel eğitimi, hepsine vermek isteriz doğal olarak... Ama bazı çocuklarımız var ki, verilen standart eğitimi alamayacak durumdadırlar. Engelli çocuklarımızdır onlar bizim...Ya da verilen standart eğitimin yetersiz geldiği çocuklarımız da vardır. Üstün zekalı ya da üstün yetenekli çocuklarımızdır onlar bizim... Bu çocuklarımızın ortak paydası, muhakkak özel eğitim almaları gerektiğidir...
 
.    Öncelikle engelli çocuklarımızın eğitimi üzerinde duralım...
 
.    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2011 yılı araştırma sonuçlarına göre, nüfusumuzun % 6,9’unun en az bir bedensel engeli olduğu bilinmekte. Kadın ya da erkek engelli birey sayısı, aşağı yukarı eşit durumda bu araştırmaya göre... Bu oran, oldukça büyük bir orandır. Engellilik durumu, doğuştan ya da sonradan olabilmekte. Hepimiz her an engelli olabiliriz. En azından yaşlandığımız zaman, büyük olasılıkla pek çok engellilik halini bir arada yaşayacağız. Engelli olmak, hayatı yaşamaya engel olmamalıdır. Özellikle eğitime, asla!
 
.    Peki neler yapabiliriz engelli çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi için? 
 
.    Öncelikle, engelli olan çocuklarımızın tespit edilmesi ve engellilik hallerinin alınacak önlemler ve yapılacak tedavilerle, en aza indirgenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nasıl yapılabilir? Biraz bununla ilgili görüşlerimi anlatayım...
 
.    Dünyaya gelen her bebeğimizi, ayrıntılı sağlık taramalarından geçirmemiz, gerekli olan aşılarını yapmamız ve bunu ihmal etmememiz gerekmektedir. Hali hazırda, aile sağlığı merkezlerinde bu taramalar ve aşılar yapılmaktadır zaten. Bunu sürdürmek ve daha da etraflıca taramalar yapmak, sorunun erken tanınmasını ve tedaviye erken başlanmasını sağlar. Yapılacak aşılar ise, ağır seyredebilecek hastalıkları ve bunlardan kaynaklanabilecek ölüm ve engellilik durumlarını önler. Örneğin kabakulak hastalığı, tek taraflı sağırlık yapabilmektedir. Yani potansiyel bir işitme engelliliği hali vardır bu hastalığı geçiren çocukta. Ama kabakulak aşısı yapılır ise, bu potansiyel engellilik hali de ortadan kalkacaktır. Bu yüzden aşılar çok çok önemlidir...
 
.    Bazı durumlarda engellilik halini tam olarak ortadan kaldırabiliriz. Örneğin, bebeklerde görülebilen doğumsal katarakt hastalığı... Tanı konmazsa, görme engelli olur bebeğimiz. Ama tanı konduğunda, ameliyatla göz içine lens takılır ve pırıl pırıl görür, engeli ortadan kalkar. Ya da doğumsal kalça çıkıkları... Erken tanıda, basit bir tedaviyle (Üç ay boyunca, çift bez kullanmak gibi ) çözülebilecek bir sorunken, tanı gecikirse, tedavinin boyutları artacak, ameliyata kadar gidebilecektir. Ameliyat da yapılmaz ise eğer, yürüme güçlüğü yaşayan, yani yürüme engelli bir çocuğumuz olacaktır. 
 
.    Bazı durumlarda ise engeli ortadan kaldırmamız mümkün değildir. Mesela, cerebral palcy (beyin felci) hastalığı... Sadece ilaçlar ile, vücudundaki kasılmaları çözebiliyoruz şimdilik hastalarımızın. Ya da down sendromlu bir bebeğimizi tam olarak iyileştirmemiz mümkün değildir.
 
.    Burada bir parantez açmak isterim izninizle... Gebelikte de kontrollerin ve aşıların tam olarak yapılması büyük önem arz etmektedir. Örneğin anne diyabetli ise, ya da hipertansiyon hastası ise, bu rahatsızlıkları kontrol altına alınmadığı zaman, büyük oranda karnındaki bebeğe zarar verecektir. Ya da başka hastalıkları varsa, muhakkak kontrol altına alınmak zorundadır. Kısacası, çocuklarımızın sağlığı için yapmamız gerekenler, anne karnına düştüğü andan itibaren başlıyor. Bunun bilincine varmamız gerekiyor artık...
 
.    Bütün bunları yaptıktan sonra, sıra geldi bu güzel çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimine...
 
.    Eğitimde ilk basamak, aile içi eğitimdir demiştim önceki yazılarımda, hatırlarsanız. Bu çocuklarımızın aile içi eğitimleri, biraz daha fazlaca önem arz etmektedir. Öncelikle, engelli bir çocuğa sahip olmanın üzüntüsünü yaşayan ailelerimizin, çocuğunun engeli hakkında ve neler yapabilecekleri hakkında bilgilendirilmeleri şarttır. Olaya duygusal olarak bakan aileler, çocuklarını toplumdan saklamak eğilimindedirler çoğu kez. Bunun nedeni, büyük oranda, engelli çocuğunu korumak, kollamaktır. Ama bu yanlış bir yaklaşımdır. Engelli çocuklarımızın da sosyalleşmeye ihtiyacı vardır, her çocuk gibi. Ya da aynı koruma içgüdüsüyle, çocuklarının yapabilecekleri işleri dahi, kendileri yapmak eğilimindedir yine aileler. Bu da yanlış bir yaklaşımdır. Çocuklarının bedensel ve zihinsel sınırlarını zorlamak, yetişkin bir birey olduklarında ayakları üzerinde durabilecekleri eğitimi vermek, bu ailelerin en temel görevi olmak zorundadır ve hayati önem taşır. Kendi başlarına yapabilecekleri işlerin sayısını arttırmak, bu çocuklarımızın kendine güvenini arttırır ve daha fazlasını başarabilme motivasyonu verir. Onlara ufak tefek sorumluluklar vermek, bu sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlamak, çocuklarımıza çok iyi gelecektir emin olun....
 
.    Pek çok engelli çocuğumuz ve gencimiz, standart eğitimi alabilecek durumdadır. Bu eğitimi alma şansını onların elinden almamalıyız. Toplum içindeki yerlerinin sağlamlaşması açısından, mümkün olduğunca standart eğitim almalı bu evlatlarımız. Neler yapabiliriz peki bunun için? Mesela, okula kolay ulaşmalarını sağlayacak, engelli bireylerin de rahatça kullanabileceği servisler olmalıdır. Bu servislerde, tekerlekli sandalyeyle rahatça çıkılabilecek seyyar, katlanabilir rampalar ya da kaldıraç sistemleri olabilir örneğin. Ya da tekerlekli sandalyelerin rahatça sığabileceği ve güvenlik açısından yere sabitlenebileceği boşluklar olabilir. Okullarda engelli rampaları, tuvalet ve lavaboları, engelli asansörleri yapılabilir. Görme engelli çocuklarımız ve gençlerimiz  için, okul kitapları ve daha bir çok kitap, Braille (Görme engelliler için özel, nokta kabartma kombinasyonlarından oluşan alfabe sistemi) alfabesiyle basılabilir. Yine sesli kitap uygulamaları yapılabilir. Bu sesli kitaplara, internet vasıtasıyla bu evlatlarımızın ulaşımı kolaylaştırılabilir. Standart kütüphanelere, görme engelli çocuklarımız ve gençlerimiz için bu kitaplardan da konmalıdır. Yani iyi bir eğitim alması için bu evlatlarımızın, elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız. Engelli olup, en zor üniversiteleri bitirip, en zor meslekleri icra eden pek çok evladımız var bizim. Bu evlatlarımızın azmi, engelli olmayan evlatlarımızınkinden kat be kat fazla olabiliyor. Onlara bu şansı vermek zorundayız. Ve de bunun için elimizden geleni yapmalıyız. Hepsi de bizim çocuklarımız...
 
.    Bedensel engeli çok ağır olup, okula gitmesi mümkün olmayan evlatlarımız için de pek çok şey yapılabilir. Özel öğretmenlerle evde eğitim almaları sağlanabilir. Şimdilerde bunun yapıldığını biliyorum. Umarım devam eder. Ama özel öğretmenlerle eğitim, bir yere kadar sürdürülebilir. Daha ileri eğitim almaları için farklı uygulamalara ihtiyaç vardır. Mesela uzaktan eğitim almaları sağlanabilir. Teknolojinin bunca yaygın olduğu bu günlerde, bu çok zor bir şey değildir. İnternet üzerinden dersler anlatılıp, topluca sanal sınıflar oluşturulabilir. Bu sınıflarda, standart eğitime yakın bir kalitede eğitim verebilmek mümkündür. 
 
.    Bazı engelli çocuklarımız vardır ki, mutlaka özel eğitime ve özel okullara ihtiyaç duyarlar. Zihinsel engelli ya da öğrenme güçlüğü çeken çocuklarımızdır onlar. Bu çocuklarımıza, kendi başlarına yetmeyi sağlayabilecek bir takım beceriler kazandırılır bu okullarda. Hafif düzeyde  zihinsel engelli çocuklarımıza, mesleki eğitimler de verilmektedir. Bu çocuklarımızı eğitecek olan öğretmenlerimiz, özel olarak eğitilmek zorundadır, ki şu anda bir çok üniversitede, “zihinsel engelliler öğretmenliği” adı altında, pek çok fakülte açılmış durumdadır. Buralarda yetişecek öğretmenlerimizin, sabırlı, hoş görülü olmaları, engelli psikolojisi konusunda da eğitim almaları şarttır. Ayrıca, kendilerinin de ileri psikolojik testlerden geçmeleri gerekmektedir. Bu çocuklarımız, diğer çocuklarımıza göre, daha zor ve daha savunmasız durumdadırlar. Bu yüzden bu okullardaki her çalışanın, ciddi psikolojik testlerden geçmeleri, şiddet eğilimli ya da cinsel sapkınlığı olan kişilerin ayıklanması gerekmektedir. 
 
.    Bulunduğu yerde, bu eğitimi kolayca alamayacak olan çocuklarımız için, yatılı okullar da olmalıdır elbette. Ama esas olan, çocuğumuza, ailesiyle beraber yaşayabileceği şekilde bu eğitimlerin verilmesidir. Aile desteği, son derece önemlidir çünkü. Çocuğumuzun psikolojisi de, ailesiyle birlikteyken daha iyi olacaktır ve eğitimini daha rahat alabilecektir.Yatılı okul seçeneği, çok zorda kalmadan kullanılmamalıdır. 
 
.    Şimdi de, üstün zekalı ya da üstün yetenekli çocuklarımızın eğitimine bir bakalım...
 
.    TÜZDER (Tüm Üstün Zekalılar Derneği) isimli bir sivil toplum kuruluşu var. Yıldız Teknik Üniversitesi ile birlikte, ciddi akademik çalışmalar yapıyorlar. En son yaptıkları etkinlikte (5. Dahiler ve Üstün Zekalılar Günü), Türk toplumunda % 1-10 arasında üstün zekalı bireyler olduğunu söylemişler. Tam oranı bile söyleyemiyorum size, çünkü ciddi bir çalışma yapılmamış henüz, devlet tarafından. Bazı kaynaklar, nüfusun % 2-3 ‘ü oranında üstün zekalı bireyimiz olduğunu söylüyor. Tam bir karmaşa hakim bu konuda... Ama oran ne olursa olsun, bizim de pek çok üstün zekalı ya da yetenekli çocuklarımız var...
 
.    Bu çocuklarımızı neden özel eğitime almamız gerekir? Şimdi bunu inceleyelim biraz...
 
.    Öncelikle, üstün yetenekli çocuklarımızı ele alacağım. Sporda, müzikte, resimde, edebiyatta ve daha pek çok dalda, yaşıtlarından çok önde giden, çok belirgin bir şekilde, o dalda ileri düzeyde beceri sahibi olan çocuklarımız var. Bir ülkenin kalkınması ve medeni ülkeler arasında sayılabilmesi için, bilimin yanı sıra, bu dallarda da kendini dünyaya kanıtlaması gerekir. Bu dallarda başarılı olabilmek için, dünya ölçeğinde yarışabilecek düzeyde olmamız gerek. Bunun ilk koşulu da bize bu başarıyı getirecek olan çocuklarımızı ve gençlerimizi, önce seçebilmek, sonra da onları çok iyi eğitmektir. Bu çocuklarımızın yetenekleri doğrultusunda, en iyi eğitimleri almalarını sağlayacak okullar kurmak, daha çok kendi beceri ve yeteneğine odaklı eğitimler vermek, en doğrusu olacaktır. Üstün yetenekli çocukları, gerekirse yurt dışına da gönderip ufuklarını açmak, eğitimlerine çok şey katacaktır. Suna Kan (Keman), İdil Biret (Piyano), Fazıl Say (Piyano) gibi müzisyenlerimiz daha çok olsa, ne güzel olurdu. Ya da Naim Süleymanoğlu (Halter), Yasemin Dalkılıç (Su altı serbest dalış) gibi sporcularımız... Ya da İlhan Koman gibi dünyaca ünlü heykeltıraşlarımız... Ne iyi olurdu değil mi?
 
.    Üstün zekalı çocuklarımıza gelince... Standart eğitim almak zorunda kalan bu çocuklarımızı tanımak, bazen zor olabilir. Ama bu çocuklarımız, yaşıtlarına göre daha çok soru sorarlar, daha çok kitaplara düşkündürler. Oyun oynarken bakarsınız ki, hep liderdir. Sizi can kulağıyla dinlerler ve anlarlar. Yaşıtlarının anlayamayacağı denli soyut esprilere gülebilirler. Sürekli enerjik olduklarından, hiperaktif oldukları sanılır çoğu kez. Yaşıtlarından daha erken konuşur, daha erken yürürler. Pek çok beceriyi, daha erken yaşta edinirler. Hafızaları çok iyidir. Çoğu, bebeklikte yaşadıkları şeyleri hatırlayabilirler ki bu oldukça nadirdir. Bunun gibi dikkat çekebilecek pek çok özellikleri vardır bu çocuklarımızın...
 
.    Standart eğitim almak zorunda kalan bu çocuklarımız, çok çabuk öğrenebildikleri için, geri kalan zamanda ne yapacaklarını bilemezler ve sıkılırlar okuldan. Bazen okula gitmek istemeyip, ağlayıp sızlanabilirler size. Bu çocuklarımızın sorunları, düşündüğümüzden daha çoktur aslında... Sosyal olarak, yaşıtlarıyla ilişki kurmakta zorlanırlar. Bu yüzden kendilerinden daha büyüklerle iletişimde olmak isterler hep. Bu durum, asosyalliği beraberinde getirir kaçınılmaz olarak... İçlerine kapanırlar ve kendilerine bir dünya kurup, orada yaşarlar... İşte bu durumda, bu çocuklarımızı kaybetmeye başlarız yavaş yavaş...
 
.    Peki ne yapabiliriz? Burada, aileye, okul öncesi eğitim ve ilkokul öğretmenlerimize çok iş düşüyor. Sıra dışı olan bu çocukları fark etmek, çok önemli... Her çocuğumuza zeka(IQ) testi uygulansın demek, çok etik gelmiyor bana... Ama farklılıklarıyla kendilerini belli eden bu çocuklarımıza, muhakkak ki şans tanınmalıdır özel eğitim için... Geleceğin bilim insanları, bu çocuklarımızın içinden yetişecektir. 
 
.    Böyle farklılıklar gösteren bu çocuklarımıza, gerekli testler uygulanıp, belli bir potansiyel taşıyanlar, mutlaka özel olarak eğitilmelidir. Aynı zeka düzeyinde olan bu çocukların birlikte çalışabilme ve proje üretebilme becerilerini geliştirecek şekilde eğitilmeleri, bu eğitimlerin yapılacağı okulların da gerekli alt yapılarının oluşturulması şarttır. Araştırma yapabilecekleri her türlü laboratuarlar ve kütüphaneler olmalıdır. Kendisi gibi olan arkadaşlarının arasında, bu çocuklarımızın asosyallik sıkıntısı da ortadan kalkacaktır. Bu çocuklarımıza, araştırmalarla ilgili finans ve özgürlük sağlanmalıdır. Bilim bunu gerektirir...
 
.    Önemli bir konu daha var. Bu çocukları eğitecek olan öğretmenlerimizin de üstün zekalı olmaları gerekmektedir. Onların bitmek bilmeyen sorularına hızlıca cevap verebilecek nitelikte öğretmenler olmaları gerekir  mutlaka... Onların beyinlerinin işleyişini, muhakeme becerilerini ve daha bir çok özelliklerini, yine onlar gibi olan, üstün zekalı öğretmenler anlayabilir. Yoksa bu çocuklarımızın ukala gibi algılandıklarına ve bu yüzden itilip kakıldıklarına, çok şahit olmuşluğum vardır. 
 
.    Yine bu çocuklarımızı da yurt dışına gönderip, daha ileri eğitim almaları, bilimsel çalışmalara ve projelere katılmaları sağlanmalıdır. Bilimsel açıdan ufuklarının genişlemesi, eğitimleri için çok yararlı olacaktır...
 
.    Bütün bu yazı dizisi boyunca yazdıklarımın yapılabilirliği nedir? Yapılamamaları için hiçbir sebep yoktur. Bazıları hali hazırda yapılıyor ya da yapılmaya başlanmıştır zaten. Önemli olan, başlanılan işin sürdürülmesidir. Eğitimde süreklilik önemlidir. Planlamak ve yapılan plana uymak önemlidir. Olmadı, sil baştan, deyip durmak, doğru değildir. Ben böyle düşünüyorum, peki ya siz?
.
İlgilenenler için not: Çok şükür bitti. :) Başından beri bütün bu uzun yazıları, bıkmadan, sıkılmadan okuyan tüm dostlara, sevgiler, saygılar ve kalpten teşekkürler...
.
Dr.F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---11.09.2018
Fotoğraf çekimi: F.Fisun Gökduman Kökcü
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Günaydın, ayyyyy Matilla Beyin yorumunu okudum da, kolay gelsin Fisün Abla.. Demir Leblebi soruları valla.. Biraz da ben sebep olmuşum. Neyse dişler kırılırsa buradayım :) Öpüyorum, güzel bir olsun..Matilla Bey hürmetler..

SAYHAN 
 13.09.2018 11:12
Cevap :
Çok güldürdün beni canım Sultan:)Bekliyordum bu yorumları.O da yazı dizisini bitirmemi bekliyordu zaten:)Sorular zor elbette,çünkü Matilla bey de zor bir yazar.Olacak o kadar.Ama birlikte fikir üretmek,medenice tartışmak bana çok şey katıyor Matilla beyle.İyi ki var Matilla bey.İyi ki sizler de varsınız.Bu demir leblebiler dişlerimi kırarsa,yarın oradayım haberin olsun:)Hele azılar çok ağrır bak kırılırsa:)Teşekkür ederim kardeşliğin için.Gönül dolusu sevgiler sana ve bu yazıları,yorumları okuyan tüm dostlara...  13.09.2018 14:04
 

1-) SAYHAN hanıma verdiğiniz cevapta dahil olmak üzere bütün bu uzun yazıları yazarken belli ki siz sıkılmış ve aralara şiir, öykü serpiştirmişiniz. Allah var bende sıkıldım ve kendi kendime hep sordum, acaba dedim bu doktor hanım ne zaman mevcut eğitim sistemine ilişkin bir eleştiri yapacak da sorunları TEŞHİS edecek ve TEDAVİYE başlayacak dedim. Ama heyhat, bence doktor hanım var olan eğitim sorunlarıyla ilgi en ufak bir TEŞHİS’de bulunmadan o sorunları temennilerle TEDAVİ etmeye çalışmış. Oysa sorunlar VAR ve o sorunlar çok çok büyük. Bakın SAYHAN hanım bile ne demiş? Üniversitede Prof. Dr bile “kimyasal tepkimelerle ilgi problemleri çözemiyordu” dememiş mi? İşte sorun bu, yetiştirdiğimiz Prof.Dr. bile sorunları çözemiyor. Çözemiyor, çünkü herkes sizin gibi sorunları TEŞHİS etmeden TEMENNİLER le TEDAVİ etmeye çalışıyor. Devam>>>>>>>

Matilla 
 13.09.2018 9:00
Cevap :
1-Merhabalar değerli yazarım.Yorumlarınızı dehşet içinde bekliyordum desem yalan olmaz:)Çünkü acımadan eleştireceğinizi biliyorum.Ben de savunmaya geçeyim de cevaplayayım sizi izninizle,tek tek:)Öncelikle çoook sıkıldım yazarken.Bambaşka sorunlarla da uğraşırken,içimi öykülerle,özellikle de şiirlerle dökme isteğime engel olamadım bazen.Sizin de sıkılmış olmanız normal.Çünkü uzun ve sıkıcı yazılar gerçekten.Ama yazmam gerekiyordu ve yazdım.Eleştiri yapmadım,çünkü zaten herkes eleştiriyor ama çözüm öneren yok.Eleştirel yazıları,"eğitimde sorunlar"yazdığınızda,internette her yerde okuyabilirsiniz.Teşhise gelince:Hasta acilde yatıyor,ölmek üzere.Etrafımdakilere hastanın hastalığını anlatarak vakit kaybetmem,direkt tedaviye geçerim.Benim tarzım bu.Sizin temenni dedikleriniz,benim tedavi reçetem.Ben hastaya reçeteyi veririm,uymak ya da uymamak ona kalmış:)Prof.lara gelince:Bunu bilmeyen yok.Yetkin olan değil,etkin olanlar baskın ülkemizde.Üniversitelere atamaların nasıl yapıldığı belli.>>>  13.09.2018 11:41
 

2-) Örneğin, ben ilk yorumumda sorunu şöyle dile getirdim ve öğrencilerimizin PISA sınavlarında okuduklarını anlamadıkları için başarısız olduklarını söyledim. Sizse bana verdiğiniz cevapta çocukların “kitap okumadıkları” için okuduklarını anlamadıklarını demeye getirdiniz. Oysa çocuklarımız yıllarca TÜRKÇE dersleri alıyor ve buna rağmen matematik sınavında okuduklarını anlayamıyorlar ve sizde bu anlayamama sorununu kitap okumamakla açıklıyorsanız sorun kendiliğinden ortaya çıkıyor demektir. Şöyle ki yıllarca verilen TÜRKÇE dersinin en ufak bir faydası olmuyor, çocuklar düz yazıyla sorulan en basit matematik sorusunu anlayamıyorlar demektir. Bunun kitap, yani Orhan Pamuğun romanını veya Ömer Seyfettin’in hikayelerini veya Fisun hanımın, Matilla beyin şiirlerini okumakla ne alakası var? Eğer çocuk kendi ana dilini okul eğitimine rağmen anlayamıyorsa sorun kitapta değil Türkçe eğitiminin niteliğinde değil midir? Devam>>>>>>>

Matilla 
 13.09.2018 8:59
Cevap :
2-Bu sorunu ben çözemem.Bu sorunun cevabı da bol miktarda yazılarımda var aslında.Gelelim çocuklarımızın okuduklarını anlamama sorununa.Ben ısrarla,kitap okunması gerektiğini düşünüyorum halâ.Ama siz kitap deyince,sadece romanları ve şiirleri düşünüyorsunuz ya,ben de yanarım yanarım ona yanarım:)Benim okuduğumu anlama kapasitemin kıt olduğunu da çaktırmadan yazmışsınız ki,gözümden kaçmadı:)Olsun,canınız sağ olsun:)Çocuklara Türkçe dersini vermezsek,dillerini nasıl öğrenecekler?İngilizce dersi olmadan,İngilizceyi nasıl öğrenebilirler ki?Haa,edebiyat dersi verilmesin derseniz,anlarım.Bence de verilmesin.Hele divân edebiyatından ne çekmiştim ben.Ama Türkçe olmadan olur mu?Haa,dilimizin doğru öğretildiği konusunda ben de emin değilim.Halâ Türkçedeki eklerle sorunu olan pek çok kişi var maalesef.İyi öğretim için,iyi öğretmen gerek.Bununla ilgili de yazdım zaten.Peki bu dili öğrendik,nasıl pekiştireceğiz?Türkçe yayınlar okuyarak.Artık Allah ne verdiyse okuyacaklar ki,dil pekişsin.>>>  13.09.2018 12:04
 

3-) Doğrudur, ben edebiyat dersinin çocuklara en ufak bir faydası olmadığını aksine onlara zararı olduğunu düşünüyorum. Çünkü diyorum edebiyat “kurgusal” yazıtlardır ve bizim çocuklarımıza kurgusal öyküler değil yaşamın gerçek süreçlerini öğretmemiz gerekir. Oysa biz din dersiyle, edebiyat dersleriyle çocukların “gerçeklik” algılarını çarpıtıyoruz. Buna karşılık siz okuduğunuz kitaplardan çok şey öğrendiğinizi İDDİA ediyorsunuz. Bense çocukların kurgusal kitaplardan değil okulda öğretilenlerden öğrenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Lütfen benim hatırım için kitaplardan öğrendiklerinizle ilgili bir blog yazında bende bunları öğreneyim. Ama bence kitaplardan öğrenilen bir şey varsa bu zaten başlı başına eğitim sistemimizin bir EKSİKLİĞİ anlamına gelmez mi? O zaman sizin kitaplardan öğrendiklerinizi müfredata almamız gerekliliği ortaya çıkmaz mı? Devam >>>>>>>>>>>>>

Matilla 
 13.09.2018 8:58
Cevap :
3-Orhan Pamuk okumam ben.Dilini sevmem.Ömer Seyfettin'i de zoraki okumuşluğum var öğrenciyken.O kadar.Ne okuyacağımı kendim seçtim hep.İsterim ki çocuklarımız da kendi seçsin.Mesela oğlum hep bilimsel kitaplar okur.Ben de biyografi ve otobiyografileri severim.Benim şiirlerime ve öykülerime gelince.Çocuklar kazara okumasın diye,kitap basmam olur biter:)Diyelim ki çocuklara edebiyat okutmadık gerçeklik algılarını bozmamak için.Peki televizyonları ne yapalım.Sabahtan akşama,subliminal mesaj verip,kafaları çorbaya çeviren dizileri,reklamları ne yapalım?Sorun sadece eğitim sorunu değil,toplumsal bir bilinç sorunudur.Gelelim bana:Ben okuduğum kitaplardan çok şey öğrendim evet.Okumayı altı yaşımda söktüğümden beri,elime ne geçerse okudum.Ama en sevdiklerim,sıkı durun,ansiklopedi ve geometri kitaplarıydı.Evdeki ansiklopedileri,sayfa sayfa okudum onca yıl.Sonra da babamın elime tutuşturduğu kitaplar ki,hepsi de realist yazarların kitaplarıydı.Bunun için blog yazmama gerek yok sayın yazarım.>>>  13.09.2018 12:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 236
Toplam yorum
: 657
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 257
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. Paylaşacağım linkte, halk müziği ile ilgili çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster