Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
4706
 

Bana sorulanlar -4

Bana sorulanlar -4
 

Nefslerinizde (Benliğinizin hakikati)! Hâlâ (fark etmiyor) görmüyor musunuz?
[Zariyat-21/ Ahmed Hulusi- Kur’an-ı  Kerim Çözümü]
Nefislerinizde hâlâ görmüyor musunuz?”
Ayeti Kerime ile anlatılmak istenen nedir?

Allah’ ı bir tanrı mesabesinde, ötelerde görmek isteyenlere açık bir uyarı söz konusu. Bu sual-yönlendirme de, nefsinizde hatta nefs dediğiniz şey de “Ben’im” deme keyfiyeti bulunuyor.

***

Allah, aklı önce yarattı,
Allah, kalemi önce yarattı
Ya Cabir Allah, önce Rasulun nurunu yarattı.

Burada sanki üç ayrı şey yaratılmış gibi görünüyor. Eğer, yaratılan nesne hakkında bir fikrin/ilmin yoksa “önce şu”,yok yok şu”,en sonunda da Nur yaratılmıştır” der, olayı çözmeye çalışırsın. Ama gel gör ki, yaratılan üç ayrı şey yoktur. Hadiste tek bir mananın nispet edildiği boyutlara göre ayrı ayrı nitelikleri anlatılmaktadır.

Arabî’nin sözüne bu tek mana açısından bakıldığı zaman, ruh ve nefsin ayrı ayrı şeyler olmadığı saptanacaktır. Zira, söz konusu kavramlar hakkında bilgi içeriğine sahip olanlar, Nefs denen şeyin, Ruh’un bilinci olduğunu anlar. Aksi takdirde metin, tanımlanması zor bir hal alır. Bu bakımdan, “Her nefis ruhtur” denmesi yerindedir. Bir somut örnek daha vermek istiyorum:

Beyin ve Bilinç!
İkisi ayrı şey değildir. Madde plânından bakarsanız “beyin”, mana planından nesneye yaklaşırsanız “bilinç” diyebilirsiniz.

Devam edelim: “Her Ruh Nefis değildir” hitabında, “her ruhta bu bilinç/idrak oluşmamıştır” denmek isteniyor. Nitekim, Arabî bir başka misalle, bizzat metne yaklaşım getiriyor.

Havva, Âdem’in bazısıdır yani Havva Âdem’in benzeridir/ bir insan türüdür/Âdem’in dişisidir ve bundan ötürü her kadın Âdem gibi yokluktan var olmuştur, aslı yoktur. Bu açıdan bakarsak her kadın Âdem’dir. Ancak akabinde “Fakat, her ‘Âdem’ kadın değildir” deniliyor. YaniÂdem’i kadından ayıran durumlar var. Duyguları kendine galebe gelen, aslını bilmekten mahrum, bedensel yaşam tarzına sahip, tahammülsüz bir yapıya Âdem demek doğru değildir, diyor.

***

Allah bu âlemleri vehim kanalı ile seyretmektedir.
Tasavvuf ilminde önemli yer tutanbu cümleyi nasıl yorumlarsınız?

Önce şunu söylemeliyim: bilincinizde patlayan, “Allah’ın âlemleri seyretmesi için kulun vehmine ihtiyacı mı vardı?” gibi sorularla konuya yönelmeye kalkarsanız, asla bir çözüme ulaşamayacağınız gibi, günaha da girersiniz.

Önce bunu kabullenelim!.
Düşünmemiz gereken şudur: Cümle içinde iki anahtar kelime var;

Vehim ve âlemler!.
“Âlemler” sözcüğü, seyredilenin ef’al boyutunda olduğunu vurgulamaktadır, ilminde değil. Efal mertebesinde varlık bir esma terkibi olarak zuhur ettiğinden, “vehim” denen duygu da bu esma terkibi/manalar sonucunda meydana geldiğinden Allah’ın bu farklılık boyutunu duygu/vehim kanalı ile seyretmesi tabiidir. Bu arada, ‘Allah dilediğini yapar’ hükmünü de unutmayın, derim.

Konuyu açıkta bırakmamak için şu sorunun yönlendirilmesi de gerekir:
Her birimde mutlaka vehim var mıdır?

Şöyle yanıtlayabilirim: Birey vardır, ölüm ötesinde uzun bir süre vehmi yaşar; kişi vardır, vehmini burada terk eder, ölmeden evvel ölme haline ulaşır. Dolayısıyla, onda vehim yoktur. Ve Allah, söz konusu mahallerde VELİ adı altında, terkibiyet sınırlarını aşamayan yapılardaki mevcut vehim duygusunun kanalı ile âlemleri seyreder.

***

Kim bir kâhine veya büyücüye gider de, onun söylediğini doğrularsa Muhammed (s.a.v )’ e indirilmiş olana küfretmiş olur. (Hadis)

Büyüye başvurma, toplumların, bireylerin kendilerine olan güvenlerini kaybetmesi ile ilgili bir durum. Dünyanın küreselleşmesinden bahsediyoruz, ama nedense büyü ve kâhinden bir türlü vazgeçemiyoruz. Çünkü, sorunlara kendimizi kapatmamızın ardında, o adını koyamadığımız belirsizlik, itimatsızlık var. Öyleyse neden ‘Ben kendimi toparlayayım’ diyemiyoruz. Büyü ile uğraşanlar bir şekilde iyi niyetli bile olsalar, karşılarındakine ‘yıkıcı’ etkiler üretiyorlar. Herhalde bunu çok iyi biliyorsunuz. Sonuç; büyü entegre çalışan bir sistemi/dini dikkate almamak anlamına geliyor. Anti sistem anlayışı içinde olanların da küfre girmemesi anormal olur.

Gıybet eden de dinleyen de günahta ortaktırlar. (Hadis)

Gıybet, insanlığın yaratılışı ile var olmuş ve asırlar boyu önemini korumuş bir kavram. Nebiler içinde bu noktaya değinen, en değerli olanı Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.v) olmuştur. Biz de bu doğrultuda onlarca kez yazı yazdık… Yine devam edeceğiz. Efendimizin uyarısında bu kez açık bir şekilde yapanın yanında onu dinleyenin de büyük bir günaha girdiği vurgulanıyor.

Astroloji fal mı?

Astroloji denince, nedense insanların aklına bir tek şey gelir: FAL! Benim anlamadığım, insanımızın günler öncesinden, gelecek soğuğun derecesini bilmek olanağına sahipken astrolojinin insan yaşamına sağladığı katkıları ve neler yapabileceğini bilememesi, kabullenememesi!
“Yoksa teknoloji o kadar gelişmedi de bizi mi kandırıyorlar?” diye düşünüyorlar herhalde.
Bu kafayla gidenlerin bu ilmi kabullenmesi zor gibi gözüküyor!
Ne diyeyim, içimden eleştirmek bile gelmiyor onları.
Evet, astroloji kişinin iman dairesinde yer almamış. Henüz kökeni, boyutları ve yayılma süreci tam olarak bilinmiyor kabul, ancak asırlar öncesinde Allah’ın bir Nebisine ilim olarak verilmiş. Zamanla üstü örtülmüş. Ta ki teknik ilerlesin, insanlar bu ilimden faydalanma yoluna gitsin, kontrolsüz kalmasın diye düşünülmüş.
Şimdilerde ise tüm evliyanın baş tacı ettiği astroloji, toplumun bir kesimi tarafından yavaş yavaş kabullenilir hale geldi. Ancak, doğacak bir bebeğin yükseleninin hesaplanarak bulunması ve buna göre davranışlarının tespit edilmesi aşaması henüz oturmadı.
Astrolojiyi inkâr etmek, düpedüz “bu resmen faldır” demek beyni kirletmek olur. Bu kişinin inanç noktasına halel getirmez; ancak alt yapısı olan melekî boyutu reddetmek kişiyi dinden çıkartır.
Bizden söylemesi!

***

“Nezir” ne anlama gelir?
Önünüze gelen herkesin “Ben nezirim” demesi doğru mudur?

Lügât anlamı, “birini doğru yola sokmak için gözdağı vererek korkutmak” tır. Herkes nezir olamaz. Bir veli bile tasarruf etmez, nüfuz eder. Siz buradan çıkan sonucu lütfen düşünün.

***

Maşallah mı, maaşallah mı?

İkisini de kullansanız olur.

***

 Pineal Glandnedir, ne işe yaramaktadır?

Pineal, seratonininbir yıkım ürünü olan melatonini salgılayarak uyanıklık ritminin icrasından sorumlu bir bezdir diyor bilim adamları…
Chakralardan yedincisi olan Pineal gland, insanda soyut kavramların başladığı ve değerlendirildiği alandır... Bunun faaliyeti, beyinde düşünsel yaşama boyut atlatmaktır...
Mistik düşünürler de bu şekilde bir tanımlama getiriyor söz konusu kavramla ilgili. Ayrıca, beyin sağlığı ile ilgili olarak her gün belirli bir miktar melatonin alınmasını öneriyorlar. Uzun ve çok saat farkı yaşanan uçuşlardan sonra da alınması tavsiye ediliyor.

***

Tasavvuf lisanında kullanılan bazı isimler var. Meselâ “Rab” ve “Rabbulalemiyn” gibi. Bunlar hangi mertebe için geçerli? İki ayrı isimle kullanılması, ayrı varlıklara mı işaret etmektedir?

Tasavvuf terminolojisinde özellik taşıyan bazı isimler var ki, kişi bu isimleri okuduğunda iki ayrı şeyden bahsediliyormuş hissine kapılıyor.
Şöyle ki; Rab ve Rabbulalemiyn kelimeleri, onlar için tek varlığa işaret etmiyor. Hâlbuki Kuran, açık ve net bir şekilde:
‘Rabbın emretmiştir ki, kendisinden başkasına kulluk edilmeye!
Zira Rab tektir, kendisinden başka Rab yoktur
.’ demektedir.

 Bu bağlamda ele alındığında Rab ve Rabbulalemiyn kendisi olmaktadır. Dolayısıyla, senin “Rabbulalemiyn” demen, aslında Rabbına yönelmenden başka bir şey değildir. İsim değişikliğinin olması, o varlığın başka yönlerine değinmek anlamına gelir. Anlaşılacağı gibi, fark eden artan özellikleridir. (Ortak noktaları ve farklılığı ilgili kitapta bulabilirsiniz) Bu iki kavram da esma mertebesinde kullanılmaktadır.
Bir başka örneğini Rahman ve Rahim isimlerinde de görmekteyiz.

Rahman ve Rahim, iki ayrı varlık değildir. Rahman var olma, Rahim ise var olanın oluşturduğu, ürettiği şeyler anlamına gelir. Yani eldeki imkânların en iyi, en uygun biçimde kullanılması için bir şeyler üretilmesi gibi.

Devam edelim…

Nefsi kül ve Levh-ü Mahfuzkavramları üzerinde duralım.
Nefsi kül, varlığı oluşturan sonsuz sınırsız enerjinin eski dilde tanımlanmasıdır. “Nur” diye de bilinir. Levh-ü Mahfuz ise ondaki bilgilerin toplamının adıdır. Demek ki, ikisi de kuşkusuz ayrı şeyler olmayıp bireyin özünde mevcut olan boyutun bakış açısına göre aldığı isimlerdir.
Evet, İnsanoğlundan okuduğu metni anlaması, yüzüne gözüne bulaştırmaması ve tanınmaz hale getirmemesi bekleniyor. Aslında bu noktalar çok basit. Ama bizler nedense detaylara girip konuyu anlamakta zorluk çekiyoruz.
Yeni gerçekler görebilme ümidiyle.

Ahmed F. Yüksel

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 612
Toplam yorum
: 1988
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10225
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster