Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '13

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
397
 

Barbie bebek evi, tavşanlı balon ve Kuantum

Barbie bebek evi, tavşanlı balon ve Kuantum
 

Size, bu yaşımın kalbiyle bana hüzün veren, o yaşımın kalbinin ve beyninin ise sadece çözüm üretmeye odaklandığı, yaşadığım bir iki olayı anlatacağım. Bu anılarım, benim ilk çocukluk yıllarıma ait.

Ben olanakları biraz kısıtlı olan, olanakları olduğunda ise annemin ve babamın oyuncağa verecek parayı israf olarak nitelemesinden dolayı oyuncak alımının az olduğu bir aileye doğdum. Aşırı derece üzülmemden dolayı alınmak zorunda kalınan bir kaç oyuncak dışında, oyuncağım pek olmamıştır. Hayalimdeki Sindy bebek bir kere  alındıysa da annemin bozulmasın, bir daha alınmaz demesinden dolayı sandığa saklanmış; onunla asla oynayamamışımdır. Doktor setini aldırabilmem için yemeden içmeden kesilmişim, fincan takımı için ise pazarda rezil olmuşumdur. :) Tavşanlı balonu, Kinder yumurtasını ve tavşanlı terliği hiç aldıramamış, annemin evlenmeye yakın üzüntü ve pişmanlıkla, bana almayı teklif ettiği tavşanlı terliği haliyle kabul etmemişimdir. Baloncu her gittiğinde bana bir dahakine mutlaka tavşanlı balon alacağını söz veren annem, sağolsun, tavşanlı balona elimi her attığımda, paramıza yazık demiş, her defasında  da tavşanlı balondan beni vazgeçirmiş, yuvarlak balonun armut balon olup daha da güzel olduğuna inandırmıştır. Böylelikle yıllar geçmiş hiçbir zaman tavşanlı balonum olmamıştır. Ancak hayatta bu seneye kadar hiçbir zaman azmimi kaybetmemişimdir.

Bir ara da, Barbie bebek evine takmıştım. Ancak, Barbie bebek evini aldırabilmem hatta babamın buna parasının yetmesi imkansızdı. Bu nedenle, oyuncak dükkanlarının camlarına bakıp hayal kurmam bile yasaktı. Bir gün bahçede oturup, üzgün üzgün düşünüyordum. Şöyle kat kat bir şey olsa, onu kendim bezlerle döşesem. Minyatür eşyalar yapsam, olamaz mıydı? Pekala olabilirdi. Ama kat kat ne olacaktı? Karton kolilerden mi yapmalıydım? Derken annem, elinde sebzelikle kapıya çıktı. Sebzelik eskidiği için kapıya atmıştı. Tam dört katlı sebzelik. Barbie bebek evi yapmak için biçilmiş kaftandı ve öyle de oldu.

Bir diğer vukuatım ise balık sevgisi ile ilgiliydi. Japon balığı istiyorum. Ama annem bangır bangır bağırıp, balıkla uğraşamayacağını, alınmayacağını söylüyordu. Ve alınmıyordu da. Annem her ne kadar sözünü geçirebilen bir kadın değilse de babamın duyarsız olduğu meseleler ondan sorulurdu. Asla yılmadım. Eski bir kavanozun dibine bantlanmış ipler ucunda kartondan balıklar yaptım. Deniz kabukları ve kum ile süsledim. İçine su doldurunca hayalimdeki gibi olmasa da olmuştu işte. Ancak Yüce Yaratan bana acımış olmalı ki ilk misafirliğe gittiğimiz evin Japon balığı henüz yavrulamıştı. Tam 3 tane yavru balığım da bu vesile ile oldu.

Benim bir de kuş hadisem vardı. Uzun bir müddet kuş sahibi olmak için anneme yalvardıysam da maalesef alınmadı. Her dakika söylüyordum. Ama nafile.  Gene de yılmadım. Bir gün kuşlarım olacağından o kadar emindim ki....Yüce Yaratan bana gene acımış olmalı ki,  bir akşam penceremin önüne bir muhabbet kuşu konuverdi. Kuşu içeri aldık, mandal sepetinin altına koyduk. Anneme kuş yalnız mı kalsın yazık diye direttim ve bir de eş aldık.

Kuantum denen şey bu olsa gerek.. Bu ve bunun gibi onlarca olay yaşamışımdır. Gerçekten inanmak. Allah'ın her yerde olduğuna ve bizi koruduğuna inanmak.

Tavşanlı balon yaşında, henüz kuantumu keşfetmedim demek ki.. O bir türlü olamadı.

SONUÇ:

Tüketim çılgınlığı ile ilk çocukluğumu kıyasladığımda, bu kısıntıların bana hayatta dayanıklı olma yeteneğini aşıladığını gördüm.

Annem, bazı şeylerden çok pişman oldu.

Oyuncağın, çocuğun zeka gelişimine olan katkısını da kavradığımızdan biz bunu bir ihtiyaç olarak gördük. Belki biz de aşırıya kaçıyoruz, yanlış yapıyoruz.

Allah, bize şah damarımızdan bile yakın olduğunu o yaşımızın olanakları içinde anlattı.

************************

İncecik bilekleri ve yürekleri ile, dünyaya gelmekte ve kötülüklerde hiç bir kusuru olmayan, dünyanın neresinde olursa olsun, çocuklara el kaldıran; onların güçsüzlüklerinden, anne babasızlıklarından, çaresizliklerinden faydalanmaya kalkan zalimlere lanet ediyorum.

Savaşta, depremde ebeveynsiz kalmaları onların suçu değil.

Fakirlikleri, hastalıkları onların suçu değil.

Annelerinin babalarının işlediği suçlardan onlar sorumlu değiller.

Bir gün bizim çocuklarımızın da hiç kimsesiz kalabileceğini düşünüp, ona göre düşünmek gerekiyor. İnsanoğlu, şapkasını önüne koysun artık.

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın ONUR, bu yazınızı da okudum, oldukça akıcı yazıyorsunuz, tebrik ederim. Yazınızda söz ettiğiniz inançlarınıza da saygı duydum. Bu nedenle kabul ederseniz size KAF Suresi 16'ıncı ayati gönderiyorum: "Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız." (50/16 Kaf: Diyanet İşleri meali) Rab'bim sizi seviyor, Rab'bim hepimizi seviyor. Başarılarınızın devamını dilerim. Saygılarımla. A.AK

Ahmet AK 
 17.01.2013 18:02
Cevap :
Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Böylesi acımasız dünyaya anlam katan inançlarımız ve bir gün adalet divanının kurulacağına dair umutlarımız olmasa yaşamak imkansız olurdu. Saygılar ve sevgiler...  18.01.2013 8:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 87
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 4478
Kayıt tarihi
: 20.05.12
 
 

Hukukçu bir anne.  Hayatta her şeyin kontrol edilemeyeceğini zor da olsa öğrendim.  Hayat, kısa b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster