Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
445
 

Bari bir an önce öldürün olsun bitsin!!!!

19.07.2009

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin korunmasına ilişkin sözleşmenin madde 1 insan haklarına saygı yükümlülüğü:

Yüksek sözleşmeci taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu sözleşmenin birinci bölümünde hak ve özgürlükleri tanırlar.

Madde 2 Yaşama hakkı:

Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.

Evet, Türkiye bu beyannamenin tamamını 10 Mart 1954 yılında imzalamış. Bu sözleşmede çok önemli maddeler olan yukarıdaki maddelere tüm dünya acaba tamamıyla riayet ediyor mu dersiniz? Bana göre hayır. Bu sözleşme 2.Dünya Savaşı’nda tanık olunan insanlık dışı felaketlere dünyanın bir daha sürüklenmemesi içindi güya. Ama gelin görün ki bugün aynı suçlar, katliamlar savaşlar yaşanmakta ve bu sözleşme de sadece kâğıt parçası gibi kalmaktadır.

Birçok kanlı olaya neden ses çıkarmazlar?

Çünkü bu sözleşmeyi yaratanlar sadece kendi çıkarlarını düşünmüşlerdir de ondan.

Aslında, Yenidünya düzeninde uluslararası sermaye, tüm insan hakları söylem ve eylemlerine karşın siyasal, sosyal ve ekonomik ilişkileri kendi yararı ve çıkarı doğrultusunda kurgulamak ve uygulamak da diyebiliriz buna.

İş böyle olunca da Türkiye’de kendi bildiğini okumakta diğer bazı ülkeler gibi bu yasaları ihlal etmektedir.

İşte, bir örnek daha;

Avrupa İnsan Haklarına esin kaynağı olan 1776 tarihli Amerika Viginia İnsan Hakları Beyannamesidir.

Buna rağmen Amerika G.W.Bush başkanlık döneminde, dünyanın çeşitli yerlerinden toplanan, hatta kaçırılan binlerce kişiyi gizli cezaevlerinde yıllarca yargıç önüne çıkarmadan tutmak ve çeşitli işkenceler uygulamak suretiyle insanın doğuştan sahip olduğu hak ve özgürlükleri yok saymıştır.

İnsan Hakları makları maalesef yok, hepsi masal.

Tüm bunları neden yazmak gereğini duydum anlatayım.

14 yıldır siyasi bir tutuklu ve kanser hastası hakkında "Adana Tabip Odası, Çukurova Üniversitesi Hastanesi, Adana Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı ayrı ayrı raporlar düzenleyerek tutuklunun derhal tahliye edilmesi gerektiğini belirtmişler. Buna rağmen Elbistan infaz savcısı tutuklu ve hasta Güler Zere’yi tahliye edeceğine İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk ettirmiş.

Müebbede mahkûm Zere için Adana’dan ‘Ağır yaşam riski var’ raporu verilmesine rağmen İstanbul Adli Tıp Kurumu tahliye yerine ‘Hastane şartlarında infaza devam’ demiş.

Hayati riski olmasına rağmen hasta tutuklu, sıcak hava koşullarında 14 saat yol getirilip, 10 dakika muayenenin ardından dinlendirilmeden geri götürülmüş.

Bu hangi vicdana sığar? Zaten hastalığı nedeniyle ölüme mahkûm olmuş bir insana karşı işkence değil de bunun adı nedir acaba? Hem de işkencenin daniskası.

(Oysaki İ.H.Beyannamesinin 3 . Bölümünde işkence ile ilgili madde de var.)

Yazıklar olsun! Bu insanı çektirerek, acılarına acı katarak öldürmek isteyen zihniyete yazıklar olsun be!

İlle de öldürmeyi kafanıza koyduysanız, asın veya bir iğne ile ebedi uykuya yollayın zavallıyı.

Acılarına son verin bari.

“Bunu yapabilirmisiniz? İnsan olan bunu yapabilir mi daha doğrusu? Nasır tutmuş yürekler! Biraz vicdana gelin lütfen.”

Bu nasıl anlayıştır? Bu nasıl kara vicdandır anlamak mümkün değil. Bu kararları alanların acaba kanser hastası olan yakınları oldu mu hiç?

Onların nasıl acı içerisinde kıvrandıklarını, artık ölmek istediklerini, bunun için Allaha yakardıklarını duydular mı hiç?

Bu acılar karşısında, hastaya bir şey yapamadıklarından ötürü çaresiz kalmışlar mıdır acaba?

Aynı acıyı bedenlerinde hissetmişler midir acaba?

Ben bu acıyı bir anne olarak tattım. Tarifi imkânsız. Anlatmaya sözler yetersiz kalır.

Bu hastalık ancak kemo terapi ve tedavilerle acıları biraz önleyebiliyor.

*****

Bu tutuklu için siyasi suçlu deniyor. Şu anda 37 yaşında olan kadın 16 yıldır cezasını çekiyormuş. 21 yaşında tutuklanmış. Ne suç işlemiş bilemem ama elin kanlı katilleri aflardan yararlanarak dışarı çıkıyorlar, aynı suçları işliyorlar ve yine içeri giriyorlar. Onlar zaman içerisinde çıkan aflardan yararlanıyorlar da, ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir insan neden af edilmiyor?

Gazetelerden okuduğum kadarıyla 2008-2009 yılları arasında bağımsız insan hakları örgütlerinin tespitlerine göre tutuklu evlerinde 306 kişi hayatını kaybetmiş. Ergenekon Davasında da bunun örneğini. Kuddisi Okkır ile görmedik mi? Sağlam giren insanlar kısa sürede nasıl ve neden hastalanıyorlar acaba?

O zaman bu tutuklu evlerinde bir şeyler oluyor.

Ya işkence ya da çok kötü şartlar altında bulunuyorlar.

Buradan TBMM İnsan Hakları Komisyonuna, Adalet Bakanlığı’na ve Cumhurbaşkanımız Sayın Gül’e sesleniyorum.

Bu ölümcül hastaların hiç değilse biraz daha yaşamalarını sağlamak ve onlara fazla acı çektirmemek için affedin gitsin. Bırakın rahatça tedavi olabilsinler. Kimin ne olacağını ancak Allah bilir.

Sayın Cumhurbaşkanı Necmettin Erbakan’ı affetmişti. Şimdi kendisinden hiç tanımadığım ama bir insan olarak durumuna çok üzüldüğüm bu kadını da affetmesini ve gereken duyarlılığı göstermesini talep ve rica ediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 375
Toplam yorum
: 766
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 797
Kayıt tarihi
: 30.04.08
 
 

İstanbul Kadıköy doğumluyum. Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, önya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster