Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
194
 

Barış bu defa...

Barış bu defa...
 

Kimine göre çözüm süreci, kimine göre İmralı süreci, kimine göre ise ülkeyi bölme süreci… Evet bugünlerde gündemi meşgul eden en önemli soru bu. Aslında son 30 yıldır gündemi meşgul eden desek daha doğru olacak. Bu defa barış gelecek mi? Gelecekse ne pahasına gelecek?

Birinci açılım sürecide buna benzer bir umutla başlamıştı. Anketlerde açılıma destek %80 civarındaydı ve hatta işin ilginç yanı MHP seçmeninin bile açılıma desteği %45 idi. Ardından sosyal demokrat lider!!! Deniz Baykal ve önderliğindeki CHP’nin sürece yönelik sert muhalif faaliyetleri, BDP’nin kışkırtıcı açıklamaları ve AKP’nin hazırlıksız elinde geçerli dişe dokunur bir plan program olmadan yola çıkması açılımı başlamadan bitirdi.

Bu defa her şey farklı olabilir. Bir kere muhalefette Deniz Baykal yok. Her ne kadar Kılıçdaroğlu tabanındaki ulusalcıların etkisiyle son zamanlarda daha muhalif bir tutum sergilese de en azından bir önceki CHP grubuna göre bünyesinde daha fazla sosyal demokrat barındırması sürecin işlenebilirliğini arttırıyor. Ayrıca toplumda da BDP heyeti ve Öcalan’ın görüşme tutanaklarının basına sızmasına sert bir tepki olmadığını düşünürsek sanırım yıllar sonra ilk defa barışa bu kadar yakınız.

Peki bu kadar yakın olduğumuz barış bu defa gelecek mi? Barışın gelebilmesi her şeyden önce barışın dilinin konuşulması ile başlar. Barışın dili nedir peki? Bir sosyolog değilim ama sanırım kitleleri kin nefrete sürüklemeyen, karşısındakine empati ile yaklaşabilen, tüm toplumu gözetecek makul isteklerde bulunabilen ve şiddeti kesin bir dille reddeden bir dil barışın dili olabilir. Ancak benim dikkatimi çeken nokta barışı hiç dilinden düşürmeyen barışın dilini kullanmamız gerektiğini söyleyen bazı BDP’lilerin hala daha toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetini gözetmeyen açıklamalarda bulunması.

Sizi bilmem ama barışa bu kadar yakın olup her defasında bir sorun ve akabinde gelişen daha şiddetli bir savaş dönemi bana Uyanık Gazeteci filmini hatırlatır. Uyanık gazeteci filmi Kemak Sunal'ın az izlenen filmlerinden biridir hatırlamayanınız çoktur bu anlamda. Konusu da hayli ilginçtir. İki ülke arasındaki sorun savaşla değil Kemal Sunal’ın önerdiği yöntemle çözülmeye çalışılır. Gel gelelim iki ülke savaşmasın, onun yerine ülkelerin devlet başkanları çıksın güreşsin fikri silah tüccarlarını kızdırır ve filmin sonunda Barış adındaki çocuk kaybolur ve herkes onu aramaya başlar, O an yağlı güreş hakemliği yapan gazeteci rolündeki Kemal Sunal güreşi erteleyip herkesin Barış’ı araması gerektiğini söyler ve kendisi "Barış" diye bağırırken kafasından vurularak öldürülür. Kemal Sunal'ın öldüğü tek filmdir!! 

Barış bu defa gelir mi bilmem ama yazıma  Murat Kekilli’nin ‘Barış Türküsü’ adlı parçasının sözleriyle son veriyorum.

Bir akşam üstü gitti barış oy/Döner dedik dönmedi barış oy/ Duyduk ki ksmüş koca dünyaya aman oy/ dilerim ki Tanrıdan barış gele tez gele/ Atın gözüm görmesin silahları aman oy/ Bitti mi zeytin dalı dikin oy/ Barış salın barış gelsin oy dört yana/ Hep beraber ölelim de gelsin oy oy oy…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 302
Kayıt tarihi
: 01.02.13
 
 

Biyokimyager, sosyoloji, politika ve sporla ilgilenen, kültür sanat faaliyelerini takip eden, düş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster