Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
149
 

Barış sürecine bel altından vuruş ve anayasal türklük

Barış sürecine bel altından vuruş ve anayasal türklük
 

Filler ve dikenler (Kenya Safari dosyasından)


Son günlerde barışmaktan falan bahsedildi ya, gene ortalık kaynıyor.

Hatta fokurduyor ama eldeki argümanlar, ortamı alevlendirecek derecede germeye yetmiyor. Terör saldırıları epeydir kesilmiş bulunuyor. Üniversite gençliğinin bir kısmı harekete geçirilerek bir şeyler yapmaya çalışılıyor, ancak miting havasını aşamayan eylemler toplum üzerinde bezdirici bir etki bırakmıyor.

Kanaatimce, son zamanlarda iyi saatte olsunlar PKK ile etkili bağlantılar kuramıyor. Bu yüzden karakollar basılamıyor, yollara bombalar konamıyor, çevirmeler yapılamıyor, araçlar kurşunlanamıyor. Kısacası, en azından şu an için, barış sürecini akamete uğratacak terör ve şiddet devreye sokulamıyor.

PKK veya KCK'dan sonra sahneye sürülen DHKP-C de güçlü istihbarat ve polis baskınları sayesinde devre dışı kalınca faaliyetler, daha alt düzey eylemlerle yürütülüyor. Kitlesel protestolarla hükümetin, yargının ya da başka kurumların icraatlarının ("doğru mu, yanlış mı" olduğuna bakılmaksızın) önüne geçilmeye çalışılıyor.

Mesela, 8 Nisan'da Ergenekon Davası'nın görüldüğü Silivri'ye çağrılan insanlar, jandarma ve polisle karşı karşıya getiriliyor. Barikatlar yıkılıyor, tazyikli sular biber gazları sıkılıyor, karşılıklı olarak coplar ve bayrak sopaları sallanıyor ve sonunda Ergenekon Davası erteleniyor.

Peki bir kısım insan mahkemeye hücum etti, "biz bu yargılamayı tanımıyoruz" dedi diye Ergenekon Davası düşecek mi? Tabi ki hayır. Bazılarının iddia ettiği gibi iktidar, acaba bu dava ile karşıtlarından öç mü alıyordur? Zannetmiyorum. Bu sava katıldığımızda, o zaman darbe teşebbüslerinin, imzalı tescilli AKP'yi bitirme planlarının ve yakın geçmişteki meçhul cinayetlerin faillerini uzayda aramamız gerekecektir. Peki daha neler oluyor:

Dicle Üniversitesi'nde  Bilge Gençlik Kulübü ile DÜO-DER arasında çıkan çatışma hala devam ediyor.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde bir grup öğrenci, Diyarbakır Üniversitesi'ndeki olayları  protesto için eylem yapıyor.

Samsun Üniversitesi'ndekiler de duruma bigane kalmıyor, belli bir odak tarafından yönlendirildiğini düşündüğüm bazı öğrenciler malum oyunu orada da sahneye koyuyor.

Bu olaylardan daha önce de iktidarla aralarının limoni olduğunu zannettiğim 300 kişilik aydın grubu Anayasa'dan Türk'lüğün kaldırılacağı iddiasına karşı bir bildiri yayınlıyor.

Hükümetin hiç bir icraatını beğenmeyen karşıt kitle ise anayasa hazırlıklarını, "bölünme anayasası," barış teşebbüsünü ise, "teslimiyet" olarak propaganda etmeyi sürdürüyor. Ortada olan vatandaşlar da bundan etkilenerek kanın durması için yapılan girişimlere şüphe ile bakmaya başlıyor.

Dicle Üniversitesi'ndeki iki ayrı öğrenci grubunun tek bir mihrak tarafından yönlendirildiği konusunda ısrarlıyım. Belli odaklar geçmişte, Hizbullah ve PKK'yı (ülkeyi istikrarsızlaştırma pahasına) kendi iktidar ve çıkarları için nasıl kullandılarsa şimdi de gençliği öyle kullanmaktadırlar. Mamafih zaten buna yabancı da sayılmazlar.

Örnek mi istiyorsunuz. Jitemci Albay Arif Doğan, " Hizbullah'ı biz kurduk" demişti. Dün Bekaa Vadisinde, "Selam kürdistanlı kardeşlerime" diye nutuklar çeken kalpaklı adam, aynı zamanda müzmin ulusalcıdır ve elan Silivri'de yargılanmaktadır. İşte bu olgular üzerinde hiç kafa yormayan, kendi fikirdaşlarını günahsız birer melek görüp, olmuş ve olacakların tüm vebalini sevmediği sağcılara yükleme kolaycılığını ebedi ve ezeli kural belleyen insanların nasıl bir zihin sistematiğine sahip olduklarını doğrusu merak ediyorum.
 
Bazılarının ifade ettiği gibi Devlet, Öcalan ve PKK'nın istediği biçimde mi hareket ediyordur, onların tüm isteklerine, "evet" mi diyordur, emin değilim. Hükümet, Anayasa'dan Türk ibaresini kökten kaldırmak mı istiyordur, ondan da emin değilim. Emin olduğum tek şey, " ne zaman çözüm umudu belirse" birilerinin tekere çomak soktuğudur.

Söz ya da köşe sahibi bazı kimseler, "Evet, Apo'nun dediği oluyor, ülke bölünüyor, Türklük elden gidiyor" diye feryadı basınca kitleler, ister istemez bundan etkileniyor. Bu tür yazı ve yorumları okuyup dinleyen vatandaş iktidarın, Öcalan'ın tezgahına düştüğü vehmine kapılıyor. Devlete olan güveni sarsılıyor.

Doğrusu bir hususa ben de katılıyorum. Birisi bana, "Barış girişimini nasıl buluyorsun?" diye sorsa, "Hayırlı bir girişim, destekliyorum" diyebilirim. Fakat, " Bu adil midir?" deseler, "evet" diyemem. Çünkü ortada, bir hiç uğruna hayatlarına kastetilmiş binlerce insan, binlerce can var.  Barış gerçekleşir, ülkeye huzur gelirse şüphesiz ki bu, çok güzel bir sonuç olacaktır. Ancak bu, masumun kanının yerde kaldığı, kötülerin kazandığı şeklindeki algıyı bazı hafızalardan tamamen silemeyecektir. Devletin, bu hadisedeki samimiyeti ve başarısı hep arka planda kalacaktır.

Anayasa değişikliğine gelince:

4. madde, başlangıçtaki ilk üç maddenin değiştirilemeyeceğini söylemektedir. Bu değişmezler cumhuriyet, onun nitelikleri, marş, bayrak, başkent ve dildir. Yeni anayasayı hazırlayanlardan hiç kimse bu konuda, gizli veya açık kötü bir niyet taşımamaktadır. İlk üç maddenin değiştirildiği/değiştirileceği feryadıyla ortalarda dolaşanlar sözlerinde kesinlikle samimi değildirler. Sanırım değiştirilmek istenen 4. madde ile 2. maddedeki Atatürk Milliyetçiliği'dir. Çünkü cumhuri idarelerde, anayasalar kuşatıcı olur muhteviyatında, "değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez" bir şey olamaz. Her şey değişebilir veya değiştirilebilir.

Haberlere göre, ilk 4 maddenin değişmezliğini savunan CHPli'ler yada CHP'li komisyon üyeleri, yürürlüğü fiilen ortadan kalkmış yani kadük olmuş"şapka kanunu'nu" hala yeni anayasaya koymanın mücadelesini veriyorlarmış. Bu zihniyetle çağdaş uygarlık seviyesinin yakalanacağına inananların uyanmalarını ve gördükleri rüyadan kurtulmalarını tavsiye ederim.

Hadi bayrağımız, istiklal marşımız tamam. Başkente de dokunmayalım. Cumhuriyetin niteliklerine küçük bir ilave yapmak istersek mesela, (ve doğaya) ibaresiyle 2. maddeyi, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına (ve doğaya) saygılı,"  şeklinde düzenleyip, "insan haklarına ve aynı zamanda doğaya saygılı" bir hale getirmeyi arzu edersek ne olacaktır? Ne olsun! Karşımıza 4. madde çıkarak bizi engelleyecektir.

Galiba değiştirileceğinden en çok ürkülenlerden biri de 66. maddedir. O, vatandaşlık maddesidir ve aynen şöyle düzenlenmiştir: - Madde 66. "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür."

Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan çok sayıda ırk ya da etnik köken vardır. Bunların başlıcaları türkler, kürtler, araplar, lazlar, çerkesler, abazalar, arnavutlar, rumlar, ermeniler ve yahudilerdir. Siz, Anayasa'nıza koyduğunuz bir madde ile bunların hepsini "TÜRK" yapıyor ve onların "türklüklerinden gurur ve şuur duymalarını istiyorsunuz!" Okulların açık olduğu 8 ay boyunca her sabah ilköğretim öğrencilerine kimliklerine bakmadan, "Türküm, doğruyum, çalışkanım!" dedirtiyorsunuz. Aynı şeyi yunanlılar ve bulgarlar yapınca  küplere biniyorsunuz. Bununla da kalmıyor 66. maddeye, "Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür."  biçiminde akıllara seza bir fıkra daha ekliyorsunuz. Bir çocuğun kimliğini yasa ile tescilleyen başka bir devlet var mıdır merak ediyorum.

İdeolojik saplantının, fikri sabitliğin insana, sağlıklı olmayan görüş ve düşünceler ürettirdiği yadsınamaz bir vakıadır. Hem, "Bizim kürt kardeşlerimizle bir problemimiz yok!" diyeceksin, hem de onları, "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."  maddesinin altında öğütmeye kalkacaksın. İşte bu problemin hasıdır. 

Ülkemizin adı Türkiye değil mi? Kurumlarımız, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı şeklinde ifade edilmiyor mu? O zaman, Türkiye Vatandaşlığı neden bizi rahatsız ediyor? Neden insanlar illa "Türk Vatandaşı" olmaya zorlanıyor. Memleketimizin ismi TÜRK değil ki, TÜRKİYE... Doğrusu "Türkiye Vatandaşlığı" olmalıdır. Bayrağımız da Türk Bayrağı değil, Türkiye Bayrağı... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 692
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster