Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
268
 

Barış

Barış
 

Barış beyaz bir güvercinin kanatları altında başka diyarlara göç ederken...


Gelecekte tarih kitapları bugünleri ve bugünün insanlarını bölünmüşler diye yazacak. Tek bayrak, tek din ve tek dil sevdası altında kavimlere bölünmüş bir halktan bahsedecek. Cahiller, yobazlar, solcular, sağcılar, gençler, yaşlılar, barışçılar, muhafazakarlar, modernler, beyazlar, siyahlar, özgürlükçüler, inananlar ve inanmayanlar ayrımından bahsedilecek. Ama insandan ve insanın kutsallığından bahseden olmayacak. Biz tarih öğretmenleri, insanlık o kadar gözü kara, o kadar hoyrat yaşamaya başlamıştı ki yaşamak nedir diye durup düşünmeden, birbirine dünyayı dar eden bir halk vardı, diyeceğiz. Eğer gelecek nesiller okumaya erişebilirlerse, bizleri birbirini anlamsız inançlar için yaktı, kurşuna dizdi, öldürdüler diye okuyacaklar. Çocuklarımız bizi edebiyat dersinde, tarih dersinde, sanatta bugün yaşadıklarımızla ve yaşattıklarımızla anacak. Yıllar sonra Ankara, Cizre, Suriye, Soma veya Muhammed Veysel Atılgan gibi melekler tarih derslerinde birer sınav sorusu olarak anılırken, asıl dersi hiçkimse çıkarmamış olacak. Asıl sınav, tarih kendini tekerrür ettiğinde sergilenen duruşta ve çözümde belli edecek kendini. Barış, huzur ve birlik sanki yeni doğmuş bir inançmış gibi kendi değerine değer kattıkça, anlamını yitirmiş bir tanrı gibi ortak değerlerimiz olmuş olacak. Nasıl halklar milattan beri aynı ilaha ayrı şekillerde inanarak bölünmüşse, bugün de insanlar barışa ayrı yollardan ulaşmaya çalıştıkları için ötekileşiyor olacaklar. Sanki belli bir partiye üye isen veya oy veriyorsan o zaman barışı diğerlerinden daha fazla istiyormuşsun gibi inanıyor ve davranıyor olacaklar. Belki benim gördüğüm çerçeve çok dar bilemiyorum, ama insanların geleceğe şimdiden nasıl damga vurduğunu kesinlikle görüyoruz. Herkes aynı değerler uğrunda birbirini yok etmeye çalışırken, tezatlık kazanında yanıp gidiyorlar. Bu barış nasıl bir cehennemdir? Nasıl bir şeydir ki insanları birbirine düşürüyor? Barış öyle bir hal aldıkı gerçek anlamını yitirdi sanki. Bir de sadece barışla olmuyor. Barış olacaksa olsun ama özgür bir şekilde olsun istiyoruz. Anladık ki özgürlüğe sahip olmanın bedeli ağır. Özgürlükle barışın bir arada olması mümkün değil gibi. Özgürlüğü ancak bedelini bedenlerimizle ve değerlerimizle ödeyerek elde edebiliyoruz. Ancak ondan sonra anlaşabilirsek barışabiliyoruz.

Bugün refah düzeyi yüksek ülkelerin de tarihinde hep aynı senaryo yatıyor. Kan akmış, bedeller ödenmiş ama bu yüzden bugün olanlar normal diyemiyorum! Bakın işte onlar bunları yaşadı, biz neden onlardan ders çıkaramıyoruz diyorum. Biz sanki bilgi çağında bilgisiz, aydın bir çağda kör ve sorgulamaktan yoksunuz. Kocaman bir nesil var, hala kendi adını soyadını kalemle yazamayan. Ama elbette onların da yaşadıkları topraklarda söz hakkı var. Onların da oy hakkı var. Ama neye kime oy verdiğini biliyorlar mı acaba? İster iç anadolunun yoğun kırmızı oyları, doğunun kahverengi oyları, isterse Ege’nin mavi oyları olsun; kime neden oy verdiklerini biliyor mu bu insanlar? Amacım kimseyi cehaletle, bilgisizlikle küçümsemek değil. Sadece koskoca bir neslin duyduğuyla yetinip, kendi gibi konuşan, kendi gibi yaşayan ve kendi dilini konuşan bir ‘kavim başkanıyla’ kendisini özleştirmesiyle oy vermesinin sonucunda varılan bir tablo da var. Demokrasinin temsili olması bu olsa gerek. Siyasetçiler halkı aldıkları oyla temsil ediyorlarsa, onlara da diyecek yok. Maalesef çoğunluk bunu istiyorsa, azınlığa da üzülerek seyirci kalacaksınız deniyor. Ama işte o barışa ve özgürlüğe giden yolu sorgulayarak oy veren vatandaşla hiçbir şeyi sorgulamadan oy veren vatandaşın arasındaki uçurumu da bu şekilde görüyoruz. Bir nesilden bahsediyoruz. Bir halktan bahsediyoruz. Bir şekilden, bir içerikten, bir anlamdan bahsediyoruz. Kimseyi verdiği oyla kınayamayız. Güya herkes her şekilde düşünmekte özgür olsun istiyoruzya. Sonra neden bunun sonucuna tahammül edemiyoruz? Çünkü hedefe varmakan ziyade hedefe varılan yolu, yordamı tartışıyoruz ki bence de en sağlıklısı tabii ki bu. Lakin biraz da neyi sorgulamamız gerektiğini sorgulasak diyorum. Baştakilerin yanlışlarını sorgulamak yerine, başa gelenleri çekmemek için neler yapılması gerektiğini mi sorgulasak? Bizim köydeki amcalar hayatı ömründe bir tane bile kitap, gazete okumadan ve kendisinden farklı biriyle fikir alışverişi yapmadan bir ömür oy sandığına gidiyorya, belki eğitimin yaş sınırını sorgulamamız da lazım? Sorgulayanlar sorguladıkça yolun sonuna varmak zorlaşıyor ama atılan her adım daha sağlam, daha bilinçli, daha kararlı ve umarım daha kalıcı olacaktır. Belki cehennemden ibaret olan barış beyaz bir güvercinin kanatları altında başka diyarlara göç ederken, her doğum gibi bu yeni barışın doğuşu da bu yüzden sancılı oluyor. Doğal yollarla sancı çeken anneden doğan bebeklerin kendini dünyaya getirdiğini ve hayat boyu daha güçlü bireyler olduğunu düşünürsek, sancıyla gelen barış ve huzur da belki o bebekler gibi daha güçlü daha sağlam gelir ve yitirilen canlara, umutlara ve hazin karanlığa değer diye ümit ediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 711
Kayıt tarihi
: 28.04.14
 
 

Sorgulamadan geçen bütün fikirler yazılmalı.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster