Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
458
 

Baron de lestac

Baron de lestac
 

Çok sevgili arkadaşım Engin çocukluktan bugüne müthiş bir Jazz düşkünüdür. Ünlü piyanist  Dave Grusin ve gitarist Lee Ritenour hayranıdır.

Müzisyenlerin İstanbul’a geleceğini öğrenince ilk işi benim içinde rezervasyon yaptırmak olmuştu. Benimde bu davete katılmamak gibi bir seçeneğim olamazdı.

İngiltere’nin Bristol şehrindeki  Old Duke isimli Jazz Bar tüm dünyadaki müzikseverlerin buluştuğu yerdir . Müzisyenler hem Avrupa’dan hem de New Orleans , Memphis gibi Amerika’da Jazz’ın yoğun yapıldığı yerlerden müzik yapmaya bu ünlü bara gelirlerdi.

Yurtdışında bulunduğum yıllarda bu fırsatı çok iyi değerlendirerek Old Duke’ deki müzik ziyafetlerine katılmış ve Jazz sever olmuştum. O gece hem bu güzel anları birkez daha yaşayacak hemde doğduğum yer olan Ortaköy’ü uzun bir aradan sonra görecektim.

Yakın zamanda gittiğim Mardin’i içime sindiremediğim gibi Ortaköy’ü de beğenmedim.

Her tarafı inşaat , moloz , kirlilik , dükkanına müşteri çekmek isteyen çığırtkanlar kaplamış.  Aslında değer vermemiz gerekenlere az değer veriyor bazen de duygularımızı abartıyoruz.

Eğer Ortaköy boğazın pırlantası ise   daha güzel işlenmeli. Yoksa deniz boğazın her tarafında var. O zaman bir Ortaköy’lü olarak soruyorum  nedir Ortaköy’ü bu kadar popüler yapan ? Gençlik yıllarımızda artist görmek için Beyoğlu Çiçek Bar’a giderdik şimdi artistler görünmek için Ortaköy’e geliyorlar. Acaba sinema sanatçılığı mı ayağa düştü yoksa artistler halka mı iniyorlar ?

Yorum size düşüyor.

Aslında zengini , fakiri , yabancısı, sosyetesiyle ilginç bir mozaik olmuş.

Benim gördüğüm son 30 yıla damga vuran belediye başkanları  Ayfer Atay , Yusuf Namoğlu , İsmail Ünal’ın Ortaköy’le ilgili gayretleri yeterli olmamış . İnanın yaklaşık yarım asır önce Ortaköy daha yaşanır bir yerdi. Yaşım ortaya çıkmasın diye yaklaşık dedim ,en azından ben o güzellikleri yaşadım.

Çocukluğumdan beri Ahmet Özhan hayranıyım onun müziği ,yorumu , havası beni nasıl etkiliyorsa sevgili arkadaşım Engin’in bu Amerikalı Jazz grubuna olan hayranlığı onu da  ilginç bir şekilde etkiliyor, gözleri heyecandan ışıl ışıl çakıyordu.

Rezervasyon yaptığımız kulübe gittik ve  Baron de Lestac   şarabı açtırdık. Keyfimize diyecek yoktu. Konser başlamış, başta Engin olmak üzere müşteriler bu güzel gecenin tadını çıkartıyorlardı. Müşterilerin alkışları müzisyenlere olan sevgi ,saygı ve hayranlıklarını ifade ediyordu.

Kolay değil , 75-80 yaşındaki bu insanların yaydıkları enerji inanılır gibi değildi. En gençleri dünyaca ünlü  Sonny Emory bateriyi bir başka çalıyordu.

Benim kulaklarım nefesli sazlarla yapılan Jazz’ı dinlemeye alışkın. Grubun yaptığı Smooth Jazz türü olduğu için biraz farklı geldi ancak çok beğendim.

Bir başka icra yapıyorlar sanki …

İnsanların yaptıkları güzel işler bir türlü unutulmuyor sanırım bu konseri uzun yıllar unutmayacağım.

Daima hatırlayacağım güzelliklerden biri de Engin’in yazı ve şiirleridir. Hergün inanılmaz şiirler yazar, bizde bıkıp usanmadan hayranlıkla okuruz. Bence ülkenin önemli şairlerindendir. Başkalarını bilemiyorum ancak Engin’nin şiirleri hayatıma lezzet katıyor.

Liseye ilk başladığımız yıllarda edebiyat öğretmenimiz Çiğdem hanım yaz tatilinden dönen öğrencilerine tasvir ödevi vermişti . Engin’in yazısı hem beni hem de sınıftaki arkadaşlarımızı oldukça etkilemişti. O yazmaktan , bizde dinlemekten zevk almıştık ancak bu satırları yazanın yüreğindeki  cevheri de keşfetmiştik.

Yazıyı bizim için tekrar yazmasını kendisinden rica ettim. Kırk yıl sonra tekrar kağıda dökmek zor olacaktı ama benide kırmadı.

Sizi büyük bir kıvançla arkadaşım Engin Ceyhan’ın nesir ve  şiiri örnekleri ile  tanıştırmak istiyorum ..

İşte Engin Ceyhan …. İşte bir ergenin yaz macerası…..

Güzel Aşk,

Aslında, kapıda beklerdi ayak seslerimi işittiğinde bahçeden. Aşk bu, anlatılması kolay olsaydı keşke.

Eylül ayı idi onunla ilk karşılaşmamız. Yağmur yağıyordu o gün, ilk onun hafif üşümüş ve kollarını kavuşturmuş olarak gördüm. Kimbilir ne zamandır bu okuldaydı ve ben farketmemişim diye üzüldüm de açıkçası.

Çok açık renkli değildi saçları saman sarısı gibi, hani güneşin tan vaktinden sonra ki bir sarı rengi vardır ya, kızıldan açılmaya başlamış, öyleydi işte.

Yaklaşmak istedim önce, hemen dikleşiverdi kollarını yana alıp. Sessizce yürüdük birlikte merdivenlerine kadar okulun. Gözleri öylesine güzeldi ki. İri ve sarı renk yoğun, ela idiler. Bir atmacanın gözleri kadar güzel, sanki ormanların üzerinde uçarken,  ağaçların yeşilliği yansımaktaydı ışıl ışıl içinden. Kendimi uçsuz bucaksız bir dünyanın içinde buluverdim o ilk gözlerimizin birbirine  değdiği an.

Öylesine kaybolmuştum ki o an, şimdi ne hissettiğimi bile yazamam.  Aşk bu dedim kendime. İlk gördüğümde, ilk aşkı yaşadığımı kavramıştım.

Sonra, okul çıkışında, beni bekliyordu ve yine beraberdik.  Yavaş adımlar ile hiç konuşmadan tozdan körleşmiş sokak lambaların aytınlattığı sokaktan, eve doğru yürüdük.  Sözleşmiş gibiydik sanki.  Nereye gidiyoruz demedi. Sadece bakışıyorduk ve iletebiliyorduk içimizdeki müthiş coşkulu duyguyu.

O gece huzurluyduk. Ben odamda ki yatağımda sırt üstü gözlerimi karanlık tavanın aynasında görüyordum, geniş kırlarda koşuşturuyorduk birlikte.

Uyuya kalmışım.

Uyandığımda salondaki koltuğun üzerinde uyurken buldum. Öylesine huzurlu bir ifadesi vardı ki, dedim evet biz iyi bir şey yaptık.

Mutluyduk.

Uyandı,

Sessizce parmaklarının üzerinde yürüdü, mutfakda birlikte yemeğimizi yedik. Okula gitmem gerekiyordu ve ona baktım, o ise gelmek istemiyordu, sormadan anlamıştım. İlk o zaman ona dokundum ve yüzünü sevdim, hafifçe bonunu eğip, ellerimin içine  bırakıverdi yanaklarını , gözlerini kısıp, ince bir ses ile şarkılar söyledi.

İşte böyle tanışmamız ve birlikte yaşamımız.

Uzun zamandır birlikteyiz.

Derinlemesine bir sevginin tam göbeğindeyiz şimdi.

Dedim ya eve dönerken bir tek gün bile aksatmadan beni tüm sevecenliği ile karşılardı.  Akşam yemeğimizi yedikten sonra dip dibe oturur, konuşurduk, şarkılar söyler, oynardık. Sarılırdık, yüz yıl ayrı kalmış bir annenin yıllar sonra kavuştuğu çocuğuna sarılır gibi sevecen,  sarmaşıkların bir ağaç gövdesini kavradığı gibi sımsıkı.

Koyun koyuna yatardık geceleri, korkardık ayrı kalmaktan, ebedi. Başını, boynumun altına sığdırarak uyurdu, onu hiç incitmeden okşardım. Öylesine severdi ki sevilmeyi hep daha çoğunu isterdi. Çok mu yalnızdı eskiden diye düşünür ve bu kadar güzellikte olduğu halde nasıl ve kim onu yalnız bırakabildi diye düşünürdüm.  Ama hiç bu soruyu sormadım.  Bazen sorular bulutların tekrar gökyüzünü karartması gibi içini karartabilir  ve üzebilirdi.

Büyük bir aşktı bu bizimki.  Tesadüfen ve aniden yağmurlu bir Eylül günü başlayan.  Bitmesi korkutan.

O gün, kapıyı açtım. İlk kez karşılamamıştı beni.  İlk kez sarılamamıştık hasretle.  Kalbim korku ile çırpınmaya başladı, yaralı bir serçenin kalbi gibi hızlı ve telaşeli.  Sessizce geldi ve sessizce gitmiş olabileceğini düşündüm ürkerek.

Ayaklarımın uçunda sessiz ama hızlıca yürüyerek odamın kapısını usulca ittim,  yatağımda sere serpe yatarken gördüğüm an,  çağladı içimde ki sevgi, koştum uyandırdım, sarıldım, sarıldım.

Ve,

Bağırdım, seni çok seviyorum benim güzel minik  kedim ..  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 229
Kayıt tarihi
: 21.11.12
 
 

Mühendisim. Spor, müzik, yemek, yazmak özel zevklerimdir. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster