Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '10

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1081
 

Barroso'nun Darbe Korkusu

Barroso'nun Darbe Korkusu
 

Sosyal demokrasinin dünyaya dağıtıldığı Avrupa, kendi ekonomik ve siyasi birliklerini kurmuşlardı. Sosyal demokrasi bütün inançlara, etnik kökenlere ve sosyal sınıflara eşit uzaklıkta idi. Ancak emekçilere hep pozitif ayrımcılık yapıyordu. Bu da Sermaya- emek ilişkilerinden pay alma konusunda emekçilerin eşitsiz koşullar ve güce sahip olmasından kaynaklanıyordu. Öyle güzeldi ki hayran kalmamak elde değildi. Tek ülke gibi baştan başa gidilebilen, güzel süslü evlerin, bahçelerindeki çimlerin tamamının biçilmiş olduğu mutluluk kent ve kasabaları bizi hayran bırakırdı. Resmen her şey güllük gülistanlıktı.

Sosyal haklar, özgürlükler ve demokrasi konusunda dünyanın gıpta ile baktığı bir düzen kurulmuştu. Giderek büyüyordu. Kendi para birimlerini ve merkez bankalarını da kurmuşlardı. Her şey harika gidiyordu. Ta ki 2001 krizine kadar.

Ne alakası var diyeceksiniz? Bu dönemde ne oldu da AB ve batı yara almaya başladı?

IMF'nin gelişmekte olan ülkelerin ekonomik çıkmazlarına çözüm olarak getirdiği dalgalı kur ve hedef enflasyon sistemi batının sonunu hazırlayan en büyük etmendi. Kimse bunu fark edememişti.

2001 kriziyle revize edilen banka ve para politikaları ile devalüasyon düzeninden kopan Brezilya, Arjantin, Türkiye gibi 2.dünya ülkeleri piyasa rüzgarını hemen arkasına almışlardı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bunun ayrıntılarını krizle ilgili yazılarımla açıklamıştım.

Faiz enstrümanını eline merkez bankları ile döviz dalgalanmalarından dolayı eskiden sürekli batan bu hazineler, bu düzenden sonra zarar etme şansı neredeyse "0" a inmişti. Taşıma suyla artık bu değirmen dönmeyecekti. Bu nedenle değirmenler suyun olduğu yerlere yapılacaktı. Böyle de olmaya başladı.

Önünü gören sermaye de batıda son yılların ekonomik düzeni nedeniyle yüksek düzeydeki finansman arzlarının sonucu olarak faizler % 0 lara inmişti. Batıdan koparak bu finansmanlarını 2.dünya ülkelerine satmak için bu ülkelere taşınmaya başladılar. Türkiye gibi ülkelerde banka ve finans kurumlarını bizzat satın almaları bunun en büyük belirtisiydi. Artık finansman bu ülkelere aracısız satılıyordu. IMF programı ve reçetelere gerek kalmadan finansman akıyordu bu bölgeye. Batıda üretip doğuya satma dönemi böylece son buldu. Bu da batıya cari açıklar olarak yansıyacaktı. Cari açıklar da borçlarla ne kadar kapatılabilirdi? Olmadı işte.

Bu durumda üretim maliyetleri yüksek ücretler sayesinde batının rekabet gücü giderek zayıflamıştı. Kredilendirilmemiş gelir kalmadığından tüketim büyük baskı yemişti. Bu da üretimlerin azalması ve işçi çıkarmalarına neden olmuştu. Sarmal devam ediyordu. AB ve ABD geri dönemeyen bu kredilerin karşılığını 2009 yılı boyunca bu kapital beylerine ödemişti. Bu yolla krizi çözeceğini sanan batı, batağına batak eklemiştir. Sürekli büyüyen cari açıklar ve büyük bir borç sarmalına takılmıştır.

Hepimizin yıllar önce gıpta ile baktığımız AB'ye sonradan girmiş İspanya, Portekiz ve Yunanistan birliğe girdiğindeki üretmeden elde edilen aşırı kalkınmışlığı yükselen kişi başına düşen milli gelirler şeklinde kendini göstermişti.

Bu aslında AB üyelerinin daha önceki refahını satın almaktan başka birşey değildi.

AB'ye son dönemde alınan ülkeler ise gelişmekte olan 2. Dünya ülkesi formatında bir yapıya sahiptiler. Aynı refah onlara yansımamıştı. Çünkü tam entegrasyon sağlanamamıştı. Bu ülkelerde hala ücret seviyeleri bizim gibi ülkelere yakındır. Bu nedenle bu ülkeler, bu krizden çok borçlu olarak çıkmadılar. Ama yine de bağlı oldukları sistemden dolayı tehlikedeler.

Arta cari açık ve devletlerin borçları artık çevrilemez hale geldi batıda. Bu rüzgar devam edecektir. Tabi ki önce en zayıf halkalardan başlayacaktır bu yaprak dökümü. Daha sonra bu durum AB'nin eski patronlarına ve ABD ve Japonya'da yaşanacaktır.

Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi bu ülkelerin ekonomilerini kurtaracak bir ekonomik teorem henüz yoktur.

Dünyaya demokrasi dağıtılan birlikten değişik sesler duyulmaya başlandı." Euro bölgesi çökecek", "AB parçalanabilir" gibi söylemlerin önünü geçici olarak kesti büyük patronlar. Ancak bu ne kadar sürecektir bilinmez. Güneş balçıkla sıvanmazdı. Bu sancı çok içseldi.

Çözümsüzlük kendini AB'nin en yetkili ağzından seslendirildi.

Bugünkü bir habere bakalım :

"AB

AVRUPA Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun geçen hafta cuma günü kriz nedeni ile alınan önlemler sonrasında düzenlenen genel grevler nedeni ile sık sık gündeme gelen Avrupa Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri John Monks ve sendika temsilcileri ile yaptığı görüşme sırasında, Yunanistan, İspanya ve Portekiz’de borç krizlerine acil çözüm bulamadıkları takdirde bu ülke demokrasilerinin çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunduğu ortaya çıktı."

-Demek ki ekonomi olamayan yerde demokrasi olmaz, olamaz. Azgelişmiş ülkelerde neden demokrasi kurulmadığını ve Atatürk'ün ne kadar zor bir işe giriştiğini anlamak için bu güzel bir örnektir.-

Devam edelim! Barroso AB'nin en yetkili ağzıdır. Polemik değil bunlar.

Barroso, borç batağına saplanan bu 3 ülke, kamu harcamalarını karşılayamaz hale gelmeleri durumunda askeri darbelere kurban gidebilir diyor.

İşi daha da ileri götürüyor Barosso, sendika liderlerine yönelik gerçekleştirdiği ve ‘Avrupa için kıyamet senaryosu’ çizdiği sunumunda şunları söylemiş : “Yunanistan, İspanya ve Portekiz gibi ülkeler kemer sıkma önlemlerini iyi uygulamaz ve ekonomik kriz sürerse, bu ülkelerde bildiğimiz anlamda demokrasi biter. Diktatörlükler geri döner.”

AB ve darbe yanyana? Çok düşündürücüdür.

1.5 yıl önce yazdıklarım bloglarda durmaktadır. Bu kriz batıyı bitirecektir, rüzgar bizim gibi ülkelere doğru esmektedir dediğimde herkese garip gelmişti. Türkiye vb ülkelerin tepetaklak gideceğini söyleyen ekonomistler daha yeni yeni ağız değiştirmeye başladılar. Kimdi bu ekonomistler? Bugün ne söyleyecek diye bütün kamuoyunun ağzına baktığı çok popüler olanları hem de.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 38
Ort. okunma sayısı
: 3886
Kayıt tarihi
: 05.11.08
 
 

İ. Ü. İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler 1989 mezunuyum. 1993'ten beri uluslararası fındık ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster