Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '10

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
1584
 

Barselona Real Madrid maçı ve düşündürdükleri

Barselona Real Madrid maçı ve düşündürdükleri
 

En büyük golcü, Şaban


Her yılın son günlerinde o yılın en önemli olayları sıralanır. 2010 yılının en önemli olayları da sıralanacak. Bence en önemlisi WikiLeaks olayı olacaktır. Amerika’nın yeni bir 11 Eylül’üdür bu olay. Son üç gündür bu korkunç olay gündemimizi meşgul ediyor. Nasıl olsa bu depremin artçı sarsıntıları daha çok devam edip gidecek. Amerika’nın diplomatik güvenilirliğini alaşağı eden, bu yüzden Washington’un Türkiye dâhil dünyayla ilişkilerini berbat eden bu heyecanlı konuya bir günlük ara vererek gecen akşam futbolla ilgilendim. Güzel bir maç canlı izlenir ve tekrarı yoktur. Ben de bunu yaptım. Günler önceden İspanya liginin Fener ve Galatasaray derbisi gibi Barselona Real Madrid maçına konsantre olmuştum. Nasıl konsantre olmam ki(!) Bu sadece İspanya’nın değil, dünya’nın en büyük derbilerinden biri. Bunu vikiliks mikiliks engelleyemezdi. Sonuç olarak Pazartesi akşamı futbol ağır bastı benim için. Elbette herkesin tuttuğu bir takım vardır. Ben de bir takım tutarım. Özelde Milli takım, genelde ise Trabzonspor. Milli takım için fanatik bir duruşum varken lig takımları için fanatik değilim; hiç de tavsiye etmem. Ama “güzel futbol, zevk veren futbol” aradığım kıstaslardır. “Maçın dostlukla bitmesi, sporda seyredenlere mesaj verilmesi” sporun vazgeçilmez yanlarıdır.

Dünya futbolunda son yılların favori takımı Barselona’nın, kısa adıyla Barça’nın oynadığı futboldan bahsetmek istiyorum bugün. Hafta başında öyle bir futbol oynadılar ki başta Jose Mourinho olmak üzere bütün dünyaya futbol dersi verdiler. Ben ömrümde böle bir maç seyretmedim. Bir an biz futbol mu seyrediyoruz yoksa bilgisayar oyunu mu izliyoruz diye düşünür oldum. Ligimizdeki bir takımın veya milli takımın böyle bir futbol oynamasını ne çok isterdim. Dünya üçüncüsü olduğumuzda futbolumuzla gurur duymuştuk. Ama Barselona’nın oynadığı futbol bir başkaydı. Demek ki daha çok ekmek yememiz lazım! İnsan şunu sormadan edemiyor. Eğer Barselona’nın oynadığı futbolsa, Allah aşkına bizim onadığımızın adı nedir? Bir başka deyişle bizim her hafta ligde seyrettiğimize futbol ise, acaba Barselona’lı topçuların oynadığı ne ola ki? Biz dünyalıyız da onlar uzaylı mı? Zannedersem Pazartesi bu soruları her insan kendi kendine sormuştur. Barselona’nın pazartesi akşamı; yüksekten uçan Mourinho’lu ‘Beyaz Şimşekler’i 5-0’lık bir skorla ezip, darmadağın ederek yendiği maçı seyrederken bir yandan göz zevkimi tatmin ettim bir yandan da üzüldüm. Hem bir güçsüzün(!) dayak yemesine, hem de ligimizin haline acıdım. Katalan ekibi topla oynamada %67’ye 33, isabetli pasta 684’e 331’le Real Madrid’i katladı. Xavi, Pedro, Villa (2) ve Jeffren Mourinho’ya kâbus olurken, Mesut ilk El Clasico’da hüsrana uğradı. CAMP Nou tarihi bir gün daha yaşayacaktı. Oysa Real gelecekti, El Clasico heyecanı saracaktı yer kürenin dört bir yanını.Ziyafet yaşayacaktık. Hiç de öyle olmadı. Eğer Real Barselona’ya aynı şekilde karşılık verebilseydi seyredenler çok daha fazla zevk alır, maç da yüzyılın maçı olurdu. Ancak maç bir nevi kedinin fareyle oynamasına benzedi. Bunca yıldır futbol seyrediyorum. Ama bu seferki farklıydı. Koca Real Madrid bir amatör takım gibi ezildi. Barselona top göstermedi Real Madrid’e. Koca Ronaldolar, Mesut Özdil’ler … doğru dürüst top yüzü göremediler. Öyle bir pas yüzdesiyle oynadılar ki rakibe sadece seyretmek düştü. Akıl alır gibi değildi. Barcelona’nın sanki bu dünyayla hiçbir alakası yoktu. Böylesine baş döndürücü bir pas trafiğine olağanüstü bir tempoyla erişmek hakikaten akıl alır gibi değildi. Tam saha baskısı, bir makineden körük gibi çıkarak açılıp kapanma, sahayı bir yelpaze gibi kaplama… Pasını atan, yine topu en iyi nerede alabilecekse derhal oraya koşuyor, kendini rakibe kaybettiriyor. Ne yapılması gerekiyorsa hepsini eksiksiz yapan bir Barselona. Boyları küçük, kendileri büyük bir orta saha; yani beyin takımı. Xavi’si, İniesta’sı...özellikle Messi’si. Bunlar insan değil birer sihirbazlar. Futbolun mega-starları. Topu ayaklarına aldıkları anda; sanki top oynamıyorlar, şiir yazıyorlar. Top ayaklarının arasında kayboluyor, rakip topu göremiyor. Real Madrid savunmasının Ramos, Carvalho, Pepe, Marcelo gibi büyük isimleri maçın yarısında topu göremediler, şaşkına döndüler. Topu göremedikçe sararmaları, kızarmaları kaçınılmaz oldu. Sonuçta Real’in Ronalda, Ramos gibi pahalı ve şımarık yıldızlarına sarı ve kırmızı kartları toplamak kaldı. Öyle bir pas trafiği ki bir anda Messi sahneye çıkıyor, topu savunmanın arasına veya arkasına yağdan kıl çeker gibi atıveriyor, David Villa ya da Pedro’ya dokunmak kalıyor. Onlar da topu incitmeden, yumuşak bir şekilde hem Real Madrid’in, hem milli takımın kaptanı Cassillas’ın kalesine gönderiveriyorlar. Ne yapsın zavallı Cassillas(!). Tam 5 gol. Kime? Real Madrid’e. Bir futbolsever olarak heyecanla, neredeyse trans halinde golleri ve gol pozisyonlarını izlemek beni fazlasıyla mest etti. Maçı seyretmeyle kendimi çok şanslı addettim. Bana göre, Barselona sadece Real’i yenmek için oynamadı. Geçmişin de hesabın gördü. Morinho geçen baharda İtalya şampiyonu İnter’in başındayken, Barselona’yı Şampiyon Kulüpler’de saf dışı bırakmıştı. Üstelik bu maç öncesi de ağzı hiç durmamıştı. “Keser döner sap döner…” “Erken öten horozun…” Demek ki bu atasözleri İspanyollar da biliyor! Bir takım bu atasözlerine ancak bu kadar inanabilir ve gereğini yerine getirir. Umarım Jose Mourinho, rakibinin bu mükemmel oyununun hakkını teslim etmiştir. Pep Guardiola’nın maç sonu yorumu özetle şöyle oldu: Guardiola, “Real Madrid ile aramızdaki farka bir maç sonunda karar veremeyiz. Takım ruhuna sahip oyuncularla sahaya çıktık. Çok az gol yiyen bir takım böyle farklı bir skor beklemiyorduk” dedi.

“Bu maçı bizi bugünlere getiren hocalarımızdan Johan Cruyff‘a armağan ediyorum. Bugün oynadığımız futbol 15 yıllık bir çalışmanın ürünüdür.” Adamların düşüncesine bakın! Günübirlik, palyatif tedbirler almıyorlar. Yatırımlarını uzun vadeli yapıyorlar. Biz ise günü kurtarmanın peşindeyiz. Bir sistemi kurmak ve altyapısını oluşturmak için kaç yıl dayanabiliyoruz, kaç yıl sebat edebiliyoruz? Sonra böyle maçları seyredince de, bizim seyrettiğimiz de futbol mu diye hayal kırıklığına uğruyoruz. Her şeyde olduğu gibi futbolda da bu millete yazık ediliyor. Ondan sonra dışarıdan süper paralarla kurtarıcı (!) ithal etmek gafletine düşüyoruz. Evet, bunun sırrını çözmek lazım. Ligi yöneten teknik adamlarımızın, futbol duayenlerimizin(!), kulüp başkanlarımızın bunu ev ödevi kabul edip ödevlerini yapmaları gerekiyor. Sonuç olarak: takım ruhu, inanç, gayret, birbirini tamamlama, rakibi tanıma; kısaca ne aklınıza gelirse maçta hepsini gördük. Bu özellikler sadece futbol için anlamlı özellikler değildir. Bu özellikler her şey için geçerlidir. Başta devlet yöneten kadroları olmak üzere, belediyeler, şirket ortaklıkları, okul yönetimi, aile üyeleri… İçin çok büyük anlam içermektedir. Başarı ekip ruhuyla mümkündür. Birbirini tamamlayan üyeler sayesinde başarı gelir. İsmet Yalçınkaya Kimya öğretmeni Başarı özel ders bürosu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1475
Kayıt tarihi
: 23.06.08
 
 

1963 yılı Trabzon Of doğumluyu. Emekli Öğretmenim Eğitimle ilgili konulara ilgim uzun yıllar önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster