Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '17

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
3819
 

Barzani de Tezgaha Gelmiş!

Barzani de Tezgaha Gelmiş!
 

Atalarımız ne kadar güzel sözler üreterek bizlere miras olarak bırakmışlar. Her biri altın değerinde. Hangi konuda bir şeyler anlatmak istersen öyle sayfa sayfa yazılar yazmana ya da saatlerce nutuk atmana gerek yok, üç beş sözcükten oluşan ilgili bir atasözü yaz veya söyle fazlasıyla meramını anlatmış olursun, muhatapların da yine fazlasıyla ne demek istediğini anlamış olurlar...

Atalarımız bu kadar özlü sözleri üretirken, tabii ki yılların köşe yazarı Oktay Ekşi'nin, kendi ifadeleriyle, Hürriyet gazetesinden ayrılmasına neden olan 'Vurucu İfade Şehveti'nden de yararlanma adına zaman zaman müstehcen sözler söylemekten de kaçınmamışlar.

Ben de bu yazımda böyle bir özlü sözden yararlanacağım. Ve yine atalarımızın başka bir sözü olan "Teşbihte hata olmaz" sözünü söyleyerek hoş görünüze sığınacağım.

Geçmişte komplo teorisi düzeyinde kalmışken bugün yaşanan olaylardan artık her şeyin ortaya çıkmasıyla açıkça anlaşılacağı gibi geri kalmış ülkeler yoklukla ve terörle adeta ölüm kalım savaşı verirlerken, bu amansız yokluk ve terörün bizatihi müsebbipleri, tertipçi ve organizatörleri olan gelişmiş ülkeler de, sırf bu acımasız, gaddar sömürü düzeni devam etsin diye, oyun üzerine oyun oynuyorlar, tezgah üzerine tezgah kuruyorlar.

Barzani olayına gelmeden önce birkaç örnek vermek istiyorum...

11 Eylül 2001 saldırıları olmasaydı, Afganistan ve Irak işgal edilebilir miydi? Dünyanın en ücra yerlerine bile ajanlarını gönderdiği, adeta tüm dünyada ondan habersiz kuşların bile uçamadığı bir ortamda El Kaide elini kolunu sallayarak, göstere göstere, hem de soyut ve güvenli ada konumundaki Amerika'nın göbeğinde bu derece kapsamlı olayları yapabilir miydi? Dünyayı sömürme adına her yıl milyar milyar dolarları esirgemeden bütçelerine koydukları gizli servislerinin bu kadar büyük hazırlıklardan hiç haberlerinin olmadığı düşünülebilir mi? Bırakın haberlerinin olmamasını, bizatihi dolaylı olarak lojistık destek sağladıkları da kuvvetle muhtemeldir. Eğer amaç Afganistan ve Irak'ın işgaliyse ve bu işgal için bu derece büyük bir olayın olması gerekiyorsa, aynı anda milli piyangodan çıkar gibi kendiliğinden böyle bir olayın ortaya çıkmasını düşünmek sanırım biraz safdillik olur. Kaldı ki El Kaide'yi kuran, büyüten, besleyen kim? Kendi yarattığı canavardan o zaman yararlanmayacaktı da ne zaman yararlanacaktı?

1979 İran devriminden sonra Saddam Hüseyin'i poh pohlayarak İran'a saldırtan ve on yıl sürecek kanlı savaşlarla birbirlerini kırdırtan kimdi acaba? O kadar ki tıpkı1970'lerde Türkiye'de oynadıkları oyunda sağcılara da solculara da aynı ellerin silah vermesi gibi Irak ve İran'a da aynı eller silah veriyordu. Tam yardım ettikleri Irak savaşı kazanacakken bu defa İran'a yardım geliyor ve İran kazanacak gibi oluyordu, bu defa da tekrar Irak'a yardım başlıyordu. Sanki kafeste hint horozlarını dövüştürüyorlardı. Tek farkla ki sadece dövüş sonunda birisinin ölmesine izin vermiyorlardı.

Kanlı ve yorucu bu savaş bittikten hemen sonra, yani bu yorgunlukla ve bezginlikle, durup dururken, Irak'ın Kuveyt'e saldırarak Kuveyt'i işgal etmesine ne demeli? Başlıktaki fotoğraf Kuzey Irak referandumundan bir gece önce çekilmiş. Bu fotoğrafa aşağıda Barzani bahsinde tekrar değineceğim. Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgal etmesinden hemen önce bu fotoğraftaki gibi Saddam Hüseyin'in etrafını da böyle beyaz benizli, kravatlı, konç ayakkabılı şahısların sarmadığını ve ona "Sen kahramansın, sen Ortadoğu'nun tek kralısın, biz senin arkandayız, Kuveyt senin hakkın; yürü be koçum" diyerek onu Kuveyt'e girmeye adeta mecbur bırakmadıklarını kim iddia edebilir? Saddam, Amerika istemeden Ortadoğu'da adımın atılamayacağını, petrol dengeleriyle oynanamayacağını bilmeyecek kadar aptal mıydı? Aslında olay, Saddamlı Irak İsrail için tehditti ve bir de Saddam varken Amerika'nın 100 yıllık planı olan Kürt devletinin kurulması imkansızdı. Yani Saddam'ın fişinin çekilmesi gerekiyordu; gerisi tamamen tezgahtı. 

Bu örneklerden hareketle Barzani olayına gelecek olursak...

Barzani DEAŞ'la mücadelenin tam ortasında birdenbire referanduma gideceğini ve bağımsızlık ilan edeceğini açıkladı. Anında komşuları İran, dar günlerinde ona nefes aldıran, memur maaşlarını bile ödeten, hatta peşmergesini eğiten Türkiye karşı çıktı. Hangi ülke parçalanmasını ister ki, tabii ki en fazla da merkezi Irak hükümeti karşı çıktı. Avrupa ve Amerika'dan yarım ağız "Şimdi zamanı değil, ertele" itirazı geldi... Geldiğimiz noktada görüyoruz ki Peşmerge'nin eskiye kıyasla güçlenmiş olmasına rağmen, merkezi Irak ordularıyla baş etmesi imkansız. Bütün bu olumsuzluklara aldırış etmeden Barzani "Benim gençlik hayallerimin tam da gerçekleşme zamanı" diyerek kararlı bir şekilde referandumu gerçekleştirdi.

Sonuç Barzani için tam bir hüsran oldu. Erdoğan'ın ta başında "Kazanımlarını da kaybedeceksin" dediği gibi neredeyse tüm kazanımlarını kaybedecek noktaya geldi. 

Peki neden böyle oldu?

Saddam Hüseyin için sorduğum soruyu burada da soruyorum: Mustafa Barzani'nin oğlu olarak doğduğu günden beri mücadelenin, savaşların ve de siyasetin içinde yoğrulmuş, olgunlaşmış ve toplumuna liderlik yapmış ve Bölgesel Yönetim noktasına getirmiş biri bu kadar aptal olabilir mi?

Tabii ki o kadar aptal olamaz. Ama kurulan sinsi tezgahı görebilecek kadar da akıllı değilmiş.

Referandum gecesi çekilen başlıktakı fotoğraf her şeyi açıklıyor. Etrafındaki o önemli şahsiyetlerin böyle önemli bir anda onun yanında bulunmuş olmaları bile başlı başına onun için büyük bir olaydır. Neler konuştuklarını bilemiyoruz ama; o önemli şahsiyetlerin şahsında Barzani arkasında Avrupa ve Amerika'yı görmüş ve bunu örtülü destek olarak algılamış olmalı. Misafirlerinin yüzlerine yansıyan aşırı heyecan ifadesi de onu iyice ikna etmiş ve cesaretlendirmiş olmalı. Zaten fotoğraftakilerden biri açıkça itiraf etmiş ve "Bizler Barzani'yi yanılttık" demiş.

Bundan anlaşılıyor ki Barzani Amerika'ya güvenerek bu işe kalkışmış. Ne de olsa Amerika işin sonunda 'hot' dediği zaman herkes yerli yerine otururdu!

Bunun böyle olduğunu Barzani'nin son açıklamasından anlıyoruz. "Amerika Irak ordusunu neden durdurmadı?" diyerek şaşkınlığını ve hayal kırıklığını açıklıyor. Aslında Barzani hiçbir şey söylemese de duruşu ve yüz ifadesi her şeyi anlatıyor: Barzani, evlilik vaadiyle kandırılıp iğfal edilmiş kız modunda duruyor.

Girişte yararlanacağımı ifade ettiğim atasözümüze dönecek olursak...

Atalarımız pek isabetli bir şekilde "Başkasının şeyiyle gerdeğe girilmez" demişler.

Demek ki Barzani Amerika'nın şeyiyle gerdeğe girmeye kalkışmış. Amerika, tam kullanılacağı sırada emanet şeyini geri çekince de Barzani öylece cıbıldak orta yerde kalakalmış!

Amerika'nın neden böyle bir şey yaptığına gelirsek; ben Amerika'nın Lozan'dan beri süregelen 100 yıllık planından vazgeçtiğini düşünmüyorum. Sadece Türkiye ile yakınlaşarak güvenini kaybetmiş olan Barzani'den vazgeçip onun ipini çekmiş olmalı. Bölgede kurmayı planladığı Kürt devletinin Türkiye ve İran'la düşman olması gerekiyor. Yani Amerika'nın ideal devlet tipi PKK devletidir. Bunu Suriye'deki uygulamalarından açıkça anlıyoruz

PKK'nın Suriye kolunun bu destekle ne kadar şımardığı ve azgınlaştığı da ortada. Onlara da aynı atasözüyle birlike başka bir atasözünü de şimdiden hatırlatmak gerekiyor:

"Atlar tepişirken arada eşekler ezilir"

 

31.10.2017

Hasan Basri Özgen

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3614
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster