Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
790
 

Başarı, değer ve bir insan… (2)

Başarı, değer ve bir insan…  (2)
 

Ankara Kalesi, Cafe Eski Ankara


… Ama bana göre“başarılı bir insan değildi” Hüseyin Bektaş. Hem de hiç değildi!

Evet, onun için başarılı diyemem. Eğer dersem, onun dedikodusunu yapmış sayarım kendimi.

O, başarısından çok daha öte, değerli bir insandı. Tam tanımı bu işte…

İlk bölümü okumadıysanız tıklayınız…

Başarılı insan olmakla, değerli insan olmak arasında ince ama çok önemli bir ayrım var.

Bir insan herhangi bir dalda başarılı olmuşsa ve bu başarı sadece onun kişisel çabaları sonucunda olmuşsa dahi, toplumun görünmeyen, sessiz ama güçlü iradesinin de bu başarıda payı vardır.

Öyledir ya… Toplum bazen zorluklar çıkartarak, bazen kolaylıklar göstererek, bazen engeller koyarak, bazen destekleyerek, bazen de üzerek kişiyi bu başarıya yönlendirmiştir.

Hiçbir başarı sadece desteklerle oluşmaz. Çoğu başarının altında köstek ya da imkânsızlıklar vardır. Bu köstekler, imkânsızlıklar, engeller kişiyi başarılı olmaya zorlar. Yani toplum, öyle ya da böyle, kişiye bir şeyler vermiştir.

Sonuçta şöyle bir düşünürsek; başarı bireysel gibi görünse de, altında kolektif bilinç yatar.

Bunu daha iyi kavrayabilmek için kendi başarılarınızı şöyle bir gözden geçirin. Olmaz denileni, inatla oldurduğunuz, yapılmaz denileni, inatla yaptığınız olmadı mı hiç? Siz hiç inadına başarmadınız mı?

 Aslında o “olmazlar, yapılamazlar” sizi motive eden desteklerdi. Kolektif bilinç sizi başarılı kılabilmek için, farkında olarak ya da olmayarak, böyle bir destek planı yapmıştı.

Hiçbir şey, hiçbir başarı, hiçbir olay, hiçbir başarısızlık hatta hiçbir suç toplumun “sessiz, görünmeyen ama çok güçlü” iradesinin dışında gerçekleş(e)mez.

Konumuz “başarı” olduğu için söylüyorum: Bir başarı tamamen bireysel gibi görünse de toplumun planlayıcı, zorlayıcı, motive edici etkileriyle oluşur.

Bu durumda kişinin, engeller içinde başarılı olmuş olsa bile, topluma bir teşekkür borcu vardır. Bu teşekkürü sadece sözle değil, davranışlarla ortaya koyması gerekir. Başarının erdemi bunu gerektirir! Kişi bu başarısını, her şeye rağmen, topluma borçludur ve o da topluma bir şeyler katmalıdır. Başarısı ancak bu şekilde taçlanacaktır.

Başarılı insan; topluma ya da çevreye aldığından daha azını veriyorsa bu kişi “sadece” başarılı bir insandır. Evet, sadece başarısı takdire layık olan bir kişidir. Başka bir şey değil!

 Bunu kötü bir özellik, cimrilik, pintilik gibi algılamayın. Bu tamamen kişinin hayata bakışı ile ilgili bir durumdur.

 Başarılı olabilmek için, kendisine ödettirilen diyetlerin sonucunda, oluşturduğu savunma mekanizmasıdır. Sonuçta başarılıdır ve toplumun değerlerinden biridir! Ama henüz “değerli” olamamıştır.

Bana soracak olursanız; ben insanda salt başarıyı sevmem!

Değerli insan; insan başarılıysa ve toplumdan aldıklarını farkındaysa, bu farkındalıkla, aldığından daha fazlasını topluma geri verebiliyorsa, işte o insan “değerli” insandır.

Başarılı olmakla değerli olmak arasındaki temel ölçüt şudur:

Toplumdan aldığını topluma geri verebilme cömertliği…

Bu anlatılanlardan kişinin kazancını toplum için harcamasını, yani maddesel bir cömertliği anlamayın.

 Anlatmak istediğimiz şey madde, yani para değil: Topluma maddi manevi iyilikler ve güzellikler katmayı kastediyoruz.

İyiliği ve güzelliği, Tanrısal bir bilinçle, yaymaktan söz ediyoruz. Karşılıksız, koşulsuz ve beklentisiz!

İşte bu nedenlerle Hüseyin Bektaş, başarılı bir insan değil, değerli bir insandı.

Bulunduğu her yeri güzelleştirmeye çalışan, çevresine, huzur ve güven veren, sürekli toplum için düşünen ve bunu hayata geçiren, bu konuda hayal kırıklıklarına, vefasızlıklara uğrasa bile, yılmadan topluma güzellikler katan, insana, eğitime ve kul hakkına değer veren çok değerli bir insandı.

Onun için “iyi insan” tanımı bile yapamam. İyiliği değerinin içinde bir parçaydı sadece.

Bakın, değerli bir insanın kaybı bunları düşündürdü bana. Bunları düşünmem bile, onun bende ve bunları okuyan herkeste yarattığı, güzelliktir.

İşte bu nedenlerle Hüseyin Bey’in kaybı beni derinden etkiledi.

O değerli bir insandı ve değerli insanların yeri çok zor doluyordu. Her zaman aldığından fazlasını verdi…

Siz de çevrenize bu gözle bir bakın. Değerli insanları keşfetmeye çalışın.

Keşfetmek diyorum; çünkü değerli insanlar sıradanlıklarıyla, mütevazılıklarıyla, güzel düşünceleri ve bilgelikleriyle bizlerden saklanırlar. Yarattıkları hiçbir güzelliği anlatmazlar, kendilerine mal etmezler ve hatta yarattıktan sonra geriye çekilir, sadece seyrederler.

 Görür görmez tanıyamazsınız onları. Zaten çoğunun değeri de vefatları ya da gidişleriyle birlikte ortaya çıkar. Çünkü arkalarında kocaman bir boşluk bırakırlar.

O insanları yaşarken sevmeli, yaşarken onlar için güzel sözler söyleyebilmeliyiz. Değerlerini yaşarken bilmeliyiz. Çünkü onlar bizim ortak servetimizdir.

Her ne kadar güzel saklansalar da, aslında onları tanımak çok kolaydır:

Değerli insan fikirler üzerine, değersiz insan başka hayatlar üzerine, dedikoduyla, konuşur.

Değerli insan kusurları örterken, değersiz insan kusurları açık eder.

Değerli insan başarısızlığını kabul eder, değersiz insan kendi başarısızlığı için başkalarını suçlar.

Değerli insan soruna çözüm ararken değersiz insan sadece şikâyet eder.

Değerli insan bir güzellik yaratabilmek için çaba gösterirken, değersiz insan gördüğü her güzelliği bozmaya çalışır.

Değerli insan toplumsal yarar sağlama çalışırken değersiz insan bu yararı kendisi için kullanmaya ya da baltalamaya çalışır.

Değerli insan karşısındakine değer verir, değersiz insan başkalarını değersizleştirmeye çalışır.

Değerli insan haset ve kıskançlık bilmez, değersiz insan haset ve kıskançlıkla doludur.

Değerli insanların daha başka pek çok güzelliği vardır ama uzatmaya gerek yok, onlar için “insandır” desek yeterlidir.

Ve bizler; başarı peşinde koşanlar, başarıyı ballandıra ballandıra anlatanlar, çocuklarını başarılı olmaya zorlayanlar ve öğretenler…

Değerli olmaya çalışsak ya…

Çocuklara başarılı olmayı değil değerli olmayı öğretsek ya…

Dünya değişirdi!

 

Hüseyin Bektaş için son söz: Onun cennete gidip gitmediğini bilemem ama gittiği yeri cennete çevireceğinden eminim.

Tıpkı yaşarken yaptığı gibi, tıpkı tüm değerli insanlar gibi…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 1679
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2035
Kayıt tarihi
: 27.05.07
 
 

Yaşayacağım yıllar yaşadıklarımdan daha az... Öyleyse "adam gibi yaşamalı" diye düşünüyorum. Kola..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster