Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1639
 

Başarılı gazeteci Gökşin Sipahioğlu, ne yazık ki, 6-7 Eylül faciasının tetikçisi olarak hatırlanacak

Başarılı gazeteci Gökşin Sipahioğlu, ne yazık ki, 6-7 Eylül faciasının tetikçisi olarak hatırlanacak
 

Gökşin Sipahioğlu, 1926, İzmir - 5 Ekim 2011


Gökşin Sipahioğlu öldü

Gökşin Sipahioğlu, 5 Ekim 2011’de, sabah sularında, 50 yıldır yaşadığı ‘evim’ dediği Paris’te öldü. Önümüzdeki günlerde, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da en önemli haber fotoğrafçısı ve habercilerinden olan Sipahioğlu’na dair, hiç kuşkusuz,  çok sayıda haber ve yorum yayınlanacaktır. Bu metin, o külliyata bir giriş olarak okunabilir.

Hayatı boyunca sırtında taşıyacağı bir ayıba, daha kariyerinin başındayken imza atmıştı

1926’da İzmir’de doğan Sipahioğlu, çok genç yaşta başladığı mesleğinde yetenekleriyle hızla yükseldi. Genç gazeteci, 1955’te yayınladığı bir haberle, hem çok uzun bir gazetecilik kariyerinin ilk spektaküler çıkışını yapmış, hem de aynı haberle, hayatı boyunca üzerinden atamayacağı bir şaibeyi de üstlenmiş oldu. İstanbul Ekspres’in yazı işleri müdürü olarak yayınladığı ‘Selânik’te Atatürk’ün doğduğu evi bombaladılar’  haberiydi bu. Sipahioğlu, asparagas olan bu provokatif haberin, 6 – 7 Eylül olayları için zemin oluşturmaya çalışan dönemin derin devletince ısmarlandığı, kendisinin de, bu operasyonun, plânlayıcısı ve tertipçisi konumunda olmak kaydıyla, beyinlerinden birisi olduğu merkezindeki vahim iddiaları ömrü boyunca reddetti. 

Sipahioğlu’nun meslek yaşamı, başarıdan başarıya koşan bir dehanın işaretleriyle doludur

Sipahioğlu’un meslek yaşamı, yukarıda bahsettiğim vicdan ve ahlâk dışı operasyonda hayati katkısı olduğu iddiaları bir kenara bırakılacak olduğunda, gerçekten çok büyük başarıların süslediği fevkalâde parlak bir kariyere işaret etmektedir.

1956 Mısır –İsrail savaşında çektiği fotoğraflar; Çetin Altan ve Aziz Nesin’in ilk yazılarını yayınlayan Yeni Gazete’yi çıkarması; tepe yöneticiliğini yaptığı Vatan’da ülkemizdeki ilk erken baskı sistemini kurması; Tiran’a girerek oradan haber ve fotoğraf çıkarabilen ilk NATO mensubu ülke gazetecisi oluşu; füze krizinin patlaması üzerine, gemici karnesiyle girmeyi başardığı Küba’da çektiği fotoğrafların bu alanda dünyada bir ilk oluşu; 1966’da Paris büro şefi olarak girdiği Hürriyet adına Paris’te çektiği 1968 ayaklanması fotoğraflarının hem içerikleri, hem belgesel yönleri ve hem de estetik vasıfları yüzünden çok beğenilmesi ve dünyanın neredeyse bütün önemli mecralarında kaynak olarak kullanılması; Çin – Batı dünyası kutuplaşmasının en sert, en gerilimli olduğu Kültür İhtilâli öncesinde Çin’e girmeyi başaran ilk Türk ve birkaç dünya gazetecisinden de birisi oluşu; 1969’dan itibaren adına çalışmaya başladığı dünyanın en önemli ajanslarından Gama’nın, bürokratik ve muhafazakâr yapısının yaratıcılığını, cevvalliğini engellediğini görmesi üzerine, büyük bir risk alarak, olay yaratan ve gündem oluşturan röportaj ve fotoğraflarının dağıtımı için kendi ajansı olan SIPA Press’i kurması; SIPA Press’in, Sipahioğlu’nun başarılı yönetimi sayesinde, dönemin en önemli gazeteci ve fotoğrafçılarını istihdam eden çok parlak bir haber ajansına dönüşmesi ve dünyanın sayılı fotoğraf ve belge arşivlerinden birisine sahip olması Gökşin Sipahioğlu’nun uzun, başarılı ve çok parlak gazetecilik kariyerinin sadece bazı köşe taşlarını oluşturmaktadır. 

Doğan Grubu ve Ertuğrul Özkök bu teklifi nasıl geri çevirmiş, hayret doğrusu!

Hızlı teknolojik dönüşüme ayak uyduramayan SİPA Press 1980’lerde ekonomik sıkıntıya düştü. Kurucusunun işletmecilik dehasının da çözemediği bu durum, 1990’larda derinleşti. Sipahioğlu, bunun üzerine, SİPA Press’in, alanında küresel anlamda en zengin birkaç arşivden birisi olan ve milyonlarca sıra dışı çalışmadan oluşan fotoğraf koleksiyonunu satışa çıkarmak zorunda kaldı. Basın dünyamızın derin kulislerine bakılacak olursa, Sipahioğlu, bu iş için önce uzun yıllar Paris büro şefliğini yaptığı Hürriyet’e, üstelik de hesaplı sayılabilecek bir teklif götürdü. Ancak, ne yazık ki, ne Ertuğrul Özkök ve ne de grubun tepe yöneticileri, bu heyecan verici arşivi Doğan Yayın Grubuna ve Türkiye’ye kazandırmak noktasında yeterli istek ve iradeye sahip olamadılar. Bunun üzerine, Gökşin Sipahioğlu, zaten kendisine uzun süredir astronomik teklifler götüren birkaç talipten birisi olan Fransız medya grubu Sud Communication’a arşivini devretti. Şayet, kulislerde dillendirilen bu iddiada gerçeklik payı varsa, hem Türkiye ve hem de Hürriyet, habercilik tarihi bakımından gerçek bir hazineyi, hem de şu anki sahibinin ödediğinden çok daha hesaplı bir bedelle, varlıkları arasına katma fırsatını, elinden kaçırmıştır demektir.

Bir ömürden geriye ne kalır? En çok geriye ne yazık ki hatalar ve günahlar kalır!

Şu an itibarıyla sosyal medyaya, internet sitelerine, ya da konvansiyonel mecralara bakarsanız şayet, Gökşin Sipahioğlu ile ilgili sayılamayacak kadar çok haber ve yoruma rastlarsınız. Bütün bunlar içinde, akılda en çok kalan ise; dünya basın tarihinin gerçek duayenlerinden olan Sipahioğlu’nun, mesleki dehasını, cesaretini, girişimciliğini, yaratıcılığını, haberi ‘koklamak’taki maharetini, sanatçılığını, stratejistliğini yansıtan olgular değil de, ne yazık ki, onun 6-7 Eylül 1955 trajedisindeki plânlayıcılığına ve beyin rolü üstlendiğine dair olan spekülasyonlar olacaktır.

Bu manzara, insana,‘bir ömürden geriye ne kalır? Kalsa kalsa en ziyade geriye o kişinin hataları ve günahları kalır!’ dedirten, üzerinde çok düşünülesi ve muhasebesi yapılası bir ibret tablosudur.

Gazetecilik önemli ve şerefli bir meslektir

Gazetecilik dünyanın en önemli ve şerefli mesleklerinden birisidir. İnsanlığın haber alma hürriyeti temelinde sürdürülen bu kamusal yarar yanı çok yüksek faaliyet sırasında, egemenlerle ‘aynı sofraya oturmak’ ve ‘aynı çanağa kaşık sallamak’ adına meslek ilkelerinden taviz verilirse, bu tutum, söz konusu mesleki deformasyonu yaşayan gazetecinin, aynen Gökşin Sipahioğlu vak’asında olduğu gibi, ömrü boyunca sırtında taşımak zorunda kalabileceği vahim bir ahlâki yozlaşmanın oluşmasına neden olabilecektir.

Ne manüplasyon, ne spekülasyon, ne tetikçilik ve ne de toplum mühendisliği; kamuoyu (bunu halk, millet, insanlık camiası şeklinde de okumak mümkündür) gazeteciden sadece kendisini dürüstçe ve olgularla mutabık bir şekilde aydınlatmasını beklemektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 297
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1593
Kayıt tarihi
: 29.08.11
 
 

1958 Fatih / İstanbul doğumlu. Etiler Lisesi ve İTÜ Maden Fakültesi Petrol Mühendisliği Bölümü me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster