Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
241
 

Başarılı Olmayıverin... Bazen de Başarısız Olmanın Keyfini Sürün...

Başarılı Olmayıverin... Bazen de Başarısız Olmanın Keyfini Sürün...
 

Ortaokulu bitirdik. Ortalık karışık. Mahalleler bölünmüş. Okular, sınıfar birbirine düşman. Ülkede kan gövdeyi götürüyor. Sağ-sol, alevi-sünni, Çinçi-Sovyetçi. Geçim desen, yaşı altmışı geçmiş bir hademe baba maaşı, 6, 7 boğaz nüfus.

Bıraktık okulu.

Yani bitti ortaokul, liseye kaydolmadık. Amca, hala oğulları demirci ustası. Soğuk demir… Çalıştıkları yere bizi de aldırıverdiler.

İnşaat tehlikeli iş. Reşit değilsen işe almıyorlar. Yaş 15. Muhasebeden yol gösterdiler, muhtarlıktan nüfus cüzdanı örneği aldık, boş formu doldururken 1963 olan doğum yılının “3”ünü ters “c” gibi yazdık, muhtar dikkatsizce mühürledi, o ters “c”yi “0” yaptık, işe başlattılar. Bugünkü emekliliğimin sigorta başlangıcı o 18 yaş altı sigortaydı. Ankara’ya içme suyu sağlayan tesisi yaptık. Orada benim aralıklı toplam iki yıl emeğim var. Soğuk demirciydim…

Meslektaşlarımız arasında kulaktan kulağa yayılan bir efsane rüyalarımızı süslerdi.

Yaşça bizden büyük bir meslektaşımız, bir soğuk demir ustası, iş başında türkü çığırırmış. Patronu dinlemiş, hayran kalmış, elinden tutmuş, kaset mi ne yapmışlar… Adam bir anda şöhret.

Fırtına gibi esiyor.

Kasetleri, konserleri… yer yerinden oynuyor. İbrahim Tatlı… Şöhret olunca soyadını “Tatlıses” yapmışlar… Sanatıyla da mütenasip.

O da soğuk demirci ustası, biz de. Laf aramızda, kafamız basıyor. Meraklıyız da. Proje okuyup uygulamayı kısa sürede kapıverdik. Kaytarma da yok. Serde doğuştan çalışkanlık ve iyi niyet de olunca kalfaların, mühendislerin, şeflerin beğenisini kazanıvermişiz… Başarımız biraz ücret artışı getiriyor, biraz da iltifat…

Ama neticede bir İbrahim Tatlıses olma imkanı ve ihtimali yok.

“Başarı”… da bir yere kadar!

Aynı yerden başlıyoruz ama O’nda para, şöhret… kral olmuş, biz soğuk demir ustası…

Şantiyenin okumuşlarıyla azıcık hasbıhal ortamında “oku oğlum…” öğütlerinin baskıya dönüşmesine göğüs germek de bir yere kadar…

O ara 12 Eylül darbesi de oldu, ortalık duruldu. Yapışan soğuk demirin elimden deri kopardığı bir kış ayazında yaşımın geçmesiyle okuma şansımı tamamen kaybedebileceğimin dehşetini iliklerime kadar hissedince bir an, kararımı verdim. Meslek liseleri sınavlarına girip bir büro mesleği sahibi olacağıma ant içtim o an… İnşaat işçiliğiyle bir yaşam sürmek, başka çaren yoksa bir nebze de, kurtulma olanağı varsa asla pas geçilmemeli…

Ticaret Lisesini kazandım. “Başardım” diyelim…

“Başarı” kimin umurunda…

Canımızın, geçimimizin derdindeyiz.

O ara herkese veriyorlardı. Başvurdum, seyyar milli piyango bayiliği de aldım, yarım gün okuyup kalan zamanımda bilet satarak liseyi bitirdik…

Üniversite sınavının ilk basamağında okulumuzdan en yüksek puanı aldım. İki okulun derdindeydim. Dil Tarih’in Tiyatro bölümü ve Basın Yayın’ın “gazetecilik” bölümü…

Edebiyat öğretmenim Tülin hanım yapıştı yakama, alttan girdi, üstten çıktı, bu puanla ya Siyasal, ya da Hukuk dedi de başka bir şey demedi. Bu darlık içinde feraha çıkmanın en kestirme yolu buymuş… Dediğini yaptırdı. Siyasal’ın İşletmesine girdik… Biletçilik de devam… Okulu 4 yılda bitirdik.

Serüvenimizi izleyen herkes her an kutlama peşinde. “Başarılı”ymışız… Azimliymişiz… Çalışkanmışız… Örnekmişiz

Dedim ya. “Başarı”, yükselme, makam mevki sahibi olma… Umurumda değil. Ekmek derdindeyiz.

Ve iş sınavları… Banka müfettişi olduk. Bir anda cebimiz para, tenimiz giysi, kursağımız yemek, kıçımız araba koltuğu, başımız akmaz ve sıcak bir dam altı gördü…

Birkaç yıl içinde bölge müdürü de yaptılar. Anadolunun tam ortasındaki yaklaşık 20 ildeki 50-60 şubenin kredilerinin kallavice bir limiti dahilinde kullandırımından ve takibinden sorumlu “bölge müdürü…”

Şubeler ve kredi müşterileri nezdinde fiyaka süper…

Para balyalarının üzerinde oturuyorsun adeta… Çalıştığın kurumun paraları… Ama her bir yandan eller uzanıyor tırtıklamaya… Korunmasından sorumlu olan sensin… Koruyacaksın ve çoğaltacaksın… Görev bu… Gözünü dört açacaksın!

Ama bir sözcük hiç yakamızdan düşmüyor bu ara. “Başarı… başarı… başarı…” Ayeti kelime sanki… Herkesin dilindeki tılsımlı sözcük… Herkesin peşinde koştuğu büyülü peri…

Herkesi onun peşinden koşturuyorlar. Herkesi o sözcüğün işaret ettiği yüksekliğe eriştirme yarışı içinde birbirine çiğnetiyorlar.

Herkesi o sözcüğün esiri yapmışlar, bir lazer lambasının kırmızı ışık noktası peşinde koşturulan kedi misali, bir o yana bir bu yana savurup duruyorlar…

“Başarı”lı olmak zorundasın.

O hedefin peşinden koşturacaksın. Bir an olsun hedefi gözden kaçırmayacaksın, her nereye giderse gitsin, ardından gideceksin, yakalayacaksın, ama yetmez… Tekrar yakalayacaksın… Tekrar yakalayacaksın…

Bunu her yaptığında “başardın” diyecekler… Ve “haydi, şimdi bir daha… daha yükseğe… daha yükseğe…”  sırtın pışpışlanarak koşturulmaya devam edeceksin. “Başardın, afferim, hadi bir daha….” Dendiğinde mutlu olacaksın… Henüz başaramamış olmanın ezikliğini, utancını yaşayamazsın… Böylesine bir “aşağılanma” hiç kimsenin kaldırabilecaği bir şey değil.

Tek bir yol var… “Başarmak”.

Neyi başarı saydıklarını bilmiyorsun. Üzerinde düşünmüyorsun… Bunu bilmene gerek de yok. Bilmen gereken tek şey “başarılı olma zorunluluğun…” Başarılı ol yeter. Neyin başarı sayılacağı, neyin başarısızlık olduğu bir gizli güç tarafından beynine işlenmiş zaten… Sen peşinden koştur yeter…

Zor iş, öyle mi? Stresli, yorucu, yıpratıcı, tüketici… fark etmez. Sana “stresle başa çıkmanın “ milyon yolunu öğretiyorlar. Bunun için hiçbir masraftan kaçınmıyorlar. Eğitimlere, kamplara, sempozyumlara gönderiliyorsun… Işıltılı mekanlarla şıklık yarışı içinde beylerle, hanımlarla yemekli, müzikli eğlenceler, geziler, ortamlar…. Ne lazımsa… yeter ki sen başarılı ol.

Önüne örnekler koyuyorlar, dizi dizi… Kısa sürede bölüm amiri, seksiyon başkanı, yönetici, genel müdür, ceo…. Şık ofisler, son model otolar, sorgusuz harcama limitleri, bol sıfırlı maaşlar… Sen neden oralarda olamayasın… Rüya böyle!...

“Ulan neymiş bu bizi peşinden koşturan hayalet?...” diye etrafıma bir bakınayım dediğimde bir başka şey daha gördüm…

Ya da bana öyle geldi. Belki yanılıyorum. Yani ben öyle algıladım…

Ortak hedefler, ortak çıkarlar etrafında, klikleşmeler, ortaklaşmalar “çeteleşmeler…” Birbirinin omzuna basmalar, ayak kaydırmalar, çelme takmalar, ayak oyunları, alavere dalavere…

Sana da roller biçiliyor… Hedefler sunuluyor. Büyük resmi dikkate almaz, sorgulamaz, ince eleyip sık dokumazsan, çarkın dişlilerinden, dişlerinden biri olabiliyorsun… Görevini layıkıyla yaparsan…

Tüm bunların, üzerine oturtulduğumuz para balyalarının nerelere “götürüleceğiyle” ilgisi de kesinlikle vardı.

Ve o anda bir şeyi kesinkes fark ettim. Üzerinden çeyrek asır geçti, halen yanılmamış olduğumdan eminim. Çünkü öyle oldu.

Fark ettiğim şey, bu “başarı” denen şeyin o andan itibaren bana sonsuz mesafede uzak olduğuydu… O “başarılı birliktelikerde rol alıp nemalanmak” bana göre değildi. Üzerine oturtulduğum balyalar ülkemin, halkımın bana emanetiydi. Görevim onu sonuna kadar korumaktı. Ve haliyle o makamdan, mevkiden bir santim yukarıya çıkamadım.

Onlar beni yukarılara almadılar, aşağıya yuvarlamalarına da ben fırsat  vermedim.

Yıllar yılları kovaladı. Kaçınılmaz son geldi. Gücümüz yetmedi. Kurum kapandı, bizler bu süreçlerde kader ortaklığı yaptığımız bazı “arkadaşlarımızla” müfettişlik mesleklerimize döndük, birlikte uzun yıllar çalıştık. Ta ki, bu “başarı mikrobu”nun kanına girmiş olduğu arkadaşlarımızdan en yakınımızdakilerden birinin, yukarıların “ali” beğenilerine mazhar olabilme arzusu içinde, arkamızdan “dolap çevirebilmeyi” içine sindirebilmiş olduğunu fark edinceye kadar… Kişisel küçücük çıkarlar uğruna onurların çiğnenmesiyle oluşan çukurların ne kadar derinleşebileceğini gördüğümüz noktada da emekliliğimizi isteyerek çalışma yaşamımıza nokta koyduk.

Ve çalışma yaşamımız boyunca aralarına alınmadığımız o “başarı” timsallerinden nice nicesinin, o koca koca kalantorların, o burunlarından kıl aldırmayan, o yanlarına yaklaşılamayan makam mevki sahiplerinin, o “küçük dünyaları ben yarattım” afra tafralarındaki simaların gün gelip de hangi duvarlara toslayarak tuzla buz olduklarına tanık olduğumuzda, dramlarına göz yaşı döken de yine biz olduk da umurlarında da olduk mu, onu bilemedik…

“Başarı…”

Lanetli bir sözcüktür işte böyle kimi zaman… Her zaman, her şart altında, peşinden koşmak gerekmez. Tanımını kendiniz yapmadığınız sürece…. İlle “başarı” mı istiyorsunuz…. Tarifini kendiniz yapın ve onunla yetinin… Onun bunun salladığı her oltanın peşinden koşan sazan gibi değil… Kendiniz gibi olun… Değilse, başarmasanız da olur… Yeter ki, insan olun, adam olun…

O "başarılı" olduklarına tanıklık ettiklerimizden  hangisi şimdi nerede bilmem ama emekli bencileyin mütevazi evimde kahvemi yudumlarken işte bu satırları karalamakla meşguldüm.

 

Kenan IŞIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Baştan sona ibretlerle dolu yazınızı okurken, kendi özüme de hisseler aldığım, unutamadığım yazılardan birisi olacak. Liyakatli nasıl olunur sorusunun cevabından başımı yastığa nasıl huzurla koyarım a kadar pek çok soru cevabını bulmuş adeta... Başarı derken, ben böyle başarısızlığı öper başıma koyarım. Hürmetler selamlar...

Meryem Kadıoğlu 
 30.05.2018 12:32
Cevap :
Beğenilerinizi ve iltifatlarınızı öylesine güzel dile getiriyorsunuz ki Meryem kardeşim, bu güzel sözlere kaynaklık eden yürek güzelliği karşısında inanın söz bulmakta zorlanıyorum. Çok teşekkür ediyorum yazma cesaretimi artıran ilginize ve sözlerinize... Sağlıkla, sevdiklerinizle bir arada mutlulukla kalın...  30.05.2018 15:22
 

Kenan arkadaşım, başarılar ne kadar değerli ve gurur verici ise, başarısızlık karşısında da umutsuzluğa kapılmamak, azmetmek lazım sanırım. birkaç yıl önce bir başarı hikayesi yazmıştım. http://blog.milliyet.com.tr/adam-olacak-cocuk--anlamadilar/Blog/?BlogNo=485222 Forbes dergisi Nisan sayısında yeni başarı çalışmasını yazmışlar.Sevgilerimle esen kalınız.

Şahin ÖZŞAHİN 
 04.04.2018 20:04
Cevap :
Adaşım Kenan Eyüp Şahin'in başarılarıyla gerçekten gururlandım üstadım. Ve bu cevherleri kaptırdığımıza üzülmemek elde değil... Sağlıkla kalın üstadım...  04.04.2018 23:03
 

Şöyle bir düşündüm de, benim şu hayatta en büyük başarım iyi bir evlat yetiştirmek olmuş..;) Gerisi hava civa;))) Cok başarılı bir yazı olmuş;) Ellerinize sağlık, sevgilerimle..

Selda Çakmak 
 04.04.2018 19:36
Cevap :
İyi evlat yetiştirmekten daha büyük mutluluk olabilir mi Selda kardeşim... Çocuklarımızın yolu, bahtı açık olsun... Sevgiler, selamlar  04.04.2018 23:04
 

Günümüzde kullandığımız kavramların neredeyse tamamı SOYUT ve içleri boş kavramlardır. Kavramlar soyut olunca herkes tarafından istediği gibi ANLAM'landırılır. Başarı da aynı demokrasi, hak, hukuk, demokrasi gibi soyut kavramlardır ve bu nedenle de içleri herkesin meşrebine göre doldurulur. Hangi konuda başarılısın? Başarılı bir hırsız mısın yoksa sütten çıkmış ak kaşık mısın? Kısacası konu çok uzun ve derin bir konudur ama bence akşam yattığında gönül huzuru içinde uyuyabiliyorsan başarılı oldun demektir. Selamlar

Matilla 
 04.04.2018 9:11
Cevap :
"Akşam yatağında gönül huzuruyla yatabilme"nin, başarının temel kriteri olduğu görüşüne kesinlikle katılıyorum sn. Atilla, sağlıkla...  04.04.2018 13:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 366
Toplam yorum
: 519
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1395
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Sivas doğumluyum. Mülkiye mezunuyum.  Ankara'da yaşıyorum. Ülkeme, ulusuma dair benim de söyleyec..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster