Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Başbakan bizim, Cumhurbaşkanı bizim, el ne karışır?

Eniştem birkaç fotoğrafını göstermişti, amacı arkadaşlarını tanıtmaktı elbet ancak tertemiz, yemyeşil çimlerden oluşan bir park ve çimler üzerinde kah oturur kah uzanmış temiz yüzlü, rahat giyimli ve güler yüzlü insanlardı, en çok aklımda kalan…

Çocuk aklımla öyle özenmiştim ki!

O fotoğraflar hala gözümün önünden gitmiş değildir…

Almanya’da çimler hala öyle yeşil, öyle temiz midir, güneşe karşı yüzünü kaldıran insanlar hala öyle güleç ve doğal mıdır, bilmiyorum, ancak biz neden sere serpe uzanamıyoruz çimlere diye ilk kez sorguladığımı gayet iyi hatırlıyorum!

İzmir’in Karşıyaka ve Bostanlı sahil şeridinde aynı kareleri gördüğüm gün ağzımın kulaklarıma varmasına engel olamazken garip de bir hüzün yerleşmişti içime: Yaşlanmışsın kızım Gülgün, kaç yılı geride bırakmışsın!

En kısası bir kuşaklık mesafe!

Oysa, bende uzanıvermek isterdim çimler üzerine; eğreti oturmaksızın, kaygısız, utanmasız, gençliğimde…

Bizler Cumhuriyet çocuklarının çocuklarıydık, ilerledikçe mutlu olan anne ve babalar tarafından yetiştirilmiştik; geriye dönüşlerden bir türlü mutlu olamamamız bundandır!

Endişelerimize bıyık altından gülen, ısrarla demokrasiye karşı olduğumuzu düşünen, sanat evlerine karşı tepkilerin provokasyon olduğunu iddia eden kişiler aynı zamanda parklarda oturan gençlere “Uygunsuzluk” gerekçesiyle müdahale eden polislere de hoşgörü ile bakıyor!

İlginçtir ki aynı kişiler bölünmeyi de kabul etmemekte, hattı zatında açılımlar karşısında destek vermemek ile suçlamakla kalmayıp, ille ki işi darbe yanlılığına çevirmeye yeltenmekteydiler!

Referandum sonrası rahat bir soluk alanlar düşüncelerinin doğruluğuna daha fazla inanarak; tabii ki desteklendiklerinden şüphe duymayarak tepkilerini fütursuzca eyleme dönüştürmekte bir sakınca duymamaktadırlar!

Galerileri basanlar “Ahlakımıza yediremedik, açık saçık giyinenler, ellerinde içki kadehleri olanlar namazımızı, niyazımızı bozdu!” deseler, merak ediyorum, nasıl bir kamu davası ile sorgulanacaklar?

Hani, kadınlara pozitif ayrımcılık var ya, adamlar eşlerini zorlasalar, mesela, kadınlar da “Şikayetçiyiz Hakim Bey” deseler, nasıl bir karar alınır dersiniz; üstelik artık ana başlıklar referandumdan olur almışken!

Olur alan maddelerin uygulamaya konulması esnasıdır en çok bu saatten sonra düşünülmesi gereken; zira altı öyle boştur ki, referandum sonuçlarını arkalarına aldıktan sonra amaca hizmeten doldurulacağı zaten pek bir aşikardır!

Pek bir dikkatli olmakta yarar vardır!

Ezberlerini bozmaktan korkanlar vardı, bir de yeni ezberler peşinde koşanlar var: İleri demokrasi! Tam hukuk devleti!

Laikliği, cumhuriyeti yalnızca kişisel çıkarları için kullanıp da, utanmadan bir de çamur atmaya, bindiği dalı kesmeye çalıştığının farkında dahi olmayanların demokrasi ile sahip oldukları söz söyleme haklarına, fakında dahi olmadan, tecavüz etmelerinin bir nedeni olsa gerek!

Her türlü hakkı kendilerinde buluyorlar demek!

Yüzde bilmem ne kadarlık çoğunluktayız, Başbakan bizim, Cumhurbaşkanı bizim, el ne karışır!

El denilen de bizleriz, yani TC vatandaşı olup da alkışlamayan yüzde bilmem kaçlık kişileriz; Türkiye bölünmüyor mu deniliyordu, ah pardon!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Seçim öncesi sanırım Sayın Baykal şunu demişti:Referandumda Evet diyenlerdebn bazıları hergün acaba hata mı ettik düşüncesini ömür boyu yaşayacak, HAYIR diyenler de bu onurlarını ömür boyu taşıyacak.Bunun gerçekleştiğine dair önemli iki örnek Gülgün Hanımın yazdıklarında var.

ekonomi 
 23.09.2010 9:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1309
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster