Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
201
 

Başbakan Erdoğan pazarlığa yanaşmıyor ki terör yine azıttı

Başbakan Erdoğan pazarlığa yanaşmıyor ki terör yine azıttı
 

Basından öğrendiğimize göre: 'HAKKARİ'nin Irak sınırındaki ilçesi Şemdinli'nin Dağlıca kesimindeki birliklere bu sabah ağır silahlarla saldıran PKK'lı teröristlerle çıkan çatışmada (8) asker şehit oldu, (16) asker yaralandı. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ve Kuvvet Komutanları bölgeye hareket etmiş' bulunuyor. (18 Haziran 2012)

Dağlıca'da bu sabah gün ışır ışımaz meydana gelen bu menfur terör saldırısı konusunda yine her kafadan bir ses çıkmaya başladı. 
 
Kimsenin ağzı torba değil ki büzesin!
 
Her konuda olduğu gibi bu konuda da düşünce özgürlüğüne engel olunamaz.
Bu süreçte siyasiler dün olduğundan daha çok eleştirilebilirler.
 
Mütehammil olmak gerek.
 
Olan bitenler konusunda herkesin aynı duygu ve düşünce içerisinde beklemek de zor.
 
Her şeye rağmen şehitlerimize rahmet kalanlarımıza da sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
 
Terör saldırılar karşısında Haber Etiği de Terörle Mücadele de şaşkına dönmüştür.
 
Bilindiği gibi özellikle Hakkari ve çevresi 'ayrılıkçı terör örgütü'nün en çok at oynatmaya başladığı bir alan oldu çıktı.
 
Geçen yıl Terör Örgütü Ekim ayında da bir anda toplam (24) askerimizi ve polisimizi o yörede şehit etmişti.
 
Basından öğrendiğime göre 2007'de yine 'Dağlıca'da aynı yerde 12 (on iki) askerimiz şehit olmuştu.'
 
Sorunun 'açılım' odaklı gevşeklikten olduğu kadar Terör Örgütü'nün önlenemeyen maddi ve manevi karanlık bir güç olarak yükselmekte oluşu da konuşulacak yeniden.
 
Bu konuda ülkemizdeki Haber Etiği ile Terörle Mücadele de yeniden masaya yatırılacak sanırım.
 
Çünkü her iki oluşumda belirli bir disiplini aşarak arz-ı endam eylemektedir.
Bu yüzden ülkemizde göz yaşı, acı, ayrılıkçılık ile nice tartışmalar alıp başını gitmektedir.
 
Terör Örgütü artık (!) 'eş zamanlı' saldırılar düzenlemeye başlamış
 
Bilindiği gibi askeri olduğu kadar istihbari yönden de çok ileri aşamalara ulaş(tırıl) mış azgın bir Terör Örgütü var Türkiye için.
 
Bu örgüt çoğu zaman kendince bazı 'eş zamanlı' saldırılar ile bazı 'bombalama' eylemleri de yapar.
 
Gazze'ye insani yardım götürmekte olan Mavi Marmara Gemisine saldıran İsrail Güçlerinin o menfur eylemlerinin vuku bulduğu gece İskenderun yakınlarında altı asker yavrumuzu da; gece karanlığında sinsice, böylesi bir 'zamanlama' ile şehit ettikleri de unutulmamalı. 
 
Bu aşamada hep sorulduğu gibi bir de ben sorayım: Mahut Terör Örgütü kimin maşası olabilir?
 
Ayrıca Başbakan Erdoğan'ın El Kaide terör Örgütü karşısında acımasız tedbirler almaktan çekinmeyen Başkan Obama ile Meksika'da görüşecek olması da ayrı bir 'zamanlama' ustalığı olarak yorumlanmaya başlandı.
 
Toplum olarak acılı, devlet olarak da 'zor günler' yaşamakta olduğumuzu kimse inkâr edemez.
 
Nereye gidiyoruz? 
 
Hiç kimse çıkıp da kimileri gibi sadece 'lanet olsun' demekle yetinmez.
 
Hiç kimse 'iki taraf da haklı be kardeşim' de diyemez.
 
Oysa terör saldırıları karşısında susan nice 'dilsiz şeytan' da var bu ülkede.
 
Onlar çoğu zaman 'demokrasi' hariç hangi konu olursa olsun susarlar!
 
Bu konuda sürekli olarak Üç Maymun rolünü oynarlar.
 
Bir de 'kan üzerinden' ya da 'terör üzerinden' siyaset yapılmaz diyenler vardır.
 
Oysa mahut Terör Örgütü son bir yıl içerisinde yeniden uyandı.
 
Başbakan Erdoğan'ın da vurguladığı gibi 'siyasi uzantıları' da gün geçtikçe siyaseten azgınlaşıyor.
 
Anlaşılan Terör Örgütü artık 'kurtarılmış bölgeler' uygulamasına başladı.
Kullandığı silahlar gün geçtikçe daha gelişmiş yenileri ile değiştiriliyor.
Peki siyaset 1983'den beri on binlerce can alacak bunun üzerinden: Nereye gidiyoruz beyler, diye sorulmayacak mı?
 
Gelelim yaşanılan 'saldırgan terör' sorunumuzun diğer yönlerine. Bu konuda Terörle Mücadele adı altında neler neler uygulamaya konmuş olsa da gerçek bir başarıdan söz edilemiyor. Çünkü Terör Örgütü bir türlü ne dağlarda ne yollarda ne kentlerde ne de kimi ticari ve siyasi uzantıları bakımından engellenemiyor. Anlaşılan o ki yanlış giden pek çok yönü var bu mücadelenin.
 
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç: İş kontrol altındadır
 
Az önce öğrendiğime göre Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Hakkari’de 8 askerin şehit olması ve 16 askerin de yaralanması ile ilgili olarak, 'Dağlıca’daki askeri üs bölgesine büyük bir saldırı oldu. Hem sayıca fazlaydılar ve silahları vardı. Türkiye terörle mücadele ediyor. Bu mücadele sırasında bu ve buna benzer olaylar maalesef yaşandı. Ne ilk oldu, ne son oldu' açıklamasında bulunmuş.
 
'Türkiye terörle mücadele ediyor' diyen Arınç, konuşmasında aşağıdaki bilgileri vermiş: 'Bu mücadele sırasında bu ve buna benzer olaylar maalesef yaşandı. Ne ilk oldu, ne son oldu. Bütün bunları ilgili güvenlik güçlerimiz takip ediyorlar. Başbakan Erdoğan şu anda Meksika ’da ve ardından Brezilya seyahatini yapacaktır. İş kontrol altındadır. Hepimiz görevimizi yapıyoruz. Başbakan Erdoğan ile görüşmelerimiz oldu ama cezaevinde yaşanlar konusunda oldu. Henüz bu olay sebebiyle görüşmedik. İlgili Bakanlarımız ile takibimiz altında bulunuyor.'
 
ABD kadar olamadık
 
Sorunumuza bir de şöyle bakalım:
 
ABD nerede 'biz' neredeyiz değil mi? Bu soruyu aşağıdaki gibi de açabiliriz:
Bir ABD yurttaşı her hengi bir biçimde ya da bir 'terör örgütü' tarafından öldürüldüğünde ne yapıyor?
 
Bir Türk yurttaşı yine şöyle ya da böyle öldürüldüğünde TC Adaleti ne yapıyor?
Bu 'öldürme' eyleminde her iki ülkede de değişik yaptırımlar var. ABD caniyi yakalayıp 'eletrikli sandalye' üzerinde öldürüyor; eğer suçlu bulunur ise. Türkiye'de ise geleneksel ve İslâmi hukuka (fıkıh) göre 'idam' olunması gereken cani ne yazık ki kimilerince bir kurtuluş kapısı (!) olarak görülen AB Üyeliği aşkına 'canilerin idamı' kaldırılmış bulunuyor. Bu konuda Türkiye sorunu sağlıklı bir biçimde çözemedi bana. Oysa 'siyasi suçlar için' kişilerin idamı kaldırılabilir ancak her hangi bir kişi ya da kişileri tasarlayarak öldüren cani ya da caniler ile silahlı örgüt üyeleri ile elebaşıları idam olunabilir hükmü getirilebilirdi. Türk kamuoyu son yıllarda yeniden dirilmeye başayan terör saldırıları karşısında bu konudaki çekimserliğini bozmuş; idam hükmünün yeniden getirilmesini istemeye başlamış bulunuyor.
 
Terörle Mücadele evrensel bir sorun
 
Terörle Mücadele konusunda hiç bir Türk Güvenlik Gücü ne Suriye ne Irak ne İran ne de Ermenistan sınırından öteye bir adım atabiliyor artık. Çünkü KORKU DAĞLARI BEKLİYOR atalarımızın dediği gibi. Bu türden bir askeri harekâta kalkışmak elbette başta komşu devletler olma üzere diğer 'müttefik devletler' nezdinde konuşularak çözüme kavuşturulabilecek bir sorun olarak TC'nin bir açmazıdır.
 
Oysa ABD 12 Eylül 2001 El Kaide Terör Örgütü'nün İkiz Kule saldırısının ardından iki yıl bile dolmadan büyük bir askeri, siyasi ve diplomatik hazırlık ile önce IRAK'ı sonra da AFGANİSTAN'ı  bal gibi de 'işgal ederek' terörist avına' çıkmıştı. BBilindiği gibi ABD İkiz Kule'de bir anda yok olan yurttaşlarının kanını yerde bırakmamış; pek çok teröristle birlikte Bin Ladin'i de gözünün yaşına bakmadan vurarak öldürmüştür. Bu avlama işi ola ki birileri bir yerlerden çıkabilir denilerek olanca titizliği ile bugün de devam ettiriliyor. TERÖRE KARŞI MÜCADELE böyle olur bence de. Ötesi yok. 
 
Bir de bilelim ki ABD'de o saldırıda yaklaşık 3000 (üçbin) kişi öldürülmüş olmasına karşılık Türkiye'de son otuz yıl içerisinde yaklaşık 40.000 (kırk bin) yurttaşımızın öldürüldüğü söyleniyor resmi ağızlarca. Kısaca en az bin yıldan beri evrensel bir geçerliliği olan devletler arasındaki eşitlik (mütekabiliyet) ilkesince ABD kadar olamadık
 
Terör karşısında artık dişler kenetlenmiş yumruklar sıkılmaya başlanmıştır
 
Saldırgan terör karşısında yamulmak, sabır gösterilerinde bulunmak, başını uzatanı vuralım diyerek hem terör örgütünün hem de etnik ırkçı ayrılıkçılık eğilimlerinin yaygınlaşmasına yağ sürmek demektir. Bu konuda 'mütevekkil olmak' yolları da tükenmiş bulunuyor. Çünkü artık söz konusu Terörle Mücadele uğruna içinden şehit ya da gazi çıkmayan hiç bir kentimiz kalmadı. Son olarak bir ilçemizde katılmış olduğum bir Şehit Cenazesinde gördüm ki 'mütevekkil olmak' artık yerine dişler kenetlenmiş yumruklar sıkılmaya başlanmıştır.
 
En büyük terör düşmanı ABD Türkiye'nin Stratejik Ortağı'dır öyle mi?
 
1980'lerden bu yana geline aşamada ne yazık ki Türk Güvenlik Güçleri bütün çabalarına rağmen kendilerine yakışan etkin mücadeleyi yapamamıştır. Bana göre şu ya da bu nedenler yüzünden 'gizli bir el' onları gidilmesi gereken hedeflerden alıkoymaktadır. Oysa bu süreçte Terör Örgütü kendince toprak, köy, kent, siyasi dayatma gibi değişik mevziler elde etmekte ve sesini bütün dünyaya duyurmaktadır.Çünkü dünya artık küçülmüştür. Bilindiği gibi ABD bu küçülme içerisinde yer alan en büyük 'terör düşmanı' olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin Stratejik Ortağı'dır. Peki gelinen bu aşamada neler yapılacaktır. Başbakan Erdoğan'nın geçen yıl Ramazan ayında Ankara'da da belirtmiş olduğu gibi bir kez daha anladık ki 'Artık bıçak kemiğe dayanmış' bulunuyor. Bu öyle bir acı ki korkarım yakın bir gelecekte Balkanlaşmak ya da Yugoslavyalaşmak gibi korkunç bir sürece girmeyiz.
 
Sultan 2. Abdülhamid çöküşü durdurabilmek için Doğu'da da gerekli tedbirleri almaya çalışmıştır
 
Ne yazık ki TC Hükümetleri gibi AK Parti Hükümetleri de ABD ile aralarında var olan bu etkileşimi gerektiği gibi kullanamamışlardır. Kuşkusuz işin ya da sorunu içinde pek çok neden  bulunuyor ise de bunların çözümü o meş'um Terör Örgütü ile değişik biçimler kazanmaya başlayan siyasi ve ticari uzantılarını ortadan kaldırmakla mümkündür. ABD bunu Denizaşırı Güçlerini de harekete geçirerek başardı. Onun bu başarısı dünya Terör Tarihi içerindeki anlı şanlı yerini koruyacaktır. 
 
Unutmayalım ki Osmanlı Devletimizin Balkanlardaki erimesi 1853-1856 yıllarındaki Kırım Savaşı yenilgisinden sonra ortaya çıkmaya başlayan Balkan Komitacılık Örgütlenmesi'nin bağımsız kimi devletçiklerin ortaya çıkması ile sonuçlanmıştır. Bu konuda Sultan 2. Abdülhamid Han Balkanlarda olduğu kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da olası bir İç Savaş için Düvel-i Muazzama'nın 1878 Berlin Anlaşması dayatmalarına rağmen kendince köklü çözüm arayışlarına girişmek zorunda kalmıştır.
 
Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51. Maddesi de Türkiye'nin yanındadır
 
Uzun sözün kısası: Türkiye artık Terörle Mücadele sorununda son kerteye gelmiştir. Hiç bir siyasi çıkış, hiç bir askeri üstünlük iddası terör saldırılarını önleyememiştir. Çünkü bu konuda şöyle ya da böyle ya yüzlerce ihmal ya günü kurtarmak siyaseti ya da bilemediğimiz nice siyasi ve askeri zaaflar vardır. Bugüne kadar ortaya konulan hiç bir 'argüman' ya da 'savunma' ne anaların ne babaların ne Genel Kurmay Başkanlarının göz yaşlarının akmasına engel olamamıştır. Geniş toplum 'Bur sorun tek başına çözülemiyor ise neden ABD ile birlikte çözülemiyor, diye sorgulamaya başlamıştır. İşte bu sorgulamada iktidarların 'oy kaygısı' ile 'partilerinin parçalanabileceği' gibi değişik ikbal korkularının da ellerini kollarını bağlamakta olduğu sanılır olmuştur.  Kaldı ki Birleşmiş Milletler Antlaşması (BM Şartı)'nın 51. Maddesi de bu gibi sorunların çözümü için Türkiye'ye de her türlü askeri harekâtta bulunabilme imkanı sunuyor. Buyurun birlikte okuyalım:
 
'Bu Antlaşma'nın hiç bir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin do al olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi'ne bildirilir ve Konsey'in işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.' 
 
Terörle Mücadele konusunda Erdoğan'ın eli şimdi daha güçlüdür
 
Türkiye Cumhuriyeti neden böylesi bir etkinliği gösteremiyor şaşıyorum! Oysa bütün olumsuz durumlardan dolayı en haklı duruma yükselen bir durum var ortada. Belki de Başbakan Erdoğan böyle bir gelişme doğrultusunda son darbeyi vuracaktır. Çünkü onun liderlik özellikleri içerisinde 'hedefe doğru' kararlılıkla yürümek gibi bir öz olduğu da bütün kamuoyunun belleklerinde yazılıdır. Bugün Başbakan Erdoğan; (34) yurttaşımızın bombalanarak öldürüldüü Uludere faciasına rağmen, teröre karşı daha etkili mücadele sergileyebilmesi bakımından günden güne güçlü bir kamuoyu desteğine sahip bulunuyor. Eğer Terör Sorunu tez elden kökten bir çözüme kavuşturulamaz ise nice terör saldırıları ile nice karşı saldırılar sırasında ne gibi korkunç olaylar yaşanılabileceğini de düşünmek zorundayız. Yaşanılan terör sorunumuzun bir başka yönü de Başbakan Erdoğan'ın terör örgütü ile kimi uzantılatı ile uzlaşmaya yanaşmamasıdır.
 
Artık hiç bir biçimde dizginlenemeyen bu can alıcı terör örgütü için en az ABD kadar 'sınır ötesi' harekatlar ile gerekli zecri tedbirlerin alınması zamanı gelmiştir. Bence artık bu konuda bütün dünya kamuoyu gibi Türkiye'nin Stratejik Ortağı ABD de yanındadır. Başbakan Erdoğan ile Başkan Obama yarın ya da öbür gün Meksika'daki olası görüşmelerinde Türkiye'nin başına bela olan Terör saldırıları sorunu için yeni bir yol haritası çizmeye başlanılacağının ilk sözlü anlaşmasını yapacaklardır.
 
Sorunun bir başka yönü de Açılım ya da Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi kapsamında hayata geçirilen bazı uygulamalar yanında Terör Örgütü ile siyasi uzantılarına karşı gösterdiği sabır karşısındaki tavırlar nedeni ile Başbakab Erdoğan'ın eli oldukça güçlenmiştir. Bu konuda neler olabilecek yakında göreceğiz. Bekliyoruz efendim. Biz buradayız...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 1009
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster