Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
399
 

Başbuğ ve Altan kardeşler

Kapitalist sistem, tek kutupluluğun verdiği ivme ve cesaretle, tarihinin en güçlü dönemini yaşarken, birdenbire, özellikle finans kesimleriyle sınırlı olduğu vurgulanan, ancak esasen sistemin tümünü temelden sarsan derin bir buhranın eşiğinde debelenip duruyor.

AKP iktidarının “ekonomimiz sağlam bize bir şey olmaz” biçimindeki bilimsellik, ciddiyet ve sorumluluk duygusundan uzak açıklamalarını bir yana bırakacak olursak, gerçekte Türkiye gibi bağımlı ve kırılgan ekonomilerin bu krizden en çok zararla çıkacağını şimdiden söylemek kehanet olmayacaktır.

Ancak Türkiye için mesele salt ekonomik olarak kalmamakta, daha karmaşık ve çözümsüzlüğe daha meyilli bir duruma doğru kayma karakteri göstermektedir.

Öteden beri bağımsız bir dış politikası olmadığı gibi, iç işlerini de Amerika’lı çözümlere bağlayan Türkiye egemen burjuvazisinden ve dümendeki AKP iktidarından, ABD Emperyalizmine ve ABD ‘ nin Ortadoğu’daki çıkarlarına sıkı sıkıya bağlılıklarından dolayı bugünün koşullarında çözüm beklemek saflık olur.

Yıllardır tarihsel ve toplumsal bir realite oluşu reddedilmiş olan Kürt Sorunu, ABD nin bölgeye yaptığı doğrudan emperyalist müdahaleler sonucunda daha da çözümsüzlüğe itilmiş, ABD ve İsrail güdümünde oluşturulan Barzani yönetimindeki işbirlikçi Kürt Oluşumu yine bugünkü iktidar döneminde paradokssal olmayan bir biçimde resmi kimlik kazanmıştır.

Saddam Hüseyin’in devrilmesini ve sonrasında idam edilmesini göbek atarak kutlayan, medyası, yardakçısıyla beraber Türkiye burjuvazisinin bugün, Saddam’ın yokluğunda terör için yol geçen hanına dönen doğu sınırında çözümü karakolları kaldırmakta bulması oldukça ibret vericidir.

İlkin Dağlıca ve sonrasında Aktütün karakollarına yapılan saldırılar, onlarca ana kuzusunun canına mal olmuş iken, bugün, gerek askeri zaafa parmak basmak isteyen iktidarın bindirilmiş kıtaları görevindeki bir kısım medya ve gerekse onların hücumlarını göğüslemeye çalışan kolluk kuvvetin ve şakşakçısı diğer medyatik parça, sorunu çözmekten çok, kendi çıkar eksenli demagojik ve hamasi sloganların içine sıkıştırıp kamuoyunun önüne sürmeleri oynanmakta olan uluslararası oyunun bir parçasıdır.

Önceki günkü gazetelerde bir çok köşe yazarı Orgeneral Başbuğ’un sansür talebine karşı ayaklanmış ve direniş yazıları neşretmişlerdir.

Bu ülkede halen işkence altında ölen insanlar var. İşte Metris Cezaevi… Adalet Bakanı’nın özür dilemiş olmasının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Diler dilemez zaten Sincan Cezaevindeki işkence olayı patlak verdi. Bunlar münferit değil sistemli bir politikanın ürünüdürler..

Bu ülkede halen 12 Eylül Hukuku yürürlüktedir. Örgütlenme özgürlüğü yoktur.

Bu ülkede işçiler sendikal hak ve özgürlük, iş ekmek hürriyet diye bağırdığında, bu gün Genel Kurmay Başkanı’nın sansür talebi ile hırçınlaşanlar ya susmuşlar ya da örgütlenme özgürlüğünüm karşısında olmuşlardır.

Bu ülkede 1 Mayıs İşçi Bayramında ülke insanına yapılan zulmü bu liboş takımı onaylamış veya yeri geldiğinde jurnallerde bulunmaktan geri durmamıştır.

Aktütün ve Dağlıca için ABD ve MOSSAD menşeli uydu resimlerini burada tatlandırıp geldikleri yere servis yapmakla demokrat , yurtsever olunamayacağını bu kalemlere anlatmak kolay olmayacak anlaşılan.

Ancaaaaak!...

Sorunun bir başka boyutu daha vardır ki evlere şenlik.

Her iki baskında da bir kısım basın askeri zaafı öne çıkarmak niyetiyle kimi üstü kapalı yorumlar yapmış ama hiç biri dikkatimi , Bakan Cemil Çiçek’in hemen Aktütün saldırısı akşamı sarf ettiği “… tezkere öncesi bu saldırının yapılmış olması manidardır.” sözü kadar çekmemiştir.

Bu noktadan hareketle, Sayın Çiçek’in saldırıyı manidar bulmasını manidar bulduğumu ifade etmeliyim.

Demek servis hemen o anda ve hatta öncesinde başlamıştır. Şimdi de, yok Başbakan’ın yok Cumhurbaşkanı’nın ziyaretlerini engellenmesi adına saldırıya göz yumulmuştur denilmektedir.

Devlet, sahneyi henüz işgal etmiş yeni etiketlilerce ayrıştırılıyor. Bağıntılı merkezden saptanan çatlaklar yeni elemanlarla dolduruluyor. “Ergenekon” adlı yamalı bohça bu anlamda asıllarını yerleştirmek adına garnitür olarak kamuoyu önüne atılıyor. Soros’un çocukları da buna çanak tutuyor.

Ya Genelkurmay…

Beşi bir arada darbeci generallere özgü yüz ifadeleriyle çıkıp kılıç şakırdatarak basına sızdığı söylenen “çok gizli” belgeyi sızdıranın peşinden koşacak yerde, onu yazanı, tartışanı korkutmaya çalışıyor. İstihbaratın doğruluğu test edilmiyor, gereği yapılmıyor. “Madem istihbari bilgiler vardı neden destek kuvvet gönderilmedi” diyenlere namlunun ucu gösteriliyor.

Golf oynamakta olan Hava Kuvvetleri Komutan’ı neredeydi yönlü sorulara, “haber vermeyi unuttuk” diye cevap veriliyor.

Ya yardımcısı… Onun da aynı turnuvada olduğunu, on kişilik turnuvada birinin dokuzuncu diğerinin beşinci olduğunu sayın Yılmaz Özdil’den öğreniyoruz.

Hani Devlette devamlılık… Hakgetire…

“Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler.”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bulmuşlar demişsiniz ya... CHP' nin çözüm için türbanlılara rozet takmasına ne kadar benziyor. Diğer yandan, yazılarınız bir çok karanlık noktayı, ya da kişilerin kafasına takılıp kalan soruları aydınlatacak nitelikte, berraklıkta. Bu anlamda sizden çözümler, öneriler konusunda da oldukça doyurucu bloglar çıkar diye düşünüyorum. Ne dersiniz? Sevgiler

Ayrıntıda gezinmek 
 16.12.2008 22:49
Cevap :
Teşekkür ediyorum. Ancak dikkat buyurduğunuz gibi sık yazan biri değilim. Yazdığım bir çok yazı da tangır tungur , yuvarlana debelene, bir çok badireyi aştıktan sonra ulaşıyor. Bu yazının yazılış tarihi ile yayına girdiği tarih arasında neredeyse bir ay gibi bir zaman var. Güncelliği kaybolduktan sonra okunabildi ancak. Çözüm önerilerine gelince. Sanki bunu yazılarda kısmen yapıyorum gibi ama dağınık. Farkındayım. Çözümü tartışarak bulabiliriz değil mi?.. Siz bir ucundan bir başkası farklı bir katkı vs.. Sevgilerimle.  17.12.2008 11:59
 

Az önce yorum yazdım yazınıza ama sabahın erkeninde sizi günaydınsız ve mavisiz bırakmak içime sinmedi. Memleketin bu hale düşmesinde bir suçunuz yok ki sizin. Eminim, düşmemesine katkınız vardır. Sevgiler, kucak dolusu mavilerimle ve günaydın sımsıcak gülüşlerle.

derinmavi.. 
 04.12.2008 7:50
Cevap :
Yok, hepimiz bişekilde suçluyuz. Ama cürümlerimizin niteliği faklı olabilir. Önceki cevabımda size Nazım dan şiir önermiştim. Yine öyle yapacağım. Bu kez "Türk Köylüsü" şiiri... Sevgiler...  04.12.2008 11:50
 

Sahnede oyuncular; "kuklalar", bizler rahat koltuklarımızda, onları izliyoruz. Oysa sahnedekiler gerçekten ölüyor..farkına varmıyoruz. Oysa memleket bir sahneye dönüşmüş; bizler de birer "piyon" olmuşuz..fark etmiyoruz. Memleketimin üzerindeki ölü toprağı kalkacak mı dersiniz? "Sevgiler, maviyle" demek gelmiyor içimden..

derinmavi.. 
 04.12.2008 7:47
Cevap :
Memleketin üzerindeki ölü toprağı kalkacak mı.. Bu size bağlı sayın İzmir Mavilim. Size ve daha birçok sizin gibilerin uyanmasına. Nazım Hikmet'in "Kerem Gibi" adlı şiirini okumanızı öneririm size.. Bir de, "Nazım Vatan Hainliğine Devam Ediyor Hala" Gören aklınıza sevgilerimle...  04.12.2008 11:49
 

Az önce, önce neti sonra mektup adresimi açtım ki hemen bir ileti geldi; bu yazınızın haberi. Oysa benim yazılarıma; "Kalan 99 adetine yorum yapar mısınız?":) demiştim de hani, "Olur" demiştiniz:)(: Bu yazınızı görünce, "Bize yorum yok demek, neyse.." diyecektim ki, kendi sayfama bakayım bir de dedim:)) Aaaa, dört tane yorum gelmiş:)))) Hem de kimden bilin bakalım. Bir de yazınızın tarihi dikkatimi çekti:21-Kasım. Yani çok önce yazmışsınız. Nasıl mahcup oldum bilemezsiniz.:) Bu düşündüklerim ve şimdi yazınızı okuyamayacağım için, beni affedeceğinizi umut ediyorum; yanıtlanmayı bekleyen yorumlarım:) ve ondan önce yapmam gereken işlerim var da :( Ama size kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum, mavi mavi masmavilerimle.

derinmavi.. 
 03.12.2008 18:04
Cevap :
Bu yazım, tarihinden de anlaşılacağı gibi, yazıldığı zamandan bugüne kadar zincire vurulmuş halde bekledi. Zaman ve düşünce türevi olarak zayıflamış halde okuyucusuna kavuştu. Yazıda değindiğim bir çok husus aktüalitesini kaybetmiş gibi görünse de, ana tesbit bakımından izini sürdüğüm bağlantı ve etkileri halen devam ediyor ve görünen o ki; edecek te... Küresel krizi yorumlarken, bizim gibi ülkelerdedeki yansımasının, bazı televole ekonomi profesörleri ve iktidar sözcülerinin aksine daha da yıkıcı olacağına işaret etmiştim. Bugün bu etkileri çok yakıcı bir dozda yaşıyoruz. Şapkadan tavşan çıkarma peşindeki ekonomi yönetimi, altta kalanın canını bir an önce almak için adeta yangına körükle müdahale etmeye çalışmakta, etkili bir önlem almamaktadır. Aslında bu sistem sorunudur. Yani kan emici kapitalist sömürü sisteminin yapısal sorunu. Eskimiş bir motora yeni bir parça taktığınızda ancak geçici bir süre randıman alırsınız. Sonrasında hem o yeni parça ve hem de motor sizlere ömür..  04.12.2008 11:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 125
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 615
Kayıt tarihi
: 25.01.07
 
 

54 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanıyla ilgileniyorum. Çünkü düşünen ve yaşayan bir adamım. Esm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster