Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '18

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
337
 

Başımıza Gelenleri Biz mi Seçiyoruz?

Bu yaşamı ben mi seçtim?

Maddi zorlukları ya da zengin olmayı, kadın ya da erkek olmayı, mülayim ya da sert olmayı, neşeli ya da melankolik olmayı, hayat arkadaşımın beni mutsuz etmesini ve daha nicesini ben mi seçtim? Ne demek “yaşamımızda olan her şey bizim seçimimiz?” Bunda bir yanlış yok mu?

Doğmadan öncesine ya da ölümden sonrasına ilişkin söylenmiş ve söylenecek şeyi olanlar epeyce var. Ben de çoğunu zevkle okuyorum. İnsanın bilinmeze ilişkin ürettikleri benim için hayal gücünün sınırsızlığını vurguluyor. Peki onlar birer hikaye mi? Kim buna evet ya da hayır diyebilir. Bu konularda sanki diğer alemlere gidip gelmiş de kesin ve net bilgiye sahipmiş gibi tarif edenlerle, bunlara doğru veya yanlış diyenler arasında bir fark göremiyorum. Benim için söylenebilecek olan, “bilemeyiz”dir. Sadece “bilemeyiz.”

Üç beş yıl öncesine kadar, beyin hücrelerinin belli yaştan sonra yenilenmediği sanılıyordu. Ancak bilim ispatladı ki, beyin hücreleri de yaşam boyunca aynı diğer tüm hücrelerimiz gibi yenileniyor. Nörojenez denilen bu olay ispatlanana değin “biliyoruz” dediğimiz bilginin, eksik ya da hatalı olduğunu görmüş olduk, değil mi? Yani bildiğimizi sandıklarımız bile, bilimin geldiği noktaya bağlı.

Buradan “bilim de neymiş, bak işte yalan yanlış biliyormuşuz, bana ne bilimden” kestirmeciliğine soyunanlara aldırmayın. Çıkacak tek sonuç, “bilebileceklerimiz bilimin geldiği noktaya kadardır” gerçeğidir. Ondan ötesi “bilemeyiz” kısmına girer. Bu nedenle ben, dünyayı bırakıp alemleri yutmuş gibi ahkam kesilmesi tarafında değilim. İnsanların inançlarını ve korkularını sömürmedikleri sürece “bilinemez”e ilişkin önermeleri olanları da zevkle izlerim.

O halde, “yaşadıklarımız bizim seçimimiz” derken ne demek istiyoruz?

Öyle ya, düşündükçe çıldıracak gibi olunabilir. Nasıl olur, nasıl!

Bu “seçme” konusu, ilk akla gelen şey değil. Önümüze çeşit çeşit yaşamlar konulup, şu ankini biz seçmiş değiliz yani bilinçli bir seçim değil. Kim kendisine her sabah uyanırken ve her gece türlü eziyeti yaptıktan sonra, üstüne bir de dayak atan kocayı seçer? Kim attığı her adımı izleyen bir abiyi seçer? Kim sokakta doğmayı, torbacı annenin evladı olmayı seçer? Kim cinsiyet bunalımı yaşamayı seçer? Kim kadın satan bir babanın oğlu olarak doğmak ister? Kim bebekliğinde tacize uğrayacağı yaşamı seçer? Bunlar öyle laylom seçtiğimiz durumlar olabilir mi?

İşte belki de bilinçli seçim şansımız olsa herkes masallardaki yaşamı seçeceği için, dünya, dünya olmayacaktı, ne dersiniz?

Öncelikle yargılamayı ve hüküm vermeyi bırakacağız. Çünkü o torbacı anne de bayram yapmıyor, kadın satan babayı o noktaya getiren nedir bilmiyoruz. Kızmak, öfkeden deliye dönmek sorunları çözmüyor, derinleştiriyor. Sakin olalım. Başkalarının yanlışlarını kurcalamayı bırakıp kendimize dönelim. Farkındalığın muhteşem yönü odur ki, herkes kendine dönüp sadece kendisiyle uğraşsa, dünya işte o zaman masallardaki yere benzemeye başlar. İnanın buna.

Dünyaya geldiğimiz an, anne babamız ve onların anne babaları ve onların anne babaları ve ilk atalarına kadar etkileri genetik kayıtlarımızda belli oranda mevcut bulunuyor. İçinde yaşayacağımız şartlar o an, anne babamıza bağlı. Belki tek gözlü bir gecekonduda geçecek çocukluğumuz, belki de konakta. Belki sağlıklı doğduk, belki bir hastalıkla. Belki bedensel engelli doğduk belki çok zayıf, belki tosun olarak. Ve daha milyonlarca özellik ve çevresel şart o an belli.

Şimdi ne olacak?

Artık dünyadayız ve yaşamamız gerekiyor. Başlangıçtaki genetik kayıtlarımız üstüne, yaşadığımız her an, an be an kaydolmaya devam ediyor. Sesler, görüntüler, hisler, tatlar, kokular, sezgiler… Ve kaydolan her bilgi, çalışmaya da başlıyor. Bazısı yavaş bazısı hızlı çalışıyor. Kimi kayıtlar, sandığa kilitlenmiş gibi yıllarca bekliyor ve onu harekete geçirecek ilk olayda su yüzüne çıkıyor.

Bilinçli seçimler yapma yaşlarına geldiğimizde, her an çalışmakta olan ve kişiliğimizi işlemeye başlayan bilinçaltı programımız bize neyi neden seçip seçmememiz gerektiğini aktarıyor. Elbette bu öyle hızlı oluyor ki, “ben böyleyim napayım”, “canım öyle istedi”, “nefret ederim bamyadan” gibi ifadelerle açıklamasını yaparız.

Örneğin siz beş yaşındasınız ve sofrada salata yerken, annenizin çığlık atarak salatadaki maydanozu gösterdiğini düşünelim. Maydanozda küçük bir kurt canlı kalmış ve hareket ediyor. Anneniz öyle kızarıyor ve iğreniyor ki, o an sizin kayıtlarınıza maydanoz hakkında iyi şeyler yazılmıyor. Ve büyüdüğünüzde bir de bakmışsınız ki maydanozdan nefret ediyorsunuz. Elbette durum herkeste aynı olmaz, tamamen o anki mevcut bilinçaltı kayıtlarınıza bağlıdır. Kimisi kurttan, kimisi salatadan, kimisi aile ile yenen yemekten nefrete dönüşebilir, daha sayamayacağımız kadar örnek verebiliriz.

Ve maydanozdan nefret eden siz büyüdünüz, lüks bir restoranda iş yemeği yiyorsunuz. Maydanozla sorununuzu ya hiç önemsemediniz ya da üşendiniz uğraşmaya ve öylece duruyor. İş bağlayacağınız yemekte ortaya bol maydanozlu salata gelmesin mi? Haydi buyrun şimdi!

Tam da konuşmanın en önemli yerindesiniz ve sözleşme imzalamaya ikna edeceksiniz misafirleri. Gözünüz maydanozda ve üstünde o kurt, olmasa da görüyorsunuz. Annenizin çığlıkları ve banyodan kusma sesleri, off her şey birbirine girdi! Bedeniniz tepki vermeye de başladı, kaşınıyorsunuz, eliniz sürekli ya başınızda ya boynunuzda, kaşıyorsunuz. Misafirler tuhaflığı fark etti ama anlam veremiyor. O anları yönetemeyecek kadar kendinizi kaybettiniz ve hızla masadan uzaklaştınız.

İşte bu kötü oldu. Çünkü misafirlerden birinin de öyle bir takıntısı var ki, hareketinizi saygısızlık olarak algılayıp söz hakkı vermeyen biri. Açıklamanızın önemi yok ona göre, bir kez saygısızlık yapan daha sonra neler yapmaz ki…

Ve… iş kaçtı. Belki sizi kurtaracak bir işti. Artık sizi iflastan ne kurtarır bilemeyiz. Bir maydanozdan nerelere mi geldik? E siz olumsuzlukların, başımıza meteor yağmasıyla mı başladığını sanıyorsunuz? Gözden kaçan, önemsenmeyen, size göre normal olup başkasının hassas olduğu konulardaki seçimlerimiz, tüm karmaşayı yaratan!

“An”ları nasıl yöneteceğimizi seçiyoruz sevgili okuyucu. Yaşadığımız her an seçim yapıyoruz ve bu seçimler sonraki anlarımızın şekillenmesine neden oluyor. Bilinçaltı kayıtları maydanozla sorunlu olan biri, iş yemeğini nasıl yönetebilirdi. Bir derin nefes alıp garsonu çağırıp tabağı almasını, yerine başka bir şey getirmesini söyleyebilirdi. O kayıtlarına teslim olmayı ve aşırı tepkiler vermeyi seçti. Evet hayat yolumuzu içsel programımız belirliyor ama bilinçli her yaşanmışlığımızla bu programı etkileyebiliyor ve hatta yenileyebiliyoruz. Bilim ispatladı ki genetik kayıtlara mahkum değiliz.  Kitap bölümünde tanıttığım, İçe Dönük Konuşmanın Gücü kitabıyla, bilinçaltının kelimelerle nasıl programlanabileceği konusunda harika bilgiler edinebilir ve hemen kendi üstünüzde çalışmaya başlayabilirsiniz, istemeniz yeterli. Tek yolu bu olmamakla birlikte, kendi kendinize uygulayabileceğiniz en güvenli yollardan biridir. Telkin, etkisi kanıtlanmış bir programlama yoludur.

Maydanozlu tabağı gördüğünde, ona gözünü dikip bakmak yerine kendi kendine “garsonu çağır, garsonu çağır” deseydi dikkatini tabaktan çevirebilir ve hemen çözüm üretebilirdi.

Bilinçli varlık olmanın güzel tarafı da budur. Kayıtlarımız bizi biz yapar ama her an bu kayıtlar üstüne çalışıp değişme olanağına sahibiz. yeter ki isteyelim, niyet edelim ve ertelemeden hemen başlayalım. Farkındalık işte bunun için var; anları daha etkili fark edip yönetebilmemiz için.

Yine bir farkındalık yazısında buluşmak dileğiyle, sevgiler.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 185
Kayıt tarihi
: 15.12.17
 
 

Evrensel enerjiler ve kişisel gelişim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster