Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '14

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
412
 

Başını açmak ya da kapamak..

Başını açmak ya da kapamak..
 

bobiler.org


 Akıldışı yönelişlerin ilk tepkileri “Din elden gidiyor !” haykırışlarının arkasına sınmıştır. Osmanlı Devletinin bilimden akıldan iyice uzaklaştığı çöküş dönemlerinde her akıllıca yaptırıma “Din elden gidiyor!” vaveylasıyla karşı çıkılmış, karma eğitime geçme çabaları, yeni okul kurma çabaları, yeni teknolojiyi getirme, basımevi kurma, kitap çıkarma çabaları hep  “Din elden gidiyor!” demogojisi altında bastırılmıştır.

Cumhuriyet  dönemine geçildiğinde , Atatürk tarafından gerçekleştirilen
1. Şapka Kıyafet Devrimiyle (25 Kasım 1925) fes,sarık gibi kıyafetler terkedilmiş,
2. Harf Devrimiyle (1 Kasım 1928) Arap Alfabesi değişmiş, Kuran yazısı sayılan Arap Alfabesi devre dışı kalmış, Türk Bilim adamlarının kararlaştığı Latin esaslı bu günkü kullandığımız Alfabe kullanılmaya başlanmıştır,
3.Eğitim Devrimiyle (Tevhid-i Tedrisat Kanunu : 3 Mart 1924) Medrese tipi dini eğitimden bilimsel eğitime geçilmiştir.
4. 3 Mart 1924 Yasayıyla birlikte  laik devlet ve düşünce biçimi getirilmiş,dolayısıyla dinsel devletin kulluk anlayışı reddedilmiştir.

Bütün bu değişikliklere katlanamayan yobazlar bir çok ilde tepki gösterdikten ilk büyük ayaklanmayı Menemen’de  (23 Aralık 1930 )   gerçekleştirmişlerdi. Orada bir yedeksubay öğretmen olan Kubilay’ın  “Din elden gidiyor  !” diye kafasını kesmişlerdi.

Dini alet eden yobazların güçlendiklerinde ilk silahları ve  yaptırımları kadınları kapamaları, dolayısıyla çarşaf, peçe yada türban altına sokmak istemeleridir. Dinsel gerekçelere dayanarak kızları ve  kadınları çoğu kez çok ufak yaşlardan itibaren kapatmaları; onun da ötesinde çarşaf,peçe altına sokmak istemelerinin asıl nedeni, erkek neslinin kadın üzerinde göstermek istediği güç gösterisidir. Bir takım erkeklerin gücü şimdilik ancak onlara yetmektedir..

Bugün türbanın da altında yatan neden yine güç gösterisidir. Çeşitli yönlerden kendi yetersizliğini gören erkek, kadınına baskı kurmak istemektedir  ve çoğu zaman bunun için korkuyu, dolayısıyla fiziksel yaptırımları kullanmaktadır. Türban olsun,çarşaf olsun bütün akıldışı  yaptırımların simgesidir. Şöyle ki:

--Saç insanın kişiliğinin bir parçasıdır. Cansız değil, canlıdır ve insana özgüdür. Onu kapadınız mı insanın kişiliğinin bir parçasını öldürmüş olursunuz.

-Türban takmak doğal değildir. Doğal gereksinimler dolayısıyla  oluşmamıştır.

-Başörtüsü bir bakıma ilericiliğin değil,muhafazakarlığın,tutuculuğun göstergesidir.

-Belli bir sınırlamanın parçası halindedir. Uydurma adıyla türban kabul edilince başka yerlerin kapanması, kapatılması anlayışı da kabul edilmiş demektir.

-Türban, özgürlüklerin sınırlandığını gösterir.Türban takanlar büyük bir olasılıkla bunu kendi istekleriyle değil, daha çok baba,anne yada yakın arkadaş istekleri doğrultusunda bunu gerçekleştirmektedirler.

-Türbanın arkasında aslında korku vardır. Çoğu kez baba bu korkunun yaratıcısı olmakta, “başını bağlamazsan ben seni okula göndermem, ben seni üniversitede okutmam,” demektedir.

-Türbanı takmak belli, radikal siyasi akımın temsilciliğini yapmak gibidir. Türban bir simge olmuştur. Muhafazakar, tutucu,  gerici bir anlayışın simgesi gibidir.

-Zorla ya da parayla, başka yollarla “ikna” edilmiş olanlar kendilerini bazı siyasal eylemlerin içinde bulabilmektedirler. Çoğu kez de istemedikleri grupların yandaşı olabilmektedirler veya bu gruplar tarafından kullanılabilmektedirler.

-Türbanı kabul eden bayan, bir bakıma, erkeğin yanında ikincil bir vatandaş, daha az önemsiz bir insan kimliğine razı oluyor demektir. Şapka kanunundan sonra bile erkeğe zorla kimse şapka giydirememiştir. Oysa şimdi erkekler, kadınlara egemen olduklarını, onlara hükmettiklerini göstermek için zorla türban giydirmektedirler.

- “Tesettür-kapanma” Tanrı’nın emri olabilir mi? (7- Araf Suresi 26 ve24- Nur Suresi 31  ) de geçen örtünme ifadesinin neyi kapsadığı bu konuda uzman olan din adamlarınca bile farklı şekilde tartışılmaktadır, açık değildir. Herkes kendine göre yorumlamaktadır.

Ama bu emir belli ki Suudi Arabistan’da farklı; İran’da farklı ve Türkiye’de farklı bir şekilde anlaşılıp uygulanmaktadır. Eğer Suudilerin iddia ettiği gibi anlaşılıp uygulansaydı, o zaman bütün kadınların siyah çarşaf giymeleri ve yüzlerine peçe takmaları  gerekirdi.

Konuştuğumuz Suudi Arabistanlı din adamları, bu bakımdan kapanmış da olsalar dahi bizim ülke kadınlarını hiç de cennetlik bulmamaktadırlar, tersine..! Çünkü onların anlayışına göre “kadın hiçbir zaman yabancılara yüzünü gösteremez..”

-Türbanlılar kendilerini öteki bayanlardan farklı olarak görmek eğilimindedirler. Bu bakımdan türbanlılar  modern şehir toplumunda çoğu kez azınlıkta kalmaya mahkum olacaklardır. Türban çağdaş Türk toplum çevrelerinde garip karşılanmaktadır; yadırganmaktadır. Çünkü Türk toplumunun geleneğinde, tarihinde bu şekilde bir baş bağlama yoktur.

-Aslında tabanda, taşrada başörtüsü kullanılmaktadır, Bu doğal bir olaydır. Bir bakıma dağda , bayırda güneşte, soğukta  çalışıp duran kadının kendini savunma aracıdır. Ama türban giderek alt kesimlerde, özellikle kasaba toplumunda erkeğin sözünü dinletmek, kadını ezmek için kullandığı bir güç aracı olmuştur. Türban, belli bir anlamın ötesinde, belli bir erkek toplumunun kadın toplumunu korkutarak ezmesi olayı vardır.

 -Türban doğaya aykırıdır. Doğada bütün çiçekler açıktadır ve güzelliklerini herkese gösterirler. Kadınlar da aslında birer çiçektirler. Onların örtünmesine, güzelliklerini gizlemesine normal düşünen insan aklı itiraz eder.. Çiçekler türban takıyorlar mı?

-Dahası, türban modaya da uygun bir şey değildir, şeklini ne kadar değiştirmek isterseniz isteyin değişmez. Tersine, türban, kadınlar arasında bir örnekliğe yol açar ki bu da kişiliğin silinmesi demektir. Ayrıca sıkıntı vericidir. Eğitim ve iş hayatında sürekli sürekli gerilime yol açmaktadır . İnsanların sürekli birbirleriyle çatışmasına neden olmaktadır. Doğru, “Türban” belki de modadır ama biraz geride kalmış bir moda. O da geçicidir. Zamana karşı duramaz.

-Türban takmak başkalarını dolayısıyla suçlamaktır. “ Ben türban takıyorum; ben Allahın emrini yerine getiriyorum, ben namusluyum,; ama sizi bilmem..” demektir. Dolayısıyla toplumda “bölücü” bir öğedir.

-Devlet dairelerinin belli resmi giysileri vardır. Bu yüzden devlet daireleri türbanı kolay kolay kabullenemezler. Hemşireler bütün dünyada kep takarlar; onları başka bir başlığın altına sokmak kolay değildir.

-Türban takanlar ikili bir davranış içine girmektedirler; ev içinde türban takılmazken dışarıda takılmaktadır.

-Dünyada ve Türkiye’de çağdaş, okuyup yazan modern anlayışlı kadınların büyük çoğunluğu  türban takmamaktadır.

-Diğer yanda Hristiyanlığın tutucu mezheplerinin bir çoğunda çok uzun zamanlardan beri türban benzeri örtüler kullanılmaktadır.

-Türban,uygar dünyanın gidişine de uymamaktadır. Kendini gösterdiği hiçbir modern Batı toplumunda kolay kolay onaylanmamıştır. Çoğunda yasaklanmıştır. Türbanlılar her yerde yasalarla,yetkililerle boğuşmak durumunda kalmaktadırlar.

-Atatürk, kadının kapanmasına, örtünmesine karşıydı. Bu yüzden  tesettüre uyan genellikle Atatürk’ü sevmez; dolayısıyla çağdaş bir toplum yapısına, evrime inanmaz. Oysa Atatürk, Türk kadınının, Türk erkeğinin çağdaş bir kılık kıyafete kavuşmasını ne kadar istemişti. Bunu bir çok konuşmasında belirtmişti.

Mustafa Kemal, İnebolu’da (27 Ağustos 1925 )Türk Ocağı’nda yaptığı konuşmada , kadınların giyimlerine değinmiş, bugünkü kılığımızın milli ve uygar bir kılık olmadığını söyleyerek uygar kılığı kabul edeceğimizi söylemişti. Bu bakımdan Atatürk’ün İnebolu Nutku’ ni çok iyi okumak ve değerlendirmek gerekir.

Uygar bir ulus olacak mıyız? Günümüzde “Uygar olmak kılık kıyafetle mi mümkündür?” diye soracaklar olabilir; ama uygarlık çok yönlü,çok göstergeli bir süreçtir.

Göstergelerden biri de çağdaş bir insan gibi; akla mantığa  uygun bir biçimde giyinmektir. Hiç olmazsa kadınlarımızı rahat bırakalım, onlar yeteri kadar akıllıdırlar. Onların sağduyuları , ne yapmaları gerektiğini onlara söyleyecektir. Ama zorlamalar, korkutmalar olmasa! Ama bir gün kadınlar bütün korkutmalara, tehditlere karşı koyacak kadar güçleneceklerdir. Buna inanıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hocam yolun sonu kararmaya devam ediyor siz ışık tutmaya .

Şennur Köseli 
 27.09.2014 21:21
Cevap :
Sağolun. Bu öğretmen ölünceye kadar ışık vermeye çalışacaktır. Ama anlayana... Saygılarımla.  28.09.2014 2:25
 

Sayın Meslektaşım Ceyhan, günceli çok güzel anlatmışsınız. Baş örtüsü tutuculuğun göstergesidir doğru.Selam ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 27.09.2014 16:48
Cevap :
Daha söylenecek çok şey var da,onları dinleyecek yürek nerede? Teşekkürler Nahide hanım.  27.09.2014 17:13
 

aslinda butun mesele ulke kadininin kendisini bir birey gibi gorebilmesinde ve benden hic bir farkinin olmadiginin farkinda olabilmesinde.

Newyorker 
 27.09.2014 16:18
Cevap :
O bağımsız bir birey olmasını hiç bir zaman istemiyor. O bir eş ve eşi ne isterse onu yapar (veya yapmalıdır..) düşüncesinde ve bu düşünceyle yetiştiriliyor . Veya bazen de kafasına vura vura öğretiliyor. Ne yazık ki..! Esenlikler.  27.09.2014 17:21
 

Değerli Kardeşim, Başörtüsü ve türbanı tüm boyutlarıyla ele almış;analiz etmişsin.Çok doyurucu bir yazı.Eşime de okudum.O da çok beğendi.Kutlarım.Sağ ol.

Hüseyin Başdoğan 
 27.09.2014 12:09
Cevap :
Tabii iş bu kadarla kalmıyor ama fazlasına da bazılarının kalbi götürmüyor. Bence bu da bir moda; ama geri kalmış bir moda; o da gelir geçer... Kadınlar neleri atlatmadılar. Bilsinler ki, bu onlara erkeklerin bir oyunudur. Ondan sonra işler değişir. Ama onu anlayana kadar da, bu nesil dünya değiştirir başka.. Teşekkürler , eşinize saygılar selamlar.  27.09.2014 14:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 607
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster