Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '07

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
1730
 

Başka, bambaşka...

Başka, bambaşka...
 

Sevgili sanat dostları. Başka, bambaşka gözlerin ardında saklı resimlerdi onlar.

Liseyi bitirdiğim yıllardı. Sanırım, bir yılbaşıydı. Rahmetli babamın getirdiği Meteksan takvimindeki resimler çok dikkatimi çekmişti. Alnında püskül beyaz bir at başı, topraktan fışkırırcasına bir Aşık Veysel portresi, kocaman gagalarıyla kara kargalar, duvar kenarında terkedilmiş tek kürek, başlangıçta ne olduğunu o zamanlar çok kestiremediğim koşuşturan tulumbacılar (itfaiyeciler) çok net hatırladığım resimlerden bir kaçı. Öyle ki, bu resimlerin pekçoğunu asetatla kaplayıp evimizin duvarlarına astığımı dün gibi hatırlıyorum. Hatta, tulumbacılar başlığının yanında yer alan "litografi" kelimesi öylesine belleğime kazınmıştı ki, neden sonra anladım bunun bir baskı tekniği olan "taşbaskı resim" anlamına geldiğini.

"Avni Arbaş, ne kadar kükremiş, şaha kalkmış, Kuvayi Milliye atlarının ressamıysa Orhan Peker de o denli yorgun, bitkin araba atlarının, beygirlerin ressamıydı" der Ferit Edgü. Öte yandan, Orhan Peker'in "Hüzünlü At" adlı resmine ilişkin olarak da "Boynunda yem torbası, başı hafif öne eğik, boyu ve ayakları olağanüstü uzun, toynakları resmin dışında kalmış bu at, duvarda yerini aldığından bu yana, içinde bulunduğu mekana bir yalnızlık yaymaya başladı." diye sürdürür.

Şair-ressam İlhan Berk ise "Orhan'ın bütün resimlerinde, insan, hayvan, ölüdoğa resimlerinde olsun içten içe hep bir yalnızlık, acı göze çarpar. Bu en aydınlık resimlerinde de vurur. Hüznü, acıyı kazımaya gelmiştir sanki. Bu ilk anda vurmaz, yavaş yavaş işler insana. En sonra vurur. ...Orhan'ın yaşamı gözlerine vurmuştur. Öte yandan, bu gözlerden vuran ise yalnız ve yalnız hüzündür. Bu yüzden onlara göz olarak bakmadan önce hüzün diye bakmalı. Bunca yalnızlığı, hüznü bu gözler nereden toplamıştır diye düşündüğümde, öyle kolay kolay bir yere oturtamadım." demektedir.

Kendi eliyle yazdığı kısa yaşam öyküsünde de belirttiği gibi 1927 doğumlu Orhan Peker, daha çocukluk yıllarında ak kağıda damlayan siyah mürekkep lekelerinde çekici, ekspresif biçimler görmeyi başarabilmiştir. 1942 yılında Sankt Georg Avusturya lisesinde yatılı okumaya başlar. Ancak, 2. Dünya Savaşının sona ermesiyle okul kapanır ve 1945 yılında Turan Erol ve Fikret Otyam ile birlikte Akademide Bedri Rahmi Atölyesine kaydolur. 1947 yılında arkadaşlarıyla birlikte 10'lar grubunu kurar. Akademiyi bitirdiğinde öğretmen olmayı hiç düşünmez. Resim yapabilmek ve hayatını kazanmak için çeviri, tiyatroda dekoratörlük, tercümanlık, kitap resimleme gibi yan işlerle de uğraşır. İlk kişisel sergisini 1953 yılında İstanbulda Cep Tiyatrosu'nda açar. 1956 yılında Salzburg'da "Oskar Kokoschka Yaz Akademisi"nde ustanın bir resmini kopyalar ve Kokoschka, kendi resmine çok benzeyen bu resme hem kendi imzasını atar, hem de "Aslı ile karıştırıyorum" yazar. 1959'da Ankara'ya yerleşir.

1960 yılında Samanpazarı yangınına tanık olur. Bu yangın, Orhan'ı çok etkilemiştir. Enkaz içinde dolaşır. İtfaiye Müzesini gezer. Ve sonuçta "tulumbacılar" konulu seri resimleri ortaya çıkar. Ellerinde hortumlar sağa sola koşuşturan tulumbacılar. İtfaiyecileri atlar izledi. Sokağa her çıkışında rastladığı hep de arabalara koşulmuş, üzgün, sesiz yük beygirleri; kimi zaman yem torbalarına gömülmüş beygirler. Tek başına ya da kümeler halinde. Sanki yığın insanları anlatır gibi. Hep de hüzünlü. Sonuçta, 1965 yılındaki Devlet Resim Yarışmasında "Beyaz Atlar" resmiyle gelen birincilik ödülü.

1967 yılında Özden Erdem (kendisi hayatta olup, tanışma fırsatı elde ettim) ile evlenir. Artık Özden ve siyah-beyaz kedisi "Başka" (kedisinin adı) da yerini alır resimlerinde. Ak ile kara değil miydi Orhan'ın temel renkleri? Şezlongda Başka, Gramofon dinlerken Başka, anlayacağınız Başka, Bambaşka resimlerdi onlar. Derken ayrılık.

Güvercinler de onun ana temalarından biriydi, değil miydi ki hep etraftaydılar. Tekli, ikili, sinmiş, bir köşeye çekilmiş üşüyen güvercinler. Ve diz çökmüş ikili üçlü kara mandalar. Bunca melankoliye karşın Peker, en canlı olanın da en canlı rengin de hakkını asla yemedi. Öfkeli ibiğiyle dünyaya horozlanan horozlarında, kırmızı gramafonlarında, kırmızılı şezlonglarında, kırmızı sandalyesi, mavi çaydanlığında, kırmızılı ev ve karpuz dilimleri resimlerinde de bir o kadar çarpıcıydı. Peker'in bir başka ilginç yanı da gazete kağıdından keçeye, polistiren köpüğe kadar çok ilginç malzemeler üzerine de resim yapmış olması idi. Dışavurumculuk, Peker'in resimlerinde hep ağır basmış; konu sıkıntısı hiç çekmemiş, yanıbaşındaki bir tuzluk ve yumurtayı dahi cesaretle resmedebilmişti.

Orhan Peker'in Aşık Veysel portresinin (TRT yarışmasında başarı ödülü kazanmıştır) yanına Aliye Berger ve Ragıp Buluç portrelerini de dışavurumcu örnekler olarak katabiliriz. Ancak, Aliye Berger portresi İlhan Berk'in dediği gibi "bir çığlık bir yangındır sanki. Asıl da bir renk cümbüşü."

"Resim sanatında her şeyden önce içtenliğe inanırım. Sanatçı topluma bu yoldan varabilir. Sanatçı her şeyden önce içinden geldiği gibi çalışmalıdır. Sürekli ve içtenlikli bir çalışma sanatçının dilini yapar. Gerçi üslup bir tutsaklıktır gerçekte. Üstelik günümüzde fabrikasyon yapan patent ressamları da alabildiğine çoğalmıştır. Bunların ünlerinden ileriye fazla birşey kalacağını sanmıyorum. Ben değişmeyi (ana görüşlerden sapmadan) doğal buluyorum" diye yazmıştı Orhan Peker.

Öylesine içerdi ki Orhan Peker. Arkadaşları onun ertesi gün kalkamayacağından endişelenir iken onları demir gibi ayakta karşılardı. Ancak, sonunda vücudu da isyan etmiş ve benden bu kadar dercesine sarılığa yakalanmıştı. Orhan Peker'in son haberini alan eski dostu Fikret Otyam şöyle yazar: "Almıştım o kara haberi, o kara haber ki telgraftan tez gider, tez dağılır. Orhan karaciğer kanseri idi, Orhan siroz idi. Sarılık idi ki bunların hiçbirisi de iflah ettirmezdi adamı..." 1978 yılının 29 Mayıs akşamında Orhan Peker eserleri ve dostlarıyla vedalaştı...

Sanat, paylaşılmak için...

Kaynakça: -1994 tarihinde Milli Reassürans Sanat Galerisi tarafından bastırılan Orhan Peker kataloğu.
-Şubat 2002 tarihinde Milli Reassürans Sanat Galerisi tarafından bastırılan Orhan Peker kataloğu.

Not: Ressam Orhan PEKER ile ilgili yukarıdaki yazım "Başka, Bambaşka" 20 Haziran 2004 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi - Kültür sayfasında (syf.14) yayınlanmıştır!

Alaattin Bender

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlokulda okurken,resim öğretmenim Sabahat Hanım dünya güzeli bir kadındı.Takma adı:(Filiz Akın)Bizlere ,ünlü ressamların kısa yaşam öyküsünü anlatır,sonra resimle canlandırmamızı isterdi.Resim sevgisini aşılamıştı bize.Sabahat öğretmenimle yıllar sonra aynı çatı altında,ayrı branşlarda, Gazi Üniversitesinde hocalık yaptık.Halen amatörce,resim yapıyorsam(Özellikle ebru)öğretmenimin ve arkadaşım Murat Kabukçuoğlu sayesindedir.Bünyamin Balamir hocadan da çok etkilenmiştim.İyi ki blog'ta sizinle karşılaştım.Ne mutlu bana ...İzmir'de yaşıyorum;Ankaralı'yım..Adresinizi bilirsem ziyaretinize gelirim.En derin saygılarımla...

Mesut Selek 
 02.09.2007 15:49
Cevap :
Tekrar Merhaba Mesut Bey, Sizin gibi aydın, sanata duyarlı bir kültür adamıyla, dünyaya benimle aynı paralellikte bakan eğitimci ağabeyimle tanışmak bana da onur verir. Gazi E.E.ndeki hocaların bizim yetişmemizde büyük katkıları vardır. Atölyem, Samanpazarı, Pirinç sokaktaki Pirinç Han'da (No: 4/19) Ayrıca web sayfamda (www.alaattinbender.com) atölye telefonum da mevcut. Sanatla ve sevgi ile kalın Alaattin Bender  03.09.2007 9:44
 

oldu sayenizde. İlk fırsatta bir sergiye gitmeliyim dedim kendime. İstanbul'da kalmış resim sergisi tatlarım her nedense. Sanki İzmir'de yok bu tat. Var aslında var olmasına ama, ben hayatımdaki doldurulmuş zamanlardan zaman bulamamışım. Bana bunu fark ettirdiniz sağolun:) Sevgiler.

Doğa 
 20.08.2007 22:13
Cevap :
BAŞLANGIÇ İÇİN BİR YAZIMDA DA DEĞİNDİĞİM 2. KORDONDAKİ DURMUŞ YAŞAR (DYO) SANAT GALERİSİNDEKİ KOLLEKSİYON (YARIŞMA) RESİMLERİ İLE BAŞLAYABİLİRSİNİZ. ÇAĞIMIZIN, TEKNOLOJİNİN HASTALIĞI DEĞİL Mİ, HEP KOŞUŞTURMAK, HEP KAZANMAYA, HEP YARIŞMAYA ÇALIŞMAK, AMA RUHUMUZU AÇ VE SUSUZ BİRAKMAK? SAYGILARIMLA, Alaattin BENDER  21.08.2007 9:31
 

Fırçanız gibi , kaleminiz de kuvvetli. Ne güzel bir nostalji rüzgarı estirmişiniz. Zevkle okudum. Galiba bir şeyler elimizden yavaş yavaş gidiyor. Ağzınıza sağlık hocam.

Metin Özkaya 
 06.02.2007 9:53
Cevap :
Sayın Medyum, Bu yazı hem çok sevdiğim en değerli ressamlardan biri olduğu için, hem rahmetli babamı anmama vesile olduğu için, hem de Meteksan'ın o takvim yapraklarını dün gibi hatırladığım için bende apayrı duyguları çağrıştırır. Yorumunuzu benimle paylaştığınız ve yazımı okuduğunuz için teşekkürler. Sevgi ve dostlukla kalın Alaattin Bender  06.02.2007 12:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 8778
Kayıt tarihi
: 21.11.06
 
 

1990-1994 yılları arasında T.M.O. Plastik Sanatlar Atölyesi'nde Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster