Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '12

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
314
 

Başka bir ekonomi mümkün...

Başka bir ekonomi mümkün...
 

Tarih boyunca, insanlık hiç bugünkü kadar yoğun bir küreselleşme dönemi içinde yaşamamıştı. Hiçbir zaman bir ülkenin ekonomisi diğer ülkelerin ekonomilerine bu kadar bağımlı olmamıştı. Hiçbir zaman bir ülkenin insanlarının kaderi diğer ülkelerdeki insanların kaderine bu kadar bağımlı hale gelmemişti. Gerçekten de şu an dünyada mevcut olan kriz durumu, herkesi, her yerde etkilemekte.

Toplumda, insanlar arasındaki ilişkileri tanımlayan kurallar, son dönemde dramatik şekilde değişti. Dolayısıyla, insanlar arasındaki ilişkileri yansıtan ekonominin de değişerek, bu duruma uygun şekilde devam etmesi gerekiyor.

Ancak, bu değişim, kısıtlama ve yasaklama araçlarıyla sağlanamaz, çünkü hepimiz biliyoruz ki insanların eğlenme ve keyif alma arzuları yıllar geçtikçe artmaktadır. Dolayısıyla, bunu gerçekten istesek bile, zamanı geri döndüremeyiz. Şimdiye kadar, bir yandan gelişirken, bir yandan da “sistemi yenmek” için sürekli yeni yollar icat ettik. Ancak, böylesi yollar icat etmek de artık işimize yaramayacak. Bu yüzden, ekonomiye ve iş dünyasına olan yaklaşımımızı kökten, ciddi şekilde değiştirmeliyiz.

Çözüm, aslında krizin başladığı noktadan başlamaktır: insan ilişkilerindeki güven kaybı. Görünen o ki artık hiç kimse birbirine güvenmiyor: İnsanlar bankalara güvenmiyor, bankalar kredi değerlendirme kuruluşlarına güvenmiyor, bu kuruluşlar şirket hissedarlarına güvenmiyor, hissedarlar finans danışmanlarına güvenmiyor, danışmanlar ticaret adamlarına güvenmiyor, ticaret adamları hükümete güvenmiyor, hükümet ise hiç kimseye güvenmiyor. Diğer yandan, bu güvensizliğe rağmen, birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu da anlıyoruz. Biz bu durumu daha fazla fark ettikçe, artık birbirimize daha fazla zarar vermek istemeyeceğiz. Aslında birçok insan bunu fark etmiş durumda. Ancak şimdi bu farkındalığı harekete geçirmek gerekiyor. Bunun için birkaç öneriye göz atmakta fayda var:

1. Güveni tazelemek

Ülkeler, hastalıklı ekonomilere yardım sunmanın yanı sıra, vatandaşlarına artık yeni bir dünya içinde yaşadığımızı açıklayabilir. Böylece, kurtarma planındaki ilk adım, insanların birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını anlatmak ve bunu hissetmelerini sağlamaktır. İnsanlar, kendi iyiliklerinin diğer insanlarla olan ilişkilerine bağlı olduğunu fark ettiği zaman, onlar politika üreticilerinin aradığı doğal düzenleyiciler haline geleceklerdir.

Aslında, işbirliği yapmanın değerlerini tanıtan ve destekleyen, yeterince güçlü bir kamuoyu oluşursa, bu durum benmerkezciliğin kurallarına göre, eski şekilde yaşamaya devam etmek isteyen insanları da etkileyecektir. Örneğin, AIG milyarlarca dolar kurtarma parası aldığında, yöneticilerine büyük miktarlarda ikramiye ödemesi yaptı, fakat yöneticilerin çoğunluğu bu ödemeyi geri iade etti. Çünkü oluşan kamuoyu tepkisine ve eleştirisine dayanamadılar. Bu yüzden, bencilce yaklaşımımızın zarar verici doğasını fark etmemiz, kendi benmerkezci yaklaşımlarımızı doğal olarak sınırlamayı istememizi sağlayacaktır. Böylece, hep birlikte krizden bağımsız bir dönemin başlamasını harekete geçirebiliriz.

2. Tüketimi yeniden düşünmek

Tüketimcilik, gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri, sadece sosyal statü kazanmak için istememize neden olur. Eğer bize yeni dünyanın niteliklerini açıklayan bilgiler aktarılırsa, toplumda hangi değerlerin önem kazanması gerektiğini anlayabiliriz, böylece daha dengeli bir yaşam tarzı oluşturabiliriz. Sonuçta, mağaza raflarında duran ürünler, bizim gerçekten ihtiyaç duyduğumuz ürünler olur. Bizim gereksiz yere alışveriş yapmamıza neden olan ürün reklamlarını kınarız. Önceliklerimiz için gerekli bu değişimi uygularsak, kaynaklarımız ve zamanımız büyük ölçüde rahatlayacaktır. Ayrıca bu durum, aile ve dostlar gibi şu an hayatımızda ihmal ettiğimiz alanlara yatırım yapmamıza da olanak verecektir. Dolayısıyla, yaşamlarımızın genel kalitesi ciddi şekilde iyileşecektir.

3. Sosyal kapitalizm

Harvard İşletme Bülteni, 0cak-Şubat 2011 sayısında, Prof. Michael Porter ve Prof. Mark Kramer, devrimsel sayılabilecek yepyeni bir kavram yayınladılar.

Geleneksel kapitalizm tarihe karıştı, diye yazdılar. Şimdi “yeni bir kapitalizm kavramı” için zaman geldi. Öyle bir kavram ki “sosyal sorumluluk meselesini, şirketlerin kafa yapısındaki merkez dışı konumdan merkeze doğru” hareket ettirecek. Şirketler hâlâ kâr elde etmek ve ekonomik değer yaratmak için çaba sarf edecekler, ancak bu kâr, hissedarlar ve şirket sahipleri için olmayacak, daha ziyade toplumun iyiliği için olacak. “Şirketler, toplumun ihtiyaçlarına ve zorluklarına cevap vererek, firma başarısını sosyal gelişime bağlamalılar.” Yoksa, şirketler şu an yakalandıkları kısır döngüden asla kurtulamayacaklar ve zaman içinde durumları daha da kötüleşecek.

Porter ve Kramer’in sözlerinde gerçek payı çok fazla. Bugün, bir firma piyasaya yeni bir ürün çıkardığında, “piyasa payını genişletmek” istiyor, yani diğer bir deyişle, piyasadaki diğer firmaların müşterilerini “çalmak” istiyor. Ancak, finansal krizi başlatan yaklaşım, tam da buydu işte! Başkalarının zararına olacak şekilde kâr sağlamak yerine, firmalar artık tüm topluma en büyük faydayı yaratma konusunda yarışmalılar. Firma sahibi, bir sözleşme imzalarken düşünmeli: “Şu an yaptığım anlaşmadan herkes kazanıyor mu, herkes fayda sağlıyor mu?” Eğer sözleşme gerçekten herkesin yararına ise, o zaman herkes, firma sahibi de dahil olmak üzere, bu durumdan kazanacaktır. Sonuçta, unutmamalıyız ki bugünün dünyasında, hepimiz birbirimize bağlıyız ve her bireysel eylem hepimiz üzerinde etki yapmaktadır.

4. Yeni tür firmalar ve işletme

İşletmeyi ve finansal başarıyı yeniden tanımlama zamanı geldi. Başarılı bir firma, müşterilerine ürünlerini satan, çalışanlarına (sigorta ve izinler dahil olmak üzere) makul maaşlar ödeyen ve dengeli bir işletim üzerine kurulu olan firmadır. Dengeli işletim ise, ticaretten sağlanan kâr tüm yatırımları ve harcamaları karşılar ama bunun ötesine geçmez demektir.

Bu şekilde, bu tür firmaların sahipleri, ürünlerinin daha fazla insan tarafından alınabilir olması için ürün fiyatlarını düşürebilir. Eğer hâlâ belli bir kâr kalıyorsa, o da dünyadaki tüm insanların temel, standart, iyi bir yaşama sahip olmasını sağlayan bir yardım kurumuna yardım olarak verilebilir. Burada bahsedilen, azla yetinmek gibi bir durum değildir. Tam tersine, eğer tüm aktörler, finansal kafa yapılarını değiştirirlerse, yani sonuçlarına hiç bakmadan sadece kendilerine maksimum kâr sağlamak yerine, saygıdeger şekilde yaşamak için gerektiği kadar kazanmaya öncelik verirlerse, dünyanın kullanabileceğimizden daha fazla kaynağı bize sunacağını keşfedebiliriz ve hep birlikte bolluk içinde yaşayabiliriz.

Tabii akla hemen şu soru geliyor? Ortada hiçbir finansal uyarıcı olmadığı zaman, firma sahipleri ve onların çalışanları nasıl motive olacaklar? Cevap basit: Uyarıcı, yeni sosyal standarttan kaynaklanacak – insanlar ve firmalar topluma sağladıkları katkı oranında takdir edilecekler. Bu durumda, amacımız topluma fayda sağlamak olunca, birbirimizle yarışmak için duyduğumuz doğal içgüdü, daha adil ve eşit bir dünya yaratmamızı sağlayacak.

Şu soruları cevaplamaya çalışırsak, durum biraz daha netleşebilir: Şirket sahipleri, banka hesaplarına eklenen sıfırlara sahip olmakla ne kazanıyorlar? Sahip oldukları milyarların hepsini gerçekten kullanıyorlar mı? Gerçekten o eklenen” sıfırlarla” mutlu oluyorlar mı? Bu sıfırlardan aldıkları tatmin duygusunun tamamen bir şartlanma olduğunun farkındalar mı? Güç sahibi olmaya ve de özellikle zenginlikten gelen saygınlığa bağımlı olmaya dayalı bir şartlanma…

Eğer şirket sahipleri, aşırı zenginlikten dolayı duydukları tatmini, toplumun yararına yaptıkları eylemlerden alsalardı? Eğer toplum, topluma katkısı ve faydası olan kişilere saygı duyup, insanları sömürenleri kınasa, güçlü kişiler doğal olarak güçlerini topluma katkıda bulunmak için kullanacaktır çünkü sonuçta hepimiz sosyal varlıklarız ve hepimiz, firma sahipleri de dahil olmak üzere, toplumdan etkilenmekteyiz. Bu öneri şu an için ütopik görünebilir, ancak eğer çevremiz sosyal içerikli değerleri takdir etmeye başlarsa, bu öneri kısa bir süre içinde gerçekleşebilir.

Kapitalizm, kapitalizm olarak kalacaktır. Fakat artık birbirimizi ezmek yerine, topluma en fazla katkıyı sağlamak ve en uygun fiyata, en iyi ve kaliteli ürünü üretmek üzere yarışacağız. Şimdi, bencil olmayan kapitalizmin zamanı…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 422
Kayıt tarihi
: 01.11.11
 
 

Yaşam yolculuğu hepimizi farklı duraklarda indiriyor. Bu duraklara varmak için çeşitli eğitimler ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster