Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
141
 

Başka... Kokanlar!

Başka... Kokanlar!
 

Masumiyet kirlendi sözüyle irkildim oturduğum yerden. İçimden bir ses zihnimde bir film şeridi gibi akıp giden yaşam fotoğraflarının arasından en zavallı olanın seçip koydu önüme. İşin vahim olan yanı ise, tanıdık fotoğraflar geçiyordu yaşam arşivimden. Avazının çıktığı kadar bağırıyordu susturamadığım iç sesim. Masumiyet kirlendi, kirlendi, kirlendi…

Nereye ait olduğunu bilemeyen insanların sığındıkları bir yer, mutlaka ama mutlaka var yaşam süresince. Bunun cinsle, yaşla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum, ruhu sıkışan herkes kanatlanıyor özgürlük sandığı uçuşlara. Gideceği yönün pusulası gördüğünü de kutsuyor, iplerinden bağlı olduğunu düşündüğü tutsak yerlerden. Zaman akıp giderken, kendi bildiğince, hangi ara sele karışmış, hangi ara değişmiş ten kokusu, bilemiyor gözü kapalı uçanlar.

Gidip dönenler, kaldığı yerden devam edenler, vicdanlarıyla kavgalı sığamıyor bir daha içine ve dışına. Kanatları kırılan kuş kadar, çaresizce avutuyor kendini “en azından denedim.”

Dokusunu kaybeden sevgiler çöplüğü aşk. Kime dokunsan altından başka biri ya da birileri çıkıyor. Unutmak istiyor tenlerdeki başka kokuları, ama arınmıyor ki yaşanmışlıklar öyle üç beş güne.

Neden yolculuklara çıkma ihtiyacı hisseder biz canlılar. Neden ikiden bir çıktığında azalmayanlar, ikiden ikiyi çıkarma telaşına düşer. Başkalaşan gözlerden hayata bakmak imkânsızlaştığında, neye, kime tutunabilir ki aşk. Masumiyet yaralı, aşk tutsak, mutluluk ise varlığıyla yokluğu arasında sadece bir ten kokusu kadar da zaman. Gidişlerin geri dönüşlerinde asıl sınavlar, düşüncesizce yola koyulmaların mesafelerin kısalığındaki ilüzyon kadar aşk.

Bir çarpan tablosu var bariz bir şekilde, eskiler yeni, yeniler eski oluveriyor arayış devreye girdiğinde. Oysa birilerinin eskisinden, ne kadar yeni bir aşk biçmeye çalışırsan, o kadar ikinci el bir üründen öteye gidemiyorsun.

Kafeste olduğuna inandığın sürece, mutlaka özgürlük sandığın şey yanılgıların oluyor. Pişmanlıklarla boğuşmaktansa, kafesin içine girmeden, yaşamın renkleri arasında uçuşmakta sanırım iş. Kendi kokunla, kendi dokunla, bir başkası olanı sen yaptığında, ona dokunduğunda, onunla çoğalabilmekte marifet. Aradığını düşündüğün ya da peşine düştüğün, sadece bıkkınlığının aç gözlüğü.

Gidenler ve geri dönenler, fakat döndüğünde, bıraktığı yerdekini bulamayanlar, gidenler de gittiği gibi dönemeyenler.  İkiden bir çıktığında elde var olan, ikiden iki çıktığında ne kalırı sorgulayanlar.

Değip değmediğine karar verecek olanların tutsak ruhları verecektir cevabı. Uçmak için kanat gerekiyor ve kalmak içinde sağlam ayaklar.

Sonra arşivdeki silinmeyen fotoğrafların, gözlerdeki pişmanlıklarıyla yüzleşiveriyorsunuz olmadık zamanda. Kime gülümsediğini bilmediğimiz ruhumuzun aldanışlarıyla” kim kokuyor aşk” sorusu dökülüveriyor tenlerden.

İyisi mi, biz her şeye rağmen,  masum olmadığımızı itiraf edelim kendimize. Vebalini ne aşk ödesin ne de kuşlar…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 141
Kayıt tarihi
: 24.12.11
 
 

1965 Zonguldak doğumlu ve halen Zonguldak'ta yaşamaktayım.Yazarım ve çeşitli platformlarda sunucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster