Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
155
 

Başkaldırıyorum hey !...

Başkaldırıyorum hey !...
 

Bir Park ile beraber birşeyler değişti hayatımızda.. Farklı görüşlere sahip insanların bir olmasını gördük, paylaşmasını ve değerlerine sahip çıkmasını. Belki en çok gençleri gördük, hamburger çocuğu diye geçiştirdiğimiz gençleri. Bilgisayar başından kalkmıyor diye eleştirdiğimiz gençleri. Yani yeni yeni tanımaya başladığımız Y kuşağını. Tarihlere baktım, biz X kuşağına mensupmuşuz. Yani onlar kadar bireyci, onlar kadar özgür değilmişiz. Bir başka köşe yazarının yazdığı gibi büyütüldük biz, aman hiç bir olaya karışma!.. Bir yanımız hep istemese de korkar.

Oysa düşünüyorum da bizlerde isyankardık hep biraz.. Ama kendi içimizde yanıyor kendi içimizde sönüyorduk. Misal farklı müzik türlerinde meydan okuyorduk notalarla hayata. Ben tüm lise hayatım boyunca Ahmet Kaya dinledim. Ne vardı 90'larda? Hiç bir etnik olay yoktu. Şehir haberleri henüz yeni başlıyordu sanırım, daha önce başlamışsa da henüz bize tam anlamı ile ulaşmamıştı. Ahmet Kaya dinler, Nazım Hikmet okur, duygulanır ama neye isyan ettiğimizi bile bilmezdik. Şarkılarında başkaldırıyordu Ahmet Kaya ve büyük ihtimal bu günleri yaşamak adına, Kürt halkı adına okuyordu o şarkıları. Ama biz Türk çocukları ne olduğunu bilmeden dinliyorduk. Üstelik o kadar salak bir kuşaktık ki; babam bir Kürt şiddetinde kurban gittiği halde, ben yine de dinliyordum... Duyguluydu, isyankardı, içtendi. İsyan edecek bir baskı rejimi ve baskıcı bir aile yoktu ama destekliyorduk. Çok acıklı söylüyordu ve gururla..

Hiçbir olaya karışmamamız gerekiyordu, olay bile yoktu doğru dürüst ama bizler isyankardık. Neden? Çünkü biz özgür bireyler olarak yetişiyorduk!.. Muhakkak üniversite okunmalı, bir yabancı dil en az olmak üzere bilinmeli ve elbette tek başına ayaklar üzerinde durulmalıydı. Biz sadece akranlarımızı ve ailelerimizi değil, araştırmalarda bahsedildiği üzere düşünceleri önemsiyorduk. Korkaktık, rekabetçiydik ve var olmaya çalışıyorduk, farklılık yaratmaya..

Biraz başardık biraz başaramadık sanki.. Toplum anlamında pek örnek çıkışlara vesile olmadıysak da olduğumuz alanlarda gerçekten olmaya çabaladık. Edindiğimiz kariyerlerde iyi olmak için çok çalıştık. Mavi ya da beyaz yaka.. İkisini de ayırmadık.  Kimseye karışmadık, engellemedik ama rekabetimiz daha iyiyi yapmak adına oldu. Aile imkan verse de veremese de iyi birer eğitim aldık, çalışarak orta halli işlere daha zekilerimiz daha iyi işlere girdik ve iyi çalışmaya özen gösterdik. Çünkü pek çok şirketin holdingleşmesi ve kurumsallaşması bizim dönemimizde çoğaldı. Masum bir mektuplaşma, bakın e-mail demiyorum ve bir köşe yazarının yazması ile başlayan Sevgililer Günü'nin tüketime dönüşmesi bizim gençliğimize denk geldi. Aile büyüklerini Bayramlarda anmak doğal bir vazife iken, lütfen tatile gitmeyin, büyüklerinizi ziyaret edin sloganları ve bunların reklamlara konu olması yine bize tesadüf etti. Bizler; değerlerimizin tüketime dönüşmesini, aileden ve rejimden gelen '' aman olaylara karışma'' baskısı içerisinde hüşu ile kabullendik. Değerlerimiz ile kapitalizmin ağır ayak seslerini aynı baskıda erittik. Kimseye zarar vermeden ve yine de kendimizden ödün vermeden iyi ve bilinçli birer birey olmaya çalıştık. Velhasıl iyi habere konu olabilecek davranışlar sergiledik. 

Başaramadıklarımız da vardı. Bizler Y kuşağı kadar olamadık çünkü, bireyci değildik, hiç kendimizi merkez almadık, alamadık. Takdir edilmeyi bekledik, fark yaratmayı ve fark edilmeyi. Bencilliği içselleştiremedik. Paylaşım öğretilmişti çünkü. Kardeşçe bir dünyada emeğimizle başaracak ve bunu her kesime yayacaktık. 

İşte bunlar için çabalarken, o arada Y kuşağının ailesi olmuşsuz. Anne ve babaları.. Ben o anne baba olacak kuşağın son yıllarına tekabül ettiğimden, bir de anne olmayı becerecek kadar çalışkan olmadığımdan, sonunda kırıntı olarak kaldım. İki kuşak arasında hala yolunu çizmeye çalışan kadın, hala ilişki yaşayan ve hala kişileri çözmeye çalışan kişi. 

Bu süreçte hızla değişen yargılar ve gündelik yaşam ile yaşadıklarımı tahlil etmeye çalıştım, olumsuz bir sonuç çıktı karşıma. O sonuç diyordu ki : kimseye güvenme!.. Bu sadece özel hayatta da değildi. İş hayatı da aynıydı. Özel hayat da tüketim adına elenirken iş hayatında menfaatlar anlamında elendim. Aynı işyerinde, haksız olduğuna inanmadığım bir greve katılmadığım için elendim. Orada elendim burada elendim, amaaaan takma derken bir baktım ki... Ruhsuz sevgisiz bir kalıp dökmüşüm ortaya. Üstelik nasıl konforlu, nasıl rahat. İnsanı hiç yormuyor. Alayı gelse sallayamıyor.

Öyle bir rahattı.. Sonra birden birşey oldu. Günlerce uykumuzu kaçıran ve acaba ne olacak bu işin sonu, inançlarımla hareket etsem taşlanır mıyım dediğim grev süreci bile dostlarım tarafından taşlandığım halde bir şekilde huzurla geçmişken; ve asla kimseyi dikkate almazlar ve o parkta insanlar gaz yediği ile kalacak derken hiçbir şey eskisi gibi kalmadı. Tüm ümidim bitmişken, ezberlediğimiz bir sonu yine yaşıyoruz derken, o ezber bozuldu. Herkes direndi, hemcinslerim daha çok direndi. O iki kadının heryerde yayınlanan fotoğrafı bana içimdeki özgür insanı çağırdı. Üstelik güzel olan şu ki bir tek beni çağırmadı, binleri çağırdı. O binler farklı görüşlerde aynı potada eridi. Farklı görüşler, farklı yaşlar ve aynı düşüncede erimeyi, bir olmayı gördük. Bu duruş gurur mu desem, mutluluk mu, ümit mi?.. Hangisini daha çok ekti kalbime.. Sanırım hepsini.

Bende daha fazlasını istemeye cüret ettim böylece.. Düşünce anlamında yaşadığımız bu Rönesansın duygularda da yaşanmasını istedim. İstedim ki nasıl ki meydanlarda özgürlüklerde ve birbirimize saygıda bir olduysak, bunu özele de taşıyalım. Orada da birbirimize saygılı olalım, diğerimizi ötekileştirmeyelim. Onu dışarıda bırakmayalaım, sınıflandırmayalım. Nasıl ki partilere mensup değilsek önyargılara da olmayalım. Eğlenilecek kız ile evlenilecek kız ayrılmasın birbirinden, keza takılınalacak adam ile acaba adam mıdır dediğimiz adamın arasında hiç fark olmasın. Aynı şekilde karşılansınlar, aynı ilgi ve saygıyı görsünler. Birbirimizi önyargısız, menfaatsiz ve beklentisiz, çıkarsız alalım. Parkta birisine çarptığı zaman pardon diyen kişi ile duygularınıza çarptığı zaman pardon diyen kişi arasında fark kalmasın. Birbirini insan olarak önyargısız sevmeyi başaranlar, ennihayetinde birbirini kadın ve erkek olarak sevmeyi de başarsınlar. Bu tüketim toplumunun bize dayadığı kuralları özelimizde de yıkalım. Orada da birbirimizi harcamak ve satmak yerine kollayalım, birbirimize omuz ve el olalım. Etik olarak yanlış yaşananlara karşı birlikte direnelim. Kuşu kediyi, ağacı sevmeyi hatırlayan insanoğlu birbirini sevmeyi ve kollamayı da hatırlasın. Marifet köşe dönmekte deği, sözlerden dönmemekte. Bize şark kurnazlığını ısrarla dayatan şu yüzkarası zihniyeti bir aşabilsek, ah bir kurtulsak ondan.

Ümidim olsun istiyorum. Yaşadığımzı bu büyük değişim ve hatırlama anları, tüm duygularımıza yansısın. Doğaya insanca davranmayı, birlik olmayı hatırlayan X kuşağı ve güya zaten bilen ebebeynci ve akrancı Y uşağı, özelde de devrim niteliğinde bir adım atsın. Sistemin dayattığı tek taş gelmesin belki ama tek kalp gelsin artık.  Çok mu hayalperestim? Belki.. Olsun, varsın hayalperest olayım ama biraz ümit olsun, Abidin mutluluğun resmini her cephede çizsin artık. 

Bu arada iyi ki dinlemişim hep o güzel şarkıları. Başkaldırıyorum hey, varın benim farkıma mı diyordu o mahur beste?!.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kötülük yine iyiliğin elbisesini çalmış geziniyor bu yüzden görmeleri engelleniyor ama hep iyilik kazanır iyilik hakka erer. Bizim kuşak hep umutludur :) güzl günler göreceğiz çocuklar derken işte bu kuşakla görecek inş. onlar harika muhteşem hem onlar bizim kuşağımızın evlatları bizim çocuklarımız :) ve bugün aklımdan geçtin sen geldin hoşgeldin :) sevgimle.

Tülay EKER 
 10.06.2013 13:35
Cevap :
Evet dilerim dediğiniz gibi olur. İyilik ve güzellikler, kötülüğü yener ve hep beraber görürüz. İstanbul'dan sevgiler :))  10.06.2013 16:59
 
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1112
Kayıt tarihi
: 18.03.12
 
 

Edebiyatı, okumayı ve yazmayı çok seviyorum... Günlük hayata ve kavramlara dair söyleyecek sözüm ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster