Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
975
 

Başlamak bitirmek mi?

Her ne kadar, “Başlamak bitirmenin yarısıdır.” dense de ısrarla takip edilmeyen bir işin yarım kalması kaçınılmazdır. İşe hiç başlamayan insanların zaten işi bitirme gibi bir dertleri yoktur. Ne yazık ki başlayanların bir kısmının da menzile ulaşamadığı bir gerçektir. Canını dişine takıp şeytanın bacağını, hatta tüm kemiklerini kırarak sarsılmaz bir irade heykeli gibi çalışma masasının başına geçen ve neredeyse yeni icatlar yapacağı izlenimini veren nice arkadaşlarımız tez vakitte havlu atmaktadır. Sonunda da “Başlıyorum ama sürdüremiyorum hocam, elden ne gelir?” diye yakınmalar başlıyor.

Nasıl oluyor da bitirmenin diğer yarısı sağ salim ışığı görmüyor, yaş otuz beş deyince ömür tükeniyor. Başlayan neden sürdüremiyor? Herkesin kafasını kurcalayan bu soruna Mecnun’ un atıyla olan hikayesi çok güzel bir örnektir.

Söylendiğine göre Mecnun, her gün atına binip Leyla’nın bulunduğu memlekete doğru yola çıkarmış. Ayrılığın durmaksızın alevlendirdiği aşk acısıyla inleyip durduğu, özlemi de yol boyunca sürdüğü için çok geçmeden at üstünde uykuya dalarmış. Bu sırada gevşeyen parmakları atın dizginlerini gevşetmekte, ağzındaki gemin artık kıpırdamadığını, ipin kendi eline geçtiğini fark eden at da hemen kendi leylasını, yani geride kalan; arpasına, samanına ve gölgesine deli divane olduğu ahırını hatırlayıp ani bir U dönüşü yaparak dört nala ileri atılarak soluğu ahırda alırmış. İşin kötüsü bu hazin macera her gün aynı şekilde tekrarlanıp dururmuş. Çünkü atın sevdası arpa, Mecnun’un sevdası ise Leyla’dır. Tıpkı ders çalışmaya başlayıp da kafasındaki tilkilerin bir türlü kendisine fırsat vermemeleri gibi.

Aklınız, öğretmenleriniz, aileniz, sizi sevenleriniz bu sınavı mutlaka kazanmanız gerektiğini, kazanmak için de ciddi, disiplinli ve programlı çalışmanın şart olduğunu size telkin ediyor. Siz de ne yapıp edip bir hışımla masanın başına oturuyorsunuz. Son sürat çalışmaya başlıyorsunuz; epeyce de mesafe alıyorsunuz. Derken “ders dışı” alemde bir cıvıltı, bir kıpırtı, bir fıkırtı başlıyor ki dayanılacak gibi değil. O dış alem yok mu? Güneş her zamankinden farklı parlıyor, kuşlar başka şakıyor, bulutlar başka süzülüyor, şarkılar başka yankılanıyor, caddeler başka cıvıldıyor. Ders dışında cennet varken hiç ders çalışılır mı? Aklınızla gönlünüz sürekli çatıştıkça Mecnun bitkin düşecek ve at dolu dizgin ahırı boylayacaktır.

İşte bağımsızlığınızı yitirdiniz.

Dış alemin cazibeleri galip geldi.

Tuş oldunuz...

İşin daha da kötüsü akşam yattığınızda gündüz yaşadıklarınızın bir serap olduğunu; oysa dış alemdeki bu cazibeler doğanın günlük rutin olayları olduğunu algılayıp asıl sorunun kafanızın içinde cereyan ettiğini fark edip hayıflanacaksınız. “Bugün sınavlar için ne yaptım?” sorusuna koskoca bir hiiiç cevabı vereceksiniz. Gerçi olaya olumlu yönünden bakacak olursak bizim için bir kazanç olabilir. Hatanın farkına varıp pişman olma ve aynı hatayı bir daha tekrarlamamak...

Ancak bu kazancın ömrü maalesef uzun olamamaktadır. Çünkü bütün o pişmanlık ve uyanma çabası ertesi günkü ders çalışma saatine kadar ya dayanır ya dayanmaz. Mecnun yolda yine uykuya dalar; at yine ahırına geri döner.

Mecnunu uyutan, aşk ateşinin doğurduğu bitkinliktir. Acaba ÖSS-LGS adayını uyutan nedir? Rehberinin öğütlerine kulak asmadığın sürece, ders çalışılan zaman, ders çalışılan mekan, ders çalışılan kaynak yanlış seçilecek ve bunlar birer uyutucu olacaktır.

Hangi mekânda ve nasıl ders çalışılacağını, dershane köşelerinde, toplu yerlerde çalışılmayacağını bilmelisiniz. Evden ders çalışmak için çıkıldığında o günün boşa geçeceğini unutmayınız. Ders, ders çalışma köşesinde ve sessiz ortamda çalışılır.

At, kalıcı ahır, sürekli bir gölge, tükenmez bir arpa ve su kaynağı istiyorsa ancak Leyla’nın ülkesinde bulacağına inanmalıdır. Yani aklınızın ve heveslerinizin aynı yönde olması gerekir.

Doğrusunu isterseniz derse başlamak da ders çalışmayı sürdürebilmek de kaliteli bir iradeye bağlıdır. Yapılması gereken bir işi ertelemek hangi nedenle olursa olsun iyi bir alışkanlık değildir. Sürekli erteleyenlerin zamanın gazabından kurtulamayacağı muhakkaktır.. Bir de “başlama taklidi” var tabi. Derse başlamak ayrı şeydir, başlama taklidi yapmak ayrı şeydir. Taklitlerden sakının!

Çalışmayı değil, hayallerinizi, arzularınızı erteleyin, bunların küçüklerini çalışmanın sonuna, büyüklerini ise gerçek sınavın sonuna bir ödül olarak koyun.

Gemisini iyi kullanan kaptan olarak doğru istikamette ve fırtınasız denizlerde iyi yolculuklar dilerim.

Yarım doktor candan, yarım çalışılan ders ÖSS’den eder.

Faydalanılan kaynak (Rehberiniz Böyle Diyor): Dr. Emre Açıkgöz

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1506
Kayıt tarihi
: 23.06.08
 
 

1963 yılı Trabzon Of doğumluyu. Emekli Öğretmenim Eğitimle ilgili konulara ilgim uzun yıllar önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster